Sezerin sıkıntısını paylaşıyorum!

Bayan Sezere çok üzülüyorum. Türkiyenin first ladysi sürekli aynı işkenceye maruz kalıyor. Hangi ülkenin başkanı gelse o hep aynı çileyi çekmek zorunda: Olgunlaşma Enstitüsü! Ürdünlüler geldi, defile. Azeriler geldi, defile!

Üst kattaki "ev hanımları" olarak first ladyler: Neyse ne, Aliyev hanımın bacaklarıdır son günlerin en mühim diplomatik mevzuu, kimse yüksek sesle söylemek istemese de... Peki nedir o Haydar Aliyevin eşi Mihriban hanımın bacaklarına kamerayla yakın çekim yapmak? Son anda ve kendini tutamayarak! Hadi kameraman "Türk erkeği refleksiyle" indirdi kamerayı, haber editörleri de mi aynı refleksle koyuyorlar haberin iki saniyelik o kısmını? Yani yüce Türk milletine "Ey ahali! Biliyoruz merak ediyorsunuz. Biz de uluslararası protokolün elverdiği ölçüde, diplomatik skandala yol açmayacak kadar kısa olarak gösteriyoruz!" gibi bir şey mi bu? Yoksa memleketim, devletle herhangi bir biçimde bağlantılı kadınların diz üstü etek (bakınız mini değil, diz üstü!) giymesini vaveyla ile karşılıyor da bu yakın çekim onun bir tezahürü mü? Tansu hanımın manasız uzunluktaki etekleri, Nazmiye hanımın "geleneksel Türk kadını etek boyunu" (memur kadınlarda rastlanan, baldırların insanı en şişman gösteren yerinde biten, erkeklere "etek giymiş" fikrini unutturacak kadar bir uzunluktur bu) tercih etmesi mi Türkiyeye devletle bağlantılı kadınların dizden yukarıya sahip olduğunu unutturdu da o yüzden mi bu şaşkınlık? Yıllar evvel, artistik patinaj şampiyonaları tek kanallı memleketimizin aile çay bahçesi eğlencesiyken bir spiker Rus çiftin kadın elemanına hafif kesikti. Öyle ki bir gün kendini tutamayıp canlı yayında şöyle demişti:"Sayın seyirciler, sizce de Yekaterina Gordiyeva çok güzel bir hanım değil mi?" Zarif bir coşkunluk, taşkınlık anıydı o. Aynı coşma hali geçtiğimiz aylarda Ürdünün first ladysi geldiğinde de yaşandı. Spikerler, televizyondaki haber metinlerini yazanlar, az kalsın hep bir ağızdan kadıncağıza ilan-ı aşk edeceklerdi. Kadıncağızın çantasından ayakkabısına "stil analizi" yapıldı, yüzüne yapılan yakın çekimlerle hayranlıklar taçlandırıldı. Tıpkı Mihriban hanımın bacaklarına yapıldığı gibi... Korkuyorum, dünyaca ünlü Prenses Rana bir gün memleketimize gelecek ve esas kopuş o zaman yaşanacak diye. "Sayın seyirciler, sizce de..." Bütün bu hikayeler kopup giderken ben -samimiyetle söylüyorum- bayan Sezere çok üzülüyorum. Zira Türkiyenin first ladysi sürekli aynı işkenceye maruz kalıyor. Hangi ülkenin başkanı gelse o hep aynı çileyi çekmek zorunda: Olgunlaşma Enstitüsü! Ürdünlüler geldi, defile. Azeriler geldi, defile! Bu Olgunlaşma Enstitüsü her nasıl becerip de devlet protokolüne girmeyi becerdiyse bir türlü kimse onu oradan çıkaramıyor. Oradaki kızcağızlar da sürekli olarak first ladylerin beğenisine sunulmak üzere, ha babam de babam dikiyor olmalılar. Hatta gece gündüz sadece protokol için dikiş diktiklerinden de şüpheleniyorum. Ay- yıldızlı şeyler, sırmalı burmalı Osmanlı şeylerinin şeyleri filan, kolay da değil yani. First lady çilesi de ayrı, iki ev hanımıymış gibi gidip o defileyi izleyeceksin, mutlaka çok beğeneceksin. Arkasından bununla kalınmıyor, mutlaka Türk el sanatlarıyla ilgili bir etkinlikte bulunacaksın, işlemeli filan bir şeyler alacaksın. Buradan bir tespit yapmadan geçmek mümkün değil: Hareketli bir kadınsanız bir first lady olamazsınız. Çünkü genel olarak oturularak yapılan bir iş bu. Zannımca politika ya da uluslararası ilişkiler konuşmak isteyen bayan Sezer için bu müthiş bir işkence oluyordur. Yani insan hiç değilse "Sizin oralar nasıl?" gibisinden bir muhabbete girmek ister sakin kafayla, o bile mümkün değil. Nasıl oluyor bu ben bilmiyorum. Bilen varsa söylesin: Bu "eşler", erkek tarafı "prezidan" olunca zorunlu olarak ev hanımı mı oluyorlar? İşlerini sürdüremiyorlar mı misal? Herhalde, Oxford bitirdiysen de "protokol hanım" olarak takılmak zorunda kalıyorsun. Ülke senin evin ve sen de bir ev sahibesi olarak misafir ağırlayıp duruyorsun. Ama bu ağırlama işini bu kadar sıkıcı yapanın ne olduğunu ben söyleyeyim: Bu misafirlikte ne yapılacağını galiba erkekler belirliyor. Bahse girerim eğer bayan Sezer özgürce yapabiliyor olsaydı misafirlik programını, Allahın günü Olgunlaşma Enstitüsüne gitmek istemezdi. Bayan Sezer, acınızı paylaşıyoruz! ecetem@hotmail.com Sezerin çilesi