Ramazan estetiği

Ramazan estetiği


Ramazan estetiği
Ramazan başladığı için bütün televizyon kanalları TRT’nin bir yerlerde ürettiği, biriktirdiği "İnanç Dünyası" estetiği tarafından ele geçirildi. Dudakları dışarıda bırakan bıyıklar, kalın çerçeveli gözlükler ve yeşilimsi takım elbiseler... Bu estetik, Kuran-ı Kerim tarafından buyurulmuş bir emir midir? Yoksa bizatihi çarpışmalar diyarı Türkiye’nin bir icadı mıdır? Televizyonda dini müzikler eşliğinde açılan gül goncaları, akan şelaleler ve bal yapan arılar göstermek kimlerin tasarladığı bir dinsel estetik kuramının ürünleridir? Kimin icadı olursa olsun, en pervasız şov programlarının bile "eski ramazanlar" tadında bir terbiye takınma çabası da gösteriyor ki, bir ay sürecek olan bu estetik tahakkümü epey etkili. Belli ki bir ay boyunca bu uhrevi estetik, bu dinsel atmosfer koşulları devam edecek.
Bu yapıştırma ruh hali içinde "Zayıflatır mı?", "Mutfak masraflarını azaltır mı?", "Aman etraftan laf gelmesin" gibi pek tanrısal olmayan kaygılarla ve "İftarda fantastik yemekler yiyelim" iştahıyla oruç tutanlar da bu yazıyı "din düşmanı" falan bulacak. Hayatta tanrı üzerine bir kere ciddiyetle düşünmemiş, iki satır felsefi bir şey okumamış olanlar bu ruh hali içinde yuvarlanıp gidecek. Bu işler böyle, ne yapalım?

Kutu kutu pense
Paris’te Louvre’da, Madrid’de Prado Müzesi’nde birkaç kat aynı sıkıcı teranede dönüp durursunuz: İsa, Meryem, melekler, acı çeken İsa, melekler, çarmıha gerilmiş İsa, İsa acı çekerken, çarmıhtan indirilen İsa, Meryem, melekler, İsa acı çekerken... Güzel sanatların bir kutu kutu pense kısırlığında birkaç yüz yıl boyunca İsa imgesini tırmalayıp durduğunu görürsünüz. Neyse ki sonradan biri "E ama yeter artık!" deyip Rönesans’ı başlatır da bu İsa saplantısı bir son bulur. "İslam dünyası Rönesans’ı yaşamadı" klişesinin ne demek olduğunu üç aşağı beş yukarı daha iyi anlarsınız böylece. İslam dünyasında düşünsel enerjinin hâlâ o Ortaçağ kutu kutu pensesine mahkum olduğunu derinden hissedersiniz: Bal yapan arılar, akan şelaleler, açan gül goncaları! Çocuk bir aklın, çıkış bulamadığı için kısırlaşmış bir aklın mahsulleridir bu imgeler. Hz. Muhammed’in yüzünün tasviri yapılamadığı için etrafında dönülüp durulan, TRT prodüktörlerinin vaktiyle çaresizlik içinde bulup buluşturduğu ve hâlâ aşılamayan imgeler...

Afganistan: Bir Rönesans girişimi
Ama yine de bu yıl enteresan bir Ramazan icra ediliyor Türkiye’de. Afganistan’ın tepesine bombalar yağması ve Türkiye’nin bu savaşta kendisini "Batılı müttefikler" cephesinde bulması sebebiyle ortada bir tür "Biz o ilkel Müslümanlar gibi değiliz" havası var. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz’ın, İslam dünyasının cehalet içinde olduğunu açıklaması ve "Müslümanlar niye geri kaldı?" tartışmaları sebebiyle galiba sere serpe bir Ramazan yaşanamıyor bu sefer. Henüz, oruç tutmadığı için dövülen üniversiteli gençler haberi gelmedi mesela. Daha ziyade "çağdaş İslam ülkesi" niyetine yapılan techno müzik partilerinde sabah namazı kılan gençler, futbol maçında paltolarını serip toplu namaz kılan taraftarlar haberleri tercih ediliyor bu sefer. Türkiye’de her zaman kusursuz biçimde icra edilen kendini durumun gereklerine uyarlama bilgisi bu kez Ramazan için tekrar ediliyor; "vahşi İslam ülkesi" olarak damgalanmamak, "çağdaş İslam ülkesi" kategorisi yaratmak çabasıyla daha "light" bir Ramazan geçiriliyor sanki. Türkiye için "uslu bir Rönesans" girişimi yapılıyor. Bu ruh hali Afganistan’dan, Pakistan’dan gelen habercilerin oralardaki din baskısından söz eden haberler yapmasıyla destekleniyor. Belki de bu Ramazan, Türkiye bu haberler, tartışmalar ve açıklamalar ve en çok savaş sebebiyle kendini İslam Dünyası’nın İsviçre’si gibi hissediyor. Hissettikçe İsviçreleşmeye çalışıyor. Ne denir ki? Allah kabul etsin!