Sıkılmış diş macunu

Kıyıdan Malezya patırtısı ve siyasal İslam: Türkiye medyası olarak, Malezyalılara "Bö!" yapmak suretiyle halkı ürkütüp geri döndük. Şahsen ben şimdi Malezya basınından bir karşı taarruz da bekliyorum. "Bu insanlar toplanıp buraya geldiler. Ayıp etmeyelim, bari biz de onlarla ilgileniyormuş gibi yapalım" kabilinden bir iadei ziyaret olasılığı mevcut. Yani aniden sokakta Malezyalı gazeteciler size "Sizce Malezya Türkiye olur mu?" diye sorarsa şaşırmayın. Benim gidiş sebebim ise ılımlı siyasal İslamın uluslararası bir proje olarak o ülkede nasıl uygulandığını görmekti. İkincisi ve daha önemlisi, tırmanan siyasal İslama karşı Malezyalı laiklik savunucularının hali pür melalini merak ediyordum. Bununla ilgili daha sonra yazmak üzere, gelelim bu siyasal İslamın bir "halk hareketi" olup olmadığı konusuna. Fevrilik, aniden bir konunun üzerine çullanıp sonra hep birlikte konudan zengin kalkışıyla kopmak Türkiye basınının kötü alışkanlıkları arasındadır. Malezya'ya yapılan ani ve kalabalık medya çıkarması da biraz bu yüzden oldu. Şöyle söyleyeyim: "Richard yanlış yaptı" diyordu Anwar İbrahim, Holbrooke'un "Türkiye ve Malezya ılımlı İslam devletidir" cümlesini sorduğumda. Türkçe okunuşuyla Enver İbrahim, Malezya'nın Recep Tayyip Erdoğan'ı. Tıpkı Tayyip beyin birkaç gün önce New York'ta yaptığı gibi, o da ABD'nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbrooke'la şakalaşacak kadar "samimi". Zaten Tayyip Bey'le Enver de pek yakın. Enver Bey "İslamı modern dünyaya nasıl uygularız?" konusunda Erdoğan'a "tavsiyeler" verdiğini de söylüyor, "fikir alışverişinde" bulunduklarını da. Daha da enteresanı ise cevap vermemeyi her nasılsa başardığı Türkiye'deki özelleştirmelere danışmanlık yapıp yapmadığı sorusu. "Holbrooke'a ılımlı İslam ilhamını siz vermiş olabilir misiniz?" diye sorunca gülüyor İbrahim. ABD'nin dış politika think-tank'i sayılan Georgetown Üniversitesi'ndeki dersleri, Amerikan sermayesi tarafından el üstünde tutulması gibi özellikleri var. Başbakan yardımcısı iken IMF politikalarının yılmaz savunucusu olmasına rağmen yoksulların kurtarıcısı olarak görülüyor. Tıpkı Tayyip Bey gibi neo-liberal politikalarının üzerindeki Müslüman örtüsü onu halkın dostu yapmaya yetiyor. Samimi üçlü İnsan Richard Holbrooke'un ağzından kaçırdığı "ılımlı İslam ülkeleri" projesinin bu iki lidere bakılarak icat edildiğini düşünüyor. Ya da tam tersi:Enver'in de kabul ettiği üzere, 80'lerde başlayan ve ABD'nin desteğini alan "İslamın yükselişi" 11 Eylül'de tehlikeli meyvelerini verince ve siyasal İslam da sıkılmış diş macunu gibi geri dönüşsüz olunca "ılımlı" siyasal İslam projesi adı altında yeniden yapılandırıldı ve bu proje için bu iki lider icat edildi. Hangisi icat? Malezya'da ve Türkiye'de "önünde durulmaması gereken ve kendiliğinden oluşmuş halk hareketi" etiketiyle sunulan siyasal İslama Enver İbrahim'in çalışma ofisinden bakınca böyle şeyler görüyor insan. Sorular soruyor:Holbrooke ile Tayyip Bey ve Enver Bey'in şakalaşacak kadar samimi olmasının sebebi ne?Holbrooke iki lider için de neden "eşsiz devlet adamı" ve benzeri sıfatları kullanıyor?Amerikan desteğini bu kadar güçlü alan, bu kadar neo-liberal bir siyasi hareket nasıl olup da kendini yoksul kitlelere adaletin kılıcı olarak yutturuyor? Pişerken kokusu ABD'den gelen ılımlı siyasal İslam projesi nasıl bu kadar yerliymiş gibi yapılabiliyor? Malezya ile ilgili ciddiye alınması gereken sorular bunlardı işte. ecetem@hotmail.com Hangi halk hareketi?