Toz gezegeni ABDye saldırdı!

Bazı hikayelerdeki çelişkileri, boşlukları bulmak insana kendini hiç de zeki hissettirmez. Zira zaten hikaye çok basittir. Dünya böyle bir hikaye yaşıyor işte. İnsan "Gerçek bu değil" demeye bile utanıyor neredeyse. Biri çıkar da "E herhalde!" der diye korkuyor

"Mars dünyaya saldırıyor!"Burada "dünya" sözcüğünün "ABD" anlamına geldiğini söylemeye gerek yok tabii ki. Kendi aralarında yaptıkları pankreas maçlarında birinci geleni "dünya şampiyonu" ilan eden bir ülkeden bahsediyoruz nihayetinde. Neyse efendim, Wells radyodan böyle bir yayın yapınca halk paniğe kapılır, oraya buraya kaçışır falan. Wells daha sonra bunu yapmasının nedeninin ABD halkının o yıllarda tepeye vuran büyüklük ve güç kompleksiyle dalga geçmek olduğunu söyler. Öyle görünüyor ki, 11 Eylül saldırısı da ABDyi "Mars çarpmışa" çevirdi. Birçok orta sınıf ABDli için Afganistan ve dünyanın o uzak tarafları Marsın farazi bir eyaletinden farklı değildi. Onlar da bu yüzden uzaylıların saldırısına uğrasalar ne yapacaklar onu yaptılar: Önce korktular. Sonra bu uzak gezegenin yerini haritadan öğrendiler. Derken tıpkı eski "Uzay Yolu" dizisindeki gibi "bu gezegenin yaşam koşullarını öğrenmek ve bazı ölçümler yapmak için" biraz beklediler. Sonuç olarak "kötü ve iğrenç varlıkların yaşadığı" o uzak gezegeni yok etmek için harekete geçtiler. Çünkü "dünya medeniyetini" ele geçirmeden önce bu "kötülük" yok edilmeliydi. Bu kötü gezegenin adı ise "Toz Gezegeni" idi. Orson Wellsin ünlü icraatlarından biridir. Radyo tiyatrosu yaptığı gecelerden birinde birden bağırır: Tozda yürüyenler 11 Eylülün hemen sonrasında herhangi bir fotoğraf gibiydi diğerlerinin arasında. Ama o zaman da "Akıllarında bu fotoğraf kalacak" demiştik, öyle de oldu. Fotoğraf yılın fotoğrafı seçilmekle kalmadı, saldırının simgesi olarak kulelere giren uçak görüntülerinden bile daha çok ünlendi. Çünkü dünyanın "pis" bölümünden kendini histerik biçimde koruyan ABDye az gelişmişliğin sevimsiz markası olan "tozun" bulaştığının kanıtıydı bu. Tiksinti verici olan, ellerine yüzlerine bulaşmıştı ve alınacak intikam bu "bulaştırmanın" intikamıydı. Üstelik ABD adlı öfkeli dev, maşallah pek bir dilliydi! "Terör" sözcüğünü kutsal bir metin gibi mızrağının ucuna geçirdi ve parmağıyla birtakım yerleri gösterip "terör" diye bağırarak yeni istila bölgeleri açtı. Korkak cüce ülkeler de pıtır pıtır devin peşine takılıp minik sesleriyle bağırdılar: "Yaşasın dev! Yaşasın dev!" Mesela Afganistandaki "öcü" Talibanların vaktiyle Houstonda şimdi kızgın kızgın konuşan Bush tarafından güzel güzel ağırlandığı, onlarla petrol pazarlığı yapıldığıydı. İşler yürürken Talibanın petrolden biraz daha pay istemesiyle anlaşmanın bozulmasıydı. Şu anda savaş nameleri yapan ABD hükümeti üyelerinin eskiden Talibanla petrol işi yapan büyük şirketlerin çalışanları olmasıydı. Şimdi anaokulu piyesi tadında devlet törenleri yapan Afganistan Devlet Başkanı Karzai de aynı kulüptendi tabii ki. Hikayelerin niye buralara geldiğini anlamak için petrolün ABDnin "yaşam sıvısı" olduğunu da bilmek gerekiyor elbette. İkinci bilinmesi (ya da hatırlanması) gereken şey de Clinton döneminde "Alaskada petrol arasak mı? Durumlar kötü" tartışmaları tabii ki... Devin çılgın naralar atarak aradığı Usame Bin Ladinden kimse bahsetmiyor artık mesela. Hani Afganistandaydı? Hani onu bulmak için Afganistana girilmişti? Yani o kadar saçma sapan bir hikaye ki yanlışını bulmanın bile tadı yok. Dünyanın esas meselelerini bilmeyince hiç de enteresan olmayan bu sümsük masal çıkıyordu ortaya. Peki dünyanın esas meselesi neydi? Iraklılar konuşur mu? Peki devin Irakla ilgili "masalı" neydi? "BM gözlemcilerini ülkeye sokmuyorlar"! Gizlice nükleer silah üretiyorlar ve bunu araştırmak isteyen gözlemcilere izin vermiyorlar. Bu yüzden dev sinirleniyor falan filan. Peki, Filistine yapılan saldırının sonuçlarını öğrenmek isteyen aynı BM gözlemcilerine izin vermeyen İsrail olunca... Oysa biliyoruz ki, İsrail dünyanın altıncı büyük nükleer silah programını epeydir sürdürüyor. Oof! Of! Hakikaten bu hikayedeki gedikleri bulmak insana kendini hiç zeki hissetmiyor. Çünkü çok sıkıcı, çünkü çok ucuz, çünkü çok basit! n ecetem@hotmail.com Irakın dünyanın ikinci büyük petrol rezervine sahip olduğunu biliyoruz değil mi? Aynı zamanda Saddamın eskiden ABDnin "en sevdiğimiz diktatörler" arasında olduğunu. Tıpkı Miloseviç gibi. Şimdi Uluslararası Lahey Savaş Suçları Mahkemesinde yargılanan Miloseviç, ABD eski Başkanı Clintonı "muhabbet olur, eğleniriz" diye çağırmıyor yani. Adam "Bu işi ben tek başıma yapmadım kardeşim" diyor bir çeşit. Yani bir gün Saddam da bir yerlerde yargılanıp konuşursa diyecek çok şeyi olur mutlaka. Bunlar bir yana, ABDde egemen olan sağ basın nasıl Afganistana saldırılmadan aylar öncesinde "iğrenç insanlar yaşıyor orada" yayını yaptıysa Irak için de yıllardır aynı şey yapılıyor. Irak, sanki sadece Saddam adlı bir "manyağın" yaşadığı bir memleketmiş gibi sunuluyor. CNNde Christina Amanpour -her nasılsa- bombaların düşeceği yeri bilip ona göre konuşlanıp haber yapmasını biliyor da acaba CNNde bir tane de hava akınından kaçan insanlar görüntüsü gördünüz mü? Ya da Iraklılarla yapılan bir tane söyleşi? Ya da sığınaklarda korkudan büzüşmüş insan yüzleri? Bunların hiçbirini göremezsiniz, çünkü onlar "manyak"! Iraklı güzel çocukları ancak Iraka yapılan saldırı bittikten sonra göreceksiniz. Muhtemelen "en yüce insani değerlerle donanmış, kahraman" ABD askeri ona şeker veriyor olacak. Böylece beyninize en kabasından "bağışlayıcı, sevgi dolu dev" fotoğrafı gönderilmiş olacak. Düşünme ve fotoğrafı ye!