Sancılı Güz Mütereddit Kış

“Başka bir dünya yoook! Başka bir dünya yooook!” Tuncel Kurtiz, Türkiye için kurmak istediği faşist dünyayı istemediğini söyleyen oğluna böyle bağırıyor “Güz Sancısı” filminde:
“Bundan başka dünya yok!”
Aynı esnada İstanbul’un Rum mahallelerinde, geceden işaretlenmiş evlere saldırıyor Türk milliyetçileri, palavra haberlerle gaza getirilmiş bir güruh. Dükkânlar yağmalanıyor faşizan bir iştahla. Gerçeği, pis ilişkilerin hakiki yüzünü bilenler çoktan susturulmuş o sırada. Katillerden biri, 6-7 Eylül’e giden yolda tezgahlanan provokasyonları ortaya çıkarmaya çalışan ‘komünist’ gazeteci için şöyle diyor hatta:
“O yola girdikten sonra hangi köşede düşeceğin belli olmaz.”
Kıbrıs Türk müdür?
Dükkânlar yağmalanıyor, ağızları sulanarak azınlık mallarından kendilerine bir şeyler beğeniyor ‘Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacak’ diye bağıranlar. Elleri sopalı ‘itler’ memleketi kendilerine benzemeyenlerden yine, hep, durmadan temizliyorlar! Hakikatin yoluna girmiş olanlar ise durmadan köşelerde düşüyorlar...
“Güz Sancısı”nın bir grup yazar-çizere özel gösteriminin yapıldığı gün Hrant’ın ölüm yıldönümüydü. Ben Beyrut’taydım, maalesef ikisine de katılamadım. 19 Ocak’ta olamadı belki ama ben de filmi 24 Ocak’ta izledim. Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümünde. Bu yüzden işte filmi izlerken canım bir sürü şeye birden sıkıldı.
Bu ülkenin ‘etnik temizliği-titizliği’ bir yandan... Buna karşı konuşmanın daha da tehlikeli hale gelmesi öte yandan... Bir yandan sistemlerimizin olup iten herşeyi hafızadan temizlemeye ayarlanmış olması... Öte taraftan bu temizliğin akıl almaz ve tiksindirici kirliliği...
İşaretlenen ölüler
Ama en çok içinden geçtiğimiz dönemi giderek normalleştirmemiz ürkütüyor beni. Geçen yılı, önceki yılı hatırlıyorum. 19 Ocak ile 24 Ocak arasında yaşanan tuhaf, fısıltı halinde tartışmaları. Aynı anda hem Hrant Dink’i hem Uğur Mumcu’yu sevgiyle anmak isteyenlerin azalması... Çok iyi hatırlıyorum birilerinin “Uğur Mumcu’yu Hrant Dink’le karıştırmamak lazım” dediğini... Her iki ‘taraftan’ da bunu duyduğumu iyi hatırlıyorum.
Ne tuhaf oysa. İkisi de aynı yola girmişti. ‘Girdikten sonra hangi köşede düşeceğinin belli olmadığı’ o yola...
Bu, bir kış sancısı. Ergenekon sisi ile iyice bulanıklaşan Türkiye siyasi ikliminde ölülerin bile işaretlendiği bir zaman. Ölülerin anısının bile yeniden katledilebildiği bir zaman bu.
6-7 Eylül olaylarındaki gibi güz sancıları tedavi edilmediği için büyüyerek gelen bir kış sancısı. Filmin sonundaki fotoğraflar ve tahrip edilen ev, kilise, mezarlık, ayazma, dükkân sayılarına bakarken göreceksiniz ki, aslında bildiğinizi sandığınız şeyler bile ne kadar azı gerçeğin. Bu kadar az bildiğimiz için zaten bu kış böyle sancılı.
Hiçbirimizin hangi köşede düşeceğinin belli olmadığı kötü bir kış. “Başka bir dünya yok!” diye bağıranların sesini bastıracak seslerin bir tereddüt fırtınası içinde dağılıp gittiği bir zaman. Tereddüt, bu kışın sancısı.
Hrant’ın ve Uğur Mumcu’nun anıları önünde tüm kalbimle sancılanıyorum....