Savaş kumpanyası komiklerini sunar!

Savaş kumpanyası komiklerini sunar!



Hayat, romanlar ya da filmler gibi değildir; inandırıcı olmak zorunda hissetmez kendini. Gerçek, insanın tahayyülüyle alay eder gibidir. Öyle ki gerçek, en absürd şakaları bile bastırabilir saçmalığıyla...
CNN International’da bir haber: "Afganistan turizme açılıyor!" Muhabir, Turizm Bakanı ile röportaj yapıyor. Lakayt şoförler gibi kaykılmış koltukta, bir tür savaş esiri gibi davranıyor bakana. Zavallı adamcağız "Tabii imajımızı düzeltmemiz için çok çalışmamız gerekiyor" gibi hakikaten gülünesi şeyler söylerken, muhabir "Bakalım yeterince ezik davranabilecek mi?" gibisinden bir ifadeyle dinliyor onu. Röportaj bitince muhabir üzerinde çelik yelekle şu sözleri sarf ediyor:
"E tabii Afganistan beş yıldızlı turistler için pek tercih edilecek bir yer değil ama maceraperestler için yeni turizm merkezi olabilir."
Afganistan bombalanmadan önce son derece uzak ve saçma bir hayal olarak yazmış olduğumuz "Belki bir gün Afganistan ‘acı turizmine’ açılır. Hayatın gerçekleriyle bağını yitirmiş ABD gençleri için ‘Aa! İnsanlar aç! Aa! Bak tek ayaklı adamlar’ gibisinde hayretleri yaşamaları için bir turizm merkezi olur" paragraf geliyor aklımıza. Haber, o hayalden bile saçma aslında.

Afganistan meselesiyle ilgili komikliklerden diğeri, Karzai olayı. İzleyenler biliyordur, Bonn’da yapılan "senbenbizim oğlan" tarzı bir toplantıda kendisi Afganistan’ın geçici başbakanı ilan edildi. Zaten Afganistan’a saldırı projesinde büyük hizmetleri geçtiği söylenen petrol şirketi UNOCAL’ın eski danışmanı olan Karzai aynı zamanda ABD’nin Afgan halkının tepesine diktiği bir insan. Fakat sanki böyle bir şey yokmuş gibi, sanki son derece bağımsız bir başbakanmış gibi falan Bush’u ziyaret edip "ABD’nin askeri varlığının ülkemizde sürmesini talep ediyoruz" demesi?! Bush’un da "Peki ayarlarız bir şeyler" yüz ifadesiyle bu tiyatroyu sürdürmesi?! Elbette Karzai’nin bunu yaparken, cüppesi sebebiyle Japonya’dan Fransa’ya kadar bütün moda merkezlerinden övgüler alması da apayrı bir olay.
Ya Afganistan İçişleri Bakanı’nın CNN International’a ve BBC’ye çıkıp, "Abilerim ablalarım, derhal para gönderin yoksa bu halkı zapt edemeyiz. Bizi de sizi de çiğ çiğ yerler" şeklinde tehdit hissi veren konuşmalarına ne demeli? Sanki İngiltere, ABD ve benzeri ağır ağabeyler istemese orada bir gün kalabileceklermiş gibi.

ABD’nin kendi içinde yaşadığı komediler zaten ayrı. Öncelikle Bu Walker meselesi. ABD vatandaşı olmasına rağmen yemeyip içmeyip gidip Taliban’a katılan adam. CNN’de ve daha da muhafazakar olan Fox kanalında olayı öyle "bilimsel" verdiler ki, az kalsın adamda genetik bir hata olduğunu iddia edeceklerdi. "İçimizdeki düşman" paranoyasıyla yaklaşılan meselede "vücudumuzdaki mikroptan arınma" hırsıyla davrandı bütün televizyonlar.
Bir başka konu da geçtiğimiz iki hafta boyunca BBC’nin durup dinlenmeden bu Afgan savaş esirleriyle ilgili haberler yapması ama mesela CNN’de bu konuda hiçbir haber yayınlanmamasıydı. Orada bir tür Avrupa ile ABD arasında insan hakları üzerine bir çatışma yaşandı gibi oldu aslında. Avrupalılar savaş esirlerinin haklarını düzenleyen Cenevre Antlaşması’nın gereklerini dayatıyor, ABD son derece uydurmasyon "yasadışı savaşçılar" diye bir kategori uydurup esirlere Cenevre Sözleşmesi’nden kaynaklanan haklarını vermiyor. Avrupa "Bu adamlar bağımsız ve şeffaf mahkemelerde yargılanmalı" diyor, ABD adamları kat kat sır perdesi arkasında askeri makamlarca sorguluyor. Neden sonra, sanki kendiliğindenmiş gibi, ABD esirlerin yaşam koşullarında birazcık iyileştirme yapıyor. Üstelik bu iyileştirme kendi akıllarına, "iyi niyetten" gelmiş gibi davranıyor.

Bush’un resmi bir açıklama sırasında Pakistanlılara "Paki" demesi; Blair’in heyecanlı bir şahsiyet olarak ülkeden ülkeye seğirtirken kendi ülkesinin meclisinde "Buralara da uğrarsa biz de kendisiyle görüşmek isteriz" şeklinde eleştirilmesi; Taliban’ın eline düşen magazin gazetesi muhabiri İngiliz kadının "Hakikaten yemekler çok kötüydü gibi" son derece lüks açıklamalar yapması; Afganistan’daki yaşam koşullarıyla ilgili en ufak bilgisi olmayan ABD’li feministlerin yaptığı abuk sabuk Afgan kadınına destek açıklamaları falan da var bu savaşın enteresanlıkları içinde. Ama her şeyden komiği, bütün bunların içinde en saçması elbette bombardımandan önce "iğğğrenç!" insanlar olarak gösterilen Afganistanlıların bombardımanın bittiği günden itibaren "dost ve kardeş Afgan halkı" kılığına sokulmasıydı. Bir günde görüntüler değişti. Bombardıman öncesinde sadece ağzından salyalar akan Taliban askerlerini gösteren Batı kanalları aniden "masum çocukları" göstermeye başladılar. Birdenbire Afganistan şahane insanlarla dolu bir ülke oluverdi yani.
Bazen uygarlık tarihinin sanıldığı kadar ciddi bir mesele olmadığını, son derece komik yalanlar, oyunlar, çocuk işi illüzyonlar üzerinden yürüdüğünü düşünüyor insan. Belki de gülünemeyecek kadar berbat bir şakadır tarih; insanın nutku tutulmuşken akıp giden zamandır belki. n