Tereke

Antifaşist mutabakat (2) Bırakın öyle zannetsinler. Onlara koşup getirilecek çomaklar atılıyorsa babamız da bize peşinden koşacak sütbeyaz amaçlar bıraktı. Çiğ et tadı verse de ekmeğimiz, yiyeceğiz; kan kokusu da alsak sudan, içeceğiz; hıçkırıktan düğümlense de boğazımız, midemiz kalka kalka yiyeceğiz, içeceğiz, çalışacağız.Daha açılacak bir sınır var, barıştırılacak insanlar var, yazılması gereken bir hayat var. Hep birlikte yazacağız O'nun hayatını. Güçlü olacağız, çoğalacağız." (Agos gazetesi, 2 Şubat 2007) Arat Dink, babası için, ülke için, insan ve hayat için bunu yazdı. Peki şimdi gazeteler ne yazıyor? "Şimdi bizi başımızdan vurdular, başı boş ortalıkta bıraktılar, öyle mi? Hrant'ın gidişiyle yaşadığımız vicdan taşmasının, sokaklarda yürüyen vicdan selinin önü ırkçı ve aşırı milliyetçi bir setle kesildi. Üstelik haberin ve bilginin rotası Kurtlar Vadisi benzeri bataklık bir araziye çekildi:Muhbirler, "abiler", suçu birbirine atan makamlar...Bilgi, bizi labirentlere sokup izini kaybettirmeye çalışırken, "hakikat" bu polisiye takip gürültüsünün uzağına düşüyor hep. Hakikat şu:Giderek milliyetçi ve ırkçı dümen suyuna kapılıp giden bir Türkiye, bu milliyetçi yükselişin seçim sathı mahallinde kalbini kazanmaya çalışırken ülkeyi daha da akıntıya veren siyasetçiler diğer yanda ise Arat Dink'in sözünü ettiği "sütbeyaz amaçlar". Gürültüde en çok unutulan da bu. Hrant'ın, geride bıraktıkları, düşünsel ve duygusal terekesi. Her giden -Uğur Mumcu'dan Doğan Öz'e, Deniz Gezmiş'ten Muammer Aksoy'a, Maraş Katliamı'ndan Sivas Katliamı'nda ölenlere kadar- geride bir tereke bırakıyor. Ki çok giden oldu, bize kalan çok söz, çok "sütbeyaz amaç" var. Gidenlerin sadece birinin "hakiki" katili bulunup cezalandırılsaydı bugün Hrant yaşıyor olurdu. Ve fakat bir şey daha var. Biz o gidenlerin terekesine sahip çıksaydık, sözlerini sözlerimiz yapsaydık, o sözleri çarpıtmadan, eksiltmeden kendi sözümüze ekleseydik bugün bu kadar "beyaz bereli" olur muydu bu ülkede? Bayrak yere düşmeden önce tutup kaldırsaydık, yarışı belki beyaz bereliler değil, biz kazanabilirdik. Peki şimdi Hrant'ın terekesiyle ne yapacağız? Zalim nisan Hrant'ın ardından yürüyenler hep o sloganı attılar:"Faşizme karşı omuz omuza!"Ve ben her seferinde acı gülümsedim:"Hakikaten omuz omuza olsaydık acaba böyle mi olurdu?"Beni çok güldüren bir slogandır, çünkü her seferinde, eylemlere "Şu katılıyorsa biz gelmeyelim" diyenler, "Bizim örgüt sizin örgütün arkasında duramaz" mücadelesi verenler gelir. Faşizme karşı biz omuz omuza değil, arkalı önlüydük!Bu yüzden önde duranlar düştü hep. Biz arkada kalıp ağladık. Şimdi vaktidir. Bu omuz omuza nasıl durulur, herkes oturup bunu ciddiyetle düşünmelidir. 'Omuz omuza' Arat Dink, "açılacak sınırlar", "barıştırılacak insanlar" derken babasının ömrünü verdiği Ermeni-Türk diyaloğundan söz ediyor. Bunu yapmak için başka sınırları da aynı anda açmamız, birbirimizle de barışmamız gerekiyor. Özgürlükten, demokrasiden, sosyal adaletten, eşitlikten ve barıştan yana olanların bir araya gelip bu ülkenin geleceğine sahip çıkması gerekiyor. Siyasi zeminin sağa kayışıyla bozulan ideolojik ayarlarımızı kardeş gibi konuşa konuşa yeniden yapmamız gerekiyor. CHP'yi, DSP'yi kendine getirecek halk meclisleri, solun en solundan en sağına kadar herkesi bir araya getirecek yeni bir merkez gerekiyor. Bizim "milliyetçilik" sarmalında debelenen bu ülkeye "yurtseverlik" sözcüğünü hatırlatmamız gerekiyor. Fakat bu kez kimsenin önde, bir başına kalmaması, hakikaten omuz omuza yürünmesi gerekiyor. Çünkü bunu yapmadığımızda tek omuz omuza yürüdüğümüz o yol mezarlıklara çıkıyor. ecetem@hotmail.com Yurtseverlik-milliyetçilik