Yılmaz Güney kapanmasın!

"Bayanlar Parkı"!Hemen altında kime yasak olduğu yazılı:"12 yaşından büyük erkek çocuklar giremez"!Derhal tartışma başladı: Memleketimiz yine harem-selamlık düzeniyle mi tanıştırılacaktı?!Cevap birkaç gün önce Ankara'nın göbeğinde yaşanan "uluslararası krizde" saklı. Adı "Yılmaz Güney Parkı". Eski yazlık sinema afişlerindeki gibi duruyor Güney'in yüzü parkın girişinde. Kederli, mahzun, yoksul ve yoksun bir erkek miti olarak, belki memleketin en güzel erkeklik miti olarak Yılmaz Güney boynu bükük davet ediyor Siverek yollarından geçenleri: Norveç'ten voleybol milli takımı geldi. Garipler güneşsiz ve kadın-erkek ilişkileri bakımından uygar bir ülkede yaşadıkları için soyunup dökünüp Gençlik Parkı'nda güneşlenmeye kalktılar. Sonra anlatıyorlar, peşlerine yüzlerce (!) kişi takılmış. Gariplerin bizimki kadar yasaklı alanı olmadığı için bu kez bilemeyip yeşili görünce duramamış, askeri bölgeye de girmişler. Bu kez askeriyenin helikopterinin tacizine uğramışlar. Nasıl bir güneş hasreti, nasıl bir taciz tecrübesizliği ise artık, ısrar edip kalkıp otelin çatısında güneşlenmişler. Fakat bu sefer de civar binalardaki iş hayatı durmuş, İç Anadolu usulü "Bataklı Damın Gülleri" seyirliği başlamış. İzleyici kitlesi kızları maçlarda da rahat bırakmamış, eline tespihini alan bozkır erkekleri salyalı misket havası eşliğinde Norveçli voleybolcuları "desteklemeye" gitmiş. Bu haber neredeyse bütün gazetelerde yayımlandı. Kanal D'de İrfan Değirmenci'nin her zamanki zeki ve esprili üslubuyla ekranlarda da izledik vaziyetin vahametini. Güldük. Güldürüldük bu duruma. Gençlik Parkı'nda toplu tecavüzün kıyısından dönen Norveçli kadınlarla eğlendik. Biraz saf geldi bize Norveçli kadınlar, parkta güneşlenmeye kalktıkları için "enayi". Çünkü biz fena halde biliyoruz ki aç erkekler karşısında etini bir santim bile göstermemeli. Onları "tahrik" etmemek için kendini kapatmalı, evlere saklamalı. Bunları bilmezsen, tabii başına bunlar gelir, bundan doğal ne var, değil mi? Ve biz doğduğumuz günden beri biliyoruz ki parklarda tek başına dolaşırsan başına her şey gelir, seni polis bile kurtaramaz, bazen de kurtarmaz Türkiye'nin cinsel açlığından. Tecavüze uğrarsan ilk soru "Ne işin vardı orada?" olur, hele bir de kısa bir etek filan giymişsen mazallah tecavüz edenin sırtı sıvazlanıp bütün gözler sana çevrilir, suçlu bellidir!Durum böyle böyleyken durum hiç böyle böyle değilmiş gibi yapmanın bedelini yine bir tek kadınlar öder. Tacizin Norveç günlüğü Laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti'nin birçok şirin il ve ilçesinde kadınlar evlerinden çıkmaz, çıkarılmazlar. Çıkabilecekleri tek yer "kadın kadına mekânlardır". Büyük şehirlerde yaşayan, üst sınıfa dahil kadınlar bu kesintisiz sıkıntıyı anlamayabilirler. Hayatta durdukları yerden, "Yılmaz Güney Bayanlar Parkı" kurulduğunda "Harem-selamlık mı geliyor?" diye kızabilirler. Ama erkeklerin eğitilmediği, devletin bile erkekleri eğitmeye cesaret edemediği bir ülkede sırf "laik vitrin" bozulmasın diye sürdürülen zorlama "sosyal hayatta kadın-erkek beraberliğinin" bedelini en çok Anadolu'daki kadınlar öder. Kimi kez tek bir kadın bile görmeden bütün günü geçirebileceğiniz bu şehirlerin sokaklarında kadınlar ancak kaçarak yürürler. Böyle bir gerçeği "laik ülke" örtüsüyle kapattığınızda karanlıkta kalan, örtünün altına süpürülen yine sadece kadınlar olur. İronik esasında. Yılmaz Güney, âşık olduğu kadınlara dokunamayan bir sinema kahramanı olarak şimdi Siverek'te kadınlara bir "erkeksiz sığınak", "ellemesiz" bir sığınak sunuyor. Siyasi amaç farklı olabilir elbette ama kadınlara bir bardak çay içme ferahlığı, taciz edilmeden yürüme, koşma konforu veriyorsa bu park adını "harem-selamlık" koymak kadınları yine evlerine geri gönderir. Erkekleri eğitmeden kadınlara tanınan ayrıcalıkları kaldırmak sadece erkek egemen düzene hizmet eder. Kadınlar açık havada bir çay daha az içer... ecetem@hotmail.com Yılmaz Güney sığınağı