Tribünlere yazmak

Yeni Şafak gazetesinde Taha Kıvanç ismiyle de yazan Fehmi Koru "Kimmiş o hastasına dokunmayan doktor?" sorusunu sordu. Mesele o "hain" doktorun kim olduğuna bağlandı. Ben, örneklerin yerinin haber sütunları olduğunu söylediğim ve "hedef göstermek" istemediğim için mesele, "Bak işte! Cevap veremedi" kıvamına bağlandı. Önceki pazar bir yazı yazdım. Ana fikri şuydu: "Türkiye santim santim muhafazakârlaştırılıyor". Yazıda, yoksulların üst sınıfa göre tutuculuktan daha çok pay aldığından söz ettim. Yazıda, karşı cinsten hastasına dokunmayan doktorlara dair birkaç cümle vardı. Koru da son yazısıyla bendenizi "halkına tepeden bakan yazar", "Beyaz Türk"ün savunucusu ilan etti. Canı sağ olsun! Polemik hadisesini pek beceremem. Yani "tribünlerin" gözünde "altta kalan pehlivan" durumuna düşsem bu "tribünlere yazmayı" sevmediğim, tercih etmediğim içindir. Üstelik ben ismimle yazarken, başkası takma isimle karşılık veriyorsa karanlıktır böyle şeyler, hoşlanmam. İsmimle yazıyorum Süreci başlatan sözlerim şöyleydi kabaca:Muhafazakârlık üst sınıfta daha "beyaz", daha ılımlı yaşanırken yoksullar, din sosuna batırılmış "ayıplar" ve kısıtlarla kapandıkça kapanıyor. Başörtülü defilelere giderken zengin kadınlar, yoksullar, töre cinayetleri için din adamlarından onay belgesi alacak insanlar haline getiriliyor. Belki, bu meseleyi konuşmak, bu yüzleşmeyi yapmak, sınıfsal meseleyi tartışmak cemaat duygusunu böleceğinden, "düzeni" bozacağından konuşulsun istenmiyor. Oysa inananlar Allah'ın huzurunda eşit olsa da bu dünyada her mümin/mümine başka dünyaları yaşıyor. Bu hakça mıdır? Benim derdim buydu. Ama mesele "O doktor hangisi?" sorusuna kilitlendi. Orası güvenli bir alan çünkü. Benim sorum ise tedirgin edici. İnananlar eşit midir? Polemikler okur için çok enteresan değil. Bunu enteresan bulanlar "tribünler". Bu tartışmayı da tribünler izliyor. Tribünlere bakarak söyleyeyim, genel olarak Kemalist çevreler için söylenen "zinde kuvvetler" sözünü artık siyasal İslamcılar da hak ediyor. Onların da "zinde kuvvetleri" var. İnternette nöbet tuttular: "Taha Kıvanç cevap bekliyor!" Sitelerde yazılar döndü hafta boyunca. Müslümanlara karşı psikolojik savaş söylemi kullandığımı söyleyenler oldu. Şu bile soruldu:"Temelkuran'ın piyasa kapitalizmiyle nasıl bir menfaat ilişkisi var acaba?"İnsafa, edebe davet ederim. Fakat hafta boyunca olanlardan ve Fehmi Bey'in tribünleri küçük ve aslında konuyu indirgeyen bir soruyla ayaklandırabilmesinden anlıyorum ki aslında bu bir tabu. Dindar kesim arasında sınıf meselesi konuşulsun istenmiyor. Bu yüzden konu "ileri polemik teknikleri" kullanılarak indirgeniyor. Kendilerini yıllarca "mazlum, mağdur" söylemi üzerinden var eden, öyle politika yapan muhafazakâr kesim, şimdi iktidardayken bu söylemde bir gedik açılmasından, cemaatin sorgusundan, bu sorgulamada "beyaz" koltuklarının sarsılmasından ürküyor. İnsaf ve edep Fehmi Bey'in yazısında Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ı "beyaz olmadığı için mağdur olan" vatandaş ilan etmesi bu yüzden. Muktedir, kendi cemaatine karşı "Bakın biz de esmeriz" diyor. Unakıtan da mağdursa pes doğrusu!Bir de Fehmi Bey, yazısının sonunda beni yöneticilere şikâyet etmiş. Bu, "küçük kızı abilerine şikâyet eden abi yazar vakası" ilk değil. Ben alıştım. Gülüp geçiyorum. Bazen yapılacak başka şey kalmıyor zaten...Mühim not: Kürdistan yazı dizisinde Puşi Restaurant'ta çalışan garson Bekir'le konuşmuş ve yazmıştım. Kastı aşan sözler olmuş, Bekir zor durumda kalmış. Bütün Erbil, Bekir'in peşine düşmüş. Bekir Kürdistan'ı da, işini de, insanları da seven biri. Yazılar, onu ve Puşi çalışanlarını üzdüyse benim kusurumdur. Emeğiyle geçinen birini yazdıklarımla zor durumda bıraktıysam, ne olursa olsun, benim günahımdır. Dilerim beni bağışlar. ecetem@hotmail.com Şikâyet eden abi