Sen yanlış kadını sevdin

Açtım baktım, Lale Belkıs sabah programlarının o şirin, şeker pembesi dünyasına konuk olmuş. Başka konuklar ve programın sahipleri orta sınıf ahlak değerlerini tekrar tekrar, yağlaya ballaya, mıncık mıncık kurarken, o bu sahnede bir yanlışlık gibi duruyor. Bir kere, sarışın. İkincisi, uzun boylu. Üçüncüsü, o Lale Belkıs.
Program sahibi hanımkızlarımız  -bu kızlarımız günlerinin geri kalanını da böyle genç yaşta teyze olmuş bir TV personası olarak mı geçiriyor acaba?- her türlü şirinliğe batırdıkları o soruyu soruyorlar:
 “Siz tabii hep ‘kötü kadını’ oynadınız. Hiç istemediniz mi tercih edilen kadını oynamak? ”
Lale Belkıs hiç öyle eciş bücüş gülüş ruh haline girmeden şak diye cevap veriyor:
 “Ben kötü kadını oynamadım. Ben, onurlu, her zaman ayakta durmayı bilen, dik durabilen kadını oynadım. Tercih edilen kadın olmamak benim hayatımın şansıdır.”

Lale Belkıs darbesi
Küüüüt diye bir ses geldi sanki. Ortalama ahlaki değerlerin kartondan kadın modelinin küçük ve zarif bir Lale Belkıs darbesiyle yıkıldığını duyduk. Duydum. Orada durulmadı, devam edildi tabii. Lale Belkıs yeni çıkan albümüyle ilgili tuhaf tuhaf sorulara şöyle cevap verdi:
 “Ben yaşanmamış şarkılara inanmıyorum. Benim şarkılarım hayatımdan öğrendiklerimdir.”
Bir küüüt daha. ‘Minareden at beni, in aşağı tut beni’ şarkılarının önüne dikilen bir kadın figürü olarak Lale Belkıs’ı böylece takip etmeye başlıyorum. 

Takipteyim
Lale Belkıs takibimin bir parçası olarak  “En iyileriyle Lale Belkıs” albümünü alıyorum. Sözlerin çoğunun ve müziklerden bazılarının kendisine ait olduğu albümde, Lale Belkıs enteresan bir iş yapmış. “Saykodelik” müziğin kucağından  “aranjmanın” kollarına atlayan bir albüm. Ben sevdim. Çocuk sesiyle söylediği şarkı biraz fazla enteresan olmakla birlikte bence kült olabilecek bir albüm.
Lale Belkıs takibimin en şahane kısmı ise şu oldu. Yine bir sabah programı. Herşey yine aynı. Aynı şirinlikler ve Lale Belkıs’ın aynı müdanasız şahaneliği ile program devam ediyor. Derken Lale Belkıs mealen şöyle bir açıklama yapıyor:
 “Benim bir hatam yok ki o filmlerde. Şehirli bir kadın olarak kendi dengim bir adam bulmuşum, birlikteyim. Ve fakat sonra köyden bu 15 yaşındaki kız geliyor ve aramıza giriyor. Adam da o çocuğu seçiyor. Burada ben mi kötüyüm şimdi? ”

Bakire kalınız!
Yürü be Lale Belkıs! Doğru. Sarışın ve eğlenmesini bilen bir kadındır Lale Belkıs o filmlerde. Sonra köyden, üzerinde kocaman harflerle  ‘BAKİRE’ yazan o kız gelir ve adam dejenerasyona karşı bu  ‘gözü açılmamış kadıncık yavrusunun’ peşine düşer. Ne karaktersiz adammış o yahu! Şimdiden bakınca ne zavallı, patolojik adammış. Vıyyyy...
Şimdiden bakınca tiksiniyor insan. Pedofili bir durum da var oralarda esasen.
Velhasıl Lale Belkıs ’ın yeniden görünür olmasından çıkardığım sonuç şudur:
Sen yanlış kadını sevmişsin kardeşim! Ben yanlış kadını sevmişim. Gülmeyi, içmeyi, dans etmeyi, konuşmayı, bakmayı, istemeyi bilen bir Lale Belkıs dururken konuşmayı beceremeyen, en mühim hasleti  ‘BAKİRE ’ olmak olan kızı sevmeye zorlanmışız. Tüh!
Yanarım yanarım, o yanlış kadını sevdiğimiz yıllara yanarım. Bir Lale Belkıs kahkahası atarım o yıllara ben. Ha ha ha ha ha!