Televizyonda yaratılan Türkiye üzerine "saplamalar":

KOPUKİSTAN!



Bir başka Türkiye vardır televizyondan içeri! "Kopukistan" diyebileceğimiz başka bir "iç-ülke". Son derece yerli olmasına rağmen yapımlar, sanırsınız ki bütün o televizyondaki insanlar Türkiye'de yaşamıyorlar. Kendi kendine dönen, artık giderek kendi kendini izleyen bir televizyon var artık evlerimizde. Kendi kendine çalışıyor. Tuhaf şey. Bu televizyon hiç bizden bahsetmiyor. Bizden bahsettiğini söylüyor ama ekrana bakınca insan kendini tanıyamıyor. Şöyle ki...

Ütülü İnsanlar Garı
Bir reklam var. Ne reklamı olduğunu söylemeyeyim, zira bu reklam verenler son derece hassas insanlar. Benim yazılara kızıp, maliyeti yüksek intikamlar alıyorlar sonra. Velhasıl, reklamda bir tren garı var. Şahsen ben Türkiye'nin neredeyse tamamını gördüm ama bu kadar şapkalı kadın ve ütülü adamın olduğu bir tren garı henüz görmedim.
Bir de şu "Biz... Üniversiteliyiz" durumu var. Türkiye'de öyle bir üniversite var mı? Hakikaten soruyorum. Zira özel üniversiteler kuruldu, mertlik bozuldu. Olaya artık o kadar hakim değilim. Ola da bilir yani. Kuaförden vakit buldukça Siyaset Bilimi derslerine takılan balyaj kafa kızlarla, kot pantolonun duruşu bozulmasın diye saatlerce aynı şekilde durabilen naylon oğlan çocukları görüyorum artık etrafta. Benim daha yakından bildiğim üniversiteliler, "özgür" değiller pek. Savaş karşıtı gösteriler yapınca soruşturmalara uğrayıp okula filan alınmıyorlar. Ama televizyon başka ve öyle sanıyorum ki var olmayan birtakım üniversitelilerden bahsediyor.

Stüdyoda "çi-kefte"
En çok güldüklerim arasında da bazı kanallarda yayınlanan "Tamamen Anadolu'dan koptuk geldik" aromalı eğlenelim coşalım programları var. Stüdyonun sıra gecesi formatında tasarlandığı programlarda iyice bir gerçekçilik krizine girilerek zaman zaman çiğköfte (çi-kefte diye okunur) bile yapılıyor.
Bu gecelerde "köylü kızı Kezban", veyahut da "dağlar kızı Reyhan" şeklinde giydirilen mankenler var ki, esas onlardır artık oryantalizm olayında dibe vurma hali. Elbette Türkiye'nin "yeniden icadı" konusunda da son derece "ilerici" bir adım!

Kadınlar dövme yapar!
Yapımcılar, zannımca ucuza gelsin diye icat ettiler bu "taşra dizilerini". Kalkıp taşraya gittiler. Ama orada aradıkları "otantik renkleri" bulamayınca ve gördüklerini de ekrana taşıyacak kadar "amatör" olmadıklarından "Dur bakayım sen" dediler kendilerine, "Dur bakayım sen, ben şu Türkiye'ye bir çekidüzen vereyim". Baktılar, Güneydoğu kadınlarının yüzlerinde dövme var ama yeterince iyi değil. Gel bakim makyöz kardeşim. Çiz şunların yüzüne şöyle şekilli bir şey. Güzel oldu bak. Sen şu erkeklerin yüzüne de bir şeyler çiziktirsene. Budur abi! Budur! Bitti işte! Çekelim baba!
Şimdi bu diziler Güneydoğu'da da izleniyor maalesef. O tren garı reklamı, tren garlarına giden insanlar tarafından, öteki reklam da üniversiteliler tarafından izleniyor. İzlenmese tabii, başımız ağrımazdı.
Hindistan'da en berbat reklamcılık şeklini gördüm. Herhangi bir malın adı yazıyor otobüsün üzerinde ve deniyor ki:
"Bu otobüsteki herkes (bilmem neye) güveniyor!"
Yer misin yemez misin? Otobüs bekliyorsun, yorgunluktan geberiyorsun ve önüne böyle bir otobüs geliyor. Biner misin binmez misin?
Türkiye'de de işte, vaziyet budur televizyon evreninde:
"Kardeşim, sen bana göre şöyle bir şekilsin" diyor televizyon. Yer misin yemez misin?