Beceri yoksa gerisi hikaye

4 Kasım 2019

Ligde son sırada bulunan ve düne kadar tek bir galibiyeti olmayan Kayserispor’un yeni hocası Bülent Uygun 2. bölgeyi kalabalık tutup Fenerbahçe’yi orada baskı altına almaya çalıştı... Amaç pas kanallarını kapatmaktı... İlk yarının son saniyesinde Rodrigues’in karşı karşıya kaçırdığı net pozisyonun dışında aslında bu planları işe yaradı. Ama duran topları resmen seyrettiler, sürekli yerlerini kaybettiler. Önce Moses’ın, ardından Vedat Muriç’in direkten dönen vuruşları tek kelimeyle şanslarıydı...

Fenerbahçe tamamen kontratak düşüncesiyle sahada yer alan rakibine ilk yarıda bu imkanı fazlasıyla verdi. En az iki üç pozisyonda arkada eksik yakalandı. Bunların birinde Adebayor, Fenerbahçe adına resmen savunma yaptı (!), diğerinde Vedat Muriç insanüstü bir deparla geriye koşarak büyük bir tehlikeyi önleyen isim oldu. Sarı-lacivertli ekipte bu kez saçma savunma hataları belki yoktu ama rakibe geniş alan bırakmaları Kayserispor’un her hücuma çıkışında ciddi sıkıntılar doğurdu...

Maç boyunca topa daha çok sahip olan Fenerbahçe’de ince işleri yapacak kimse çıkmayınca her dakika direnci artan ev sahibi üçüncü ciddi atağında Umut Bulut ile skor avantajını ele geçirdi. Yenik duruma düşen sarı-lacivertliler, Moses-Deniz, Emre-Tolga Ciğerci değişiklikleri ile tempoyu artırmak istedi ancak her kaptırılan topta takımın 50 metre geriye koşmak zorunda kalması o beklenen baskılı oyunun kurulmasını engelledi. Yine de Gustova’nun direkten dönen topu ve kaleci Lung’un birkaç pozisyondaki başarısı liderlik hesapları ile Kayseri’ye gelen Fenerbahçe’nin hevesini kursağında bırakıyordu.
Fenerbahçe belki dün geceki oyunuyla yenilgiyi hak etmedi ancak bazı eksikler kendisini fazlasıyla hissettiriyor.

- Mesela Rodrigues neden özellikle deplasman maçlarında bu kadar çekingen oynuyor? Şutları dengesiz ve ayarsız. Ayağı yere hiç sağlam basmıyor.

- Moses oyunu tek taraflı oynuyor. Savunma yönü neredeyse hiç yok.
- İki stoper hücumlarda orta saha ile arayı çok açık bırakıyor, bu da hücum presini olumsuz etkiliyor.

Yazının devamı...

Rakamla saadet olmuyor

5 Ekim 2019

Fenerbahçe’nin oyun anlayışı belli. Hem topa sahip, hem de maça egemen olmak öncelikli hedef. Sonrası gol için hep daha çok adamla daha çok pozisyon üreterek yüklenmek... Orta alanda, savunmada, ileri uçta ve kanatlarda gol için sürekli baskı yapmak, şut çekmek, pozisyona girmek...
Ancak bu planın sadece yarısını hayata geçirebildi Fenerbahçe... Çünkü Tolga Ciğerci ve Ozan Tufan’dan oluşan çakma iki kanatla, yeteri kadar kullanılamayan iki savunma bekiyle ve en önemlisi sürekli şişirilseler de zerre güven vermeyen iki stoperle fazlasını yapmak mümkün değildi...
Evet sarı-lacivertli takım Galatasaray derbisi hariç diğer maçlardaki gibi dün de topa sürekli sahipti... Orta saha neredeyse ikinci topların hepsini aldı. Baskıysa baskı yaptı... Ama iş gole, üretkenliğe, bitiriciliğe gelince bütün artılar, bir anda sıfırlandı...
Fenerbahçe karşısında ilk yarı tek atak yapan ve hayalet Jailson’un içinden geçen genç Ufuk’un golüyle skor avantajını yakalayan Antalyaspor yoğun baskıya rağmen güçlü rakibine fazla pozisyon vermedi... Kontraatağa çıkma planları ise Gustavo ve Emre’nin üstün gayretlerine ve top kesiciliklerine takıldı. Fenerbahçe adına ilk yarıda akılda kalan tek pozisyon çizgiye inen Isla’nın ortasını Diego’nun elle kesmesiydi... Hakem Yaşar Kemal Uğurlu, VAR kontrolüne rağmen net bir penaltıyı es geçti...
Ersun Yanal ikinci yarıda daha yaratıcı ayaklara ihtiyacı olduğunu anladı, ilk iş Tolga’yı kenara alarak Zajc’ı sahaya sürdü, Kruse’yi sol kanada kaydırdı... Fenerbahçe yine atak gözükse de net fırsatları kaçıran Antalyaspor’du... Konuk takım iki net pozisyonda kaleci Altay engelini aşamadı... Ersun Yanal düşen tempoyu yukarı çekmek için Emre’nin yerine Deniz’i soktu... Antalyaspor’un göbeğini oluşturan Diego-Bahadır ikilisinin havadan ve yerden kusursuz oyununa bir türlü çare bulamayan, dakikalar ilerledikçe panikleyen ve futbol aklını kaybeden Fenerbahçe son 15 dakika adeta kaderine razı oldu... Son bir ümit Mevlüt Erdinç oyuna girse de Antalyaspor’un yardımlaşmalı, alan daraltan savunma anlayışı Fenerbahçe’ye zirve yarışında sert bir tokat attı.
Bu yenilgi gelişmekte olan Fenerbahçe’nin moraline, özgüvenine mutlaka olumsuz yansıyacaktır... Ancak bir takım gerçeklerin gözler önüne serilmesi için de bir o kadar önemlidir...
Birincisi Ersun Yanal, Jailson’un yaptığı hataları kaza olarak yorumlasa da Brezilyalıyı stoperde oynatma sevdasından bir an önce vazgeçmeli...

Yazının devamı...

İpuçları!

12 Mayıs 2019

Fenerbahçe sezon başından beri iyi niyetli ve özverili birkaç futbolcunun bireysel gayretleri ve becerileriyle mücadele ediyordu. Ne var ki böyle bir oyun düzeninde bireysel hatalar da sık sık göze batıyordu. Takımca dayanışma da yerleşmediğinden hemen hemen her maç kopuk kopuk, akıcılığı olmayan, gel-gitlerle dolu bir Fenerbahçe izliyorduk... Tıpkı dün geceki gibi...
Kasımpaşa galibiyetinden sonra düşme korkusunu üzerinden tamamen atan sarı-lacivertli ekip, lige veda maçları oynayan Akhisar karşısında daha kendinden emin, daha özgüvenli bir kimlikle sahaya çıkmıştı... Oyunun başlarında Mehmet Topal sakatlanıp Teknik Direktör Ersun Yanal da cesur bir karar vererek Moses’ı oyuna alınca takımın ofans gücü biraz daha arttı. Belki üretkenlikte eksik kalıyorlardı ama yoğun pas trafiği ile rakibin hata yapmasını kollar bir görüntü içindeydiler...
Nitekim Akhisar savunmasının ilk yanlışında Soldado ile cezayı kestiler... Ardından Dirar’ın nefis golü Fenerbahçelilere “nihayet bir maçı da rahat seyredeceğiz” keyfini çoktan yaşatmıştı... Soldado 42’de penaltıyı kaçırmasa belki de çok farklı bir skor ortaya çıkacaktı. Ancak başta da dedik ya Fenerbahçe oyun içinde gel-gitleri olan ve savunması güven vermeyen bir takım. Devre biterken üç adamla atak yapıp golü bulan Akhisar, Kadıköy’ün havasını bir anda değiştirdi. Hem futbolcuların, hem taraftarın neşesi, keyfi kursağında kaldı...
İkinci yarı Fenerbahçe oyuna yine hükmetmeye çalışsa da 2-1’lik skorun verdiği tedirginlik zaten sezon boyunca kimlik bunalımı yaşayan takımın ayağında pranga oldu... O yoğun pas alış-verişleri durdu, hücum bölgesinde çoğalma, oyunun boyunu kısaltma çabası neredeyse hiç yoktu... Topu alan gitti, sağına soluna bakmadan vurdu... Hepsi bu... Sonuçta kazasız-belasız maç tamamlandı, son iki hafta kala kümede kalma garantiye alındı!
Fenerbahçe’nin son maçları gelecek sezon için önemli ipuçlarını içinde barındırıyor. Örneğin bu takımın ne savunması, ne orta sahası, ne de hücum tarafı var. Öncelikle aidiyet duygusunu taşıyan oyuncu sayısı az... Yönetim ve teknik heyet başa güreşen bir Fenerbahçe kurmak istiyorsa işe geri dörtlüden ve kaleciden başlamalı... Sonra Samandıra’ya biraz ruh kazandırılmalı... Bu kadar basit gol yiyen bir takımın ön tarafı iyi olsa ne yazar... Milyonluk ayaklar bu gamsızlıkla ne fayda sağlar... Kadro mühendisliğinde yeni bir hata, baştan aşağıya herkesin sonunu hazırlar...

Yazının devamı...

Sezonu kapadı!

5 Mayıs 2019

Fenerbahçe Yönetimi nasıl attığı adımlarda taraftarın düşüncesini, isteklerini baz alıyorsa, Teknik Direktör Ersun Yanal da kadroyu artık eleştirilere göre kurmaya başladı... Yoksa ligin en fazla gol yiyen takımı olan Kasımpaşa’nın karşısına iki ön libero ile çıkmazdı... Eğer Erzurumspor’un galibiyet haberinden sonra puan cetvelindeki konumuna göre bu kararı verdiyse o hepsinden daha kötü... Çünkü bu hocanın da özgüven bunalımına girdiği sonucunu çıkarır ve geleceğini de tartışılır hale getirir...
Bu hatalı orta saha tercihine rağmen ilk yarıda 65’e 35’lik topa sahip olma oranı yakaladı Fenerbahçe... Ne oynadığı anlaşılamayan belki de ligin en kırılgan en zayıf takımı Kasımpaşa’nın ceza sahasına 17 orta gönderdiler, sağ kanadı “yol geçen hanı”na çevirdiler... Dirar ile Isla ellerini kollarını sallaya sallaya hücum varyasyonları denediler, sayısız orta kestiler... Hatta Harun’un Neustadter’in geri pasında topu ayağının altından kaçırarak yediği gole rağmen çok da paniklemediler, baskıyı biraz daha artırarak Eljif ile oyunu çabuk dengelediler... Ancak kaleye çekilen 8 şutun sadece birinin isabetli olması yaratıcılığı ve bitirici özelliği eksik orta sahadan kaynaklıydı. Devre biterken Isla ile galibiyet golünü bulsalar da tartışmalı bir VAR düdüğüne takıldılar...
İkinci yarı da aynı görüntüde başladı. En etkili silahı Trezeguet’yi çok fazla kullanamayan Kasımpaşa, Koita ile net bir pozisyonu harcasa da Fenerbahçe’yi yere serecek güçten çok uzaktı... İşler iyi giderken Ersun Yanal anlamsız bir şekilde sahanın en iyilerinden biri olan Eljif’i Moses ile değiştirdi. Kasımpaşa kulübesi bile bu karara şaşırmıştı ki, Trabzonspor maçındaki etkili performansıyla formayı bileğinin hakkıyla kapan ve dün gecede kusursuz oynayan Valbuena şapkadan tavşan çıkardı. Veysel’in topsuz alanda Soldado’ya attığı dirsek sonrası kazanılan frikiği akıl dolu bir vuruşla ağlara yollayan Fransız maçın fişini çekti. Bu pozisyonda hakem Halis Özkahya’nın defalarca görüntüyü izleyip Veysel’e kırmızı kart göstermemesi ve sarı ile dirseği geçiştirmesinin hiç bir açıklaması olamaz.
Skor avantajını yakalayan Fenerbahçe, önce ofsayt diye iptal edilen ardından VAR yardımıyla sayılan Soldado’nun golüyle iyice rahatladı. Hem teknik heyetin hem de futbolcuların üzerinden büyük bir yük kalktı... Bir başka deyişle sezon kazasız belasız kapandı.
Fenerbahçe için artık son üç hafta gelecek yılın planlaması ile geçecektir. Ancak Kasımpaşa maçı asla ölçü olmamalı. Gelecek adına kimseyi aldatmamalı... Belki Fenerbahçeliler yenik düşmelerine rağmen baştan sona gönül rahatlığıyla, endişelenmeden, kaygılanmadan, gerilmeden, huzurlu bir maç izlediler ama her takım Kasımpaşa değil işte...

Yazının devamı...

Kaderine razı olacak

15 Nisan 2019

Sarı kartların havada uçuştuğu, hatta kırmızının bile çıktığı, zaman zaman tansiyonun tavan yaptığı “harika” bir ilk yarı vardı maçta!..
Evet, harika... Lakin oynamak, yaratıcı olmak, sonuca gitmek değil rakibi oynatmamak adına.
O kadar şahane “oynatmadı” ki iki takımın da ilk yarıda pozisyonu yoktu.
Koskoca 45 dakikada iki heyecan anı sayılabilirdi sadece... Biri 2. dakikada Fenerbahçe’nin Muslera’dan dönen bir duran topu, diğeri Valbuena’nın şutu... Çok zorlarsanız Feghouli’nin direği sıyıran frikiği...
Fenerbahçe adına sezonun telafi maçıydı aslında bu derbi... Ama buna rağmen kaybetmemeyi kazanmanın önüne koymuştu besbelli. Neden mi? Çünkü Teknik Direktör Ersun Yanal iş bitirici bir orta alan yerine Eljif Elmas tercihiyle koşan bir orta saha tercih etmişti... İlk hedef Galatasaray’ı oynatmamak olmalıydı. Buna karşılık Başakşehir’in Beşiktaş’a kaybetmesinden sonra altın bir fırsat yakalayan Galatasaray son derece dikkatli, hesaplı ve biraz da gergindi...
Oyun adeta 0-0’a kilitlenmişken, son adam Hasan Ali’nin savunma arkasına atılan bir topta Diagne’yi indirmesi maçın seyrini değiştirdi. 10 kişi kalan Fenerbahçe formsuz kayıtsız futbolcularıyla adı konmamış çöküş döneminde sadece ezeli rekabet ve seyirci motivasyonu ile direniyordu...
Ersun Yanal, ikinci yarıya çıkarken hiçbir değişiklik yapmadı. Sadece Hasan Ali’nin yerine Dirar’ı, Dirar’ın yerine de Moses’ı monte ederek oyuna başladı ancak bu hamleler hangi akla hizmetti kimse anlamadı. Fenerbahçe bu saçma oyun formatı ile sadece 66. dakikaya kadar direnebildi... Sahadaki varlığı ve yokluğu tartışılan, sağ bekte ise bir hayli sırıtan Moses, arka direğe kesilen ortada Onyekuru’nun kafa vuruşunu seyredince Galatasaray tarihi bir fırsatın kapısını ardına kadar aralamıştı ki, Feghouli’nin orta sahada kaptırdığı topu iyi kullanan Fenerbahçe, Eljif Elmas ile kabustan uyandı... Bu pozisyon faul tartışmalarını beraberinde getirse de VAR’dan temiz raporu çıktı!

Yazının devamı...

Yalancı pehlivan

8 Nisan 2019

Bu sezon deplasmanlarda sadece bir galibiyet elde eden Fenerbahçe’nin lige verilen üç haftalık aradan da yararlanarak Ankara’da “fazla mesai” yapması gerekir, diye düşünmüştük... Ama hakça söyleyelim, kendi ortalamalarının üzerinde bir oyun oynamadılar. Evet, baskılıydılar, topa sahip oldular ancak işin sonuç kısmı olan gol atmada yine tüm beceriksizliklerini, kalitesizliklerini, eksiklerini ortaya koydular...
Şunu net bir şekilde söyleyelim; Fenerbahçe’de duygu ve enerji yönetimi çok zayıf. O nedenle çabuk oyundan düşüyorlar, “bugün çok iyiler” dediğiniz anda bir anda maçtan kopuyorlar, yüzde yüz konsantre olamadıklarından çok fazla hata yapıyorlar, karşılığında da kalelerinde basit goller görüyorlar... Geçmiş maçlardan yeteri kadar ders çıkarmadan antrenörün tanısına ve tedavisine teslim oluyorlar. Tedavinin en vazgeçilmezi de “yaşananları unutup” sürekli önümüzdeki maçlara bakalım anlayışı! Bu yüzden de bir arpa yol alamıyorlar...
Tolgay Aslan geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda “İyi oynuyoruz, çok pozisyona giriyoruz ama rakipler bir kez geliyor golü atıp gidiyor” demişti... Ankaragücü de aynen öyle yaptı... Kalesinde sayısız tehlike atlattıktan sonra rakibinin ilk açığında cezayı kesmeyi bildi. Tolgay bu ağır çekim futbolunu sürdürdüğü, fizik gücünü artırmadığı, kaçak dövüştüğü, Mehmet Ekici olduğu yere top beklediği, kendini hiç göstermediği, yılların tecrübesi Mehmet Topal ise pozisyon alma konusunda hala acemiliklerine devam ettiği sürece kalan haftalarda da birşey değişmeyecek. Fenerbahçe doksan dakika didinecek, ancak puanlar rakiplere gidecek.
Gelelim Moses’a... Bu performansıyla değil bir daha Premier Lig’de top koşturmak, antrenmana bile çıkamaz... Kariyer olarak belki takımın en elit isimlerinden biri... Ancak iş sorumluluk almaya, özveriye, mücadeleye gelince koca bir sıfır...
Fenerbahçe dün Ankaragücü’nün genç kalecisi Altay’ın kusursuz performansına takılmasa belki üç puanı alabilirdi... Ama Dirar ve Hasan Ali’nin dışında üzerindeki formanın hakkını veren başka kimse yoktu... Bu kadar yalancı pehlivan varken beklenen bahar da bir türlü gelmiyor tabii... Hasan Ali’yi gerçekten tebrik etmek gerek. Dirar ile birlikte bütün enerjisini ortaya koydu... Attığı gol emek ve yetenek doluydu...
Gelecek hafta Galatasaray derbisi var... Fenerbahçe seyircisi tarihin en kötü sezonunu geçiren takımını her türlü tolere edebilir, her şartta desteğini sürdürebilir... Fakat Kadıköy bu maçta da düşerse ne yönetimi, ne takımı, ne de teknik heyeti affeder... Fenerbahçe bu yükün, bu stresin, bu gerilimin altından nasıl kalkacak, bekleyip göreceğiz...

Yazının devamı...

Bu takıma yürek dayanmaz

3 Mart 2019

Tarihinin en sıkıntılı, en sancılı, en karanlık sezonunu geçiren Fenerbahçe’yi ateşleyecek, yeniden alev almasını sağlayacak bir kıvılcım gerekliydi... İşte o kıvılcım Beşiktaş derbisinin ikinci yarısında düşmüştü...
Sarı-lacivertli ekip sadece 3-0’dan geri dönmemiş, belki de aylardır kaybettiği kimliğini de geri kazanmıştı... Ya da biz öyle sanıyorduk... Çaykur Rizespor maçı geçmişi tamamen geride bırakıp, artık öne bakma sınavıydı.
Ligin ikinci yarısında oynadığı altı maçta 5 galibiyet, bir beraberlik alan Rizespor karşısında galibiyet tabii ki kolay olmayacaktı... Nitekim olmadı da...
Daha gündüzden takımın en formda ismi Dirar’dan gelen sakatlık haberi planları etkilemişti. Üstüne 4. dakikada gelen Melnjak golü Kadıköy’de “acaba yine başa mı sarıyoruz” düşüncesini akıllara getirse de Fenerbahçe bunun altından çabuk kalkmasını bildi... Sarı-lacivertliler tempoyu öyle bir yükseltti ki konuk takım nefes alamaz hale gelmişti... Valbuena’nın üstün gayreti, Isla ve Hasan Ali’nin bindirmeleri, savunmanın önde basması rakibi hataya zorluyordu. Nitekim bir duran topta Serdar Aziz beraberliği getirdi. Ardından Soldado’nun golü ve devre biterken Moroziuk’un kırmızı kart görmesi Fenerbahçe’yi ve tribünleri iyice rahatlatmıştı...
Sarı-lacivertli futbolcuların ikinci yarıda bu özgüvenle zorlanmadan, sinirlenmeden verimli bir oyun ortaya koyması bekleniyordu ki tam tersi yaşandı... Sanki Fenerbahçe 10 kişiydi de, Çaykur Rizespor bu fırsatı kullanmaya çalışıyordu... Oyunu kontrol eden, pozisyon üreten, topa hükmeden konuk takım Melnjak ile öyle bir beraberlik golü attı ki tam derslikti...
Bu andan itibaren panik düğmesine basan sarı-lacivertli futbolcular ne bir kişi fazla oynamanın avantajından yararlanabildiler, ne de Rizespor’un direncini kırabildiler... Yanal’ın anlamsız değişiklikleri de krize çare olamadı... Bir duran topta gelen penaltı kararı Fenerbahçe’yi adeta kabustan uyandırdı...
Bu galibiyet kesinlikle küçümsenmemeli ancak bazı oyuncuların performansları da kesinlikle gözden geçirilmeli. Örneğin Volkan Demirel... Hiç güven vermiyor. Kaleye gelen topların yüzde 90’ı santra oluyor... Ersun Yanal’ın önce Volkan ısrarından kurtulması şart... Penaltıdan galibiyet golünü atsa da Moses kaçak güreşiyor... Peki Zajc bu kadar pas hatasıyla bu takımın orkestra şefi nasıl olacak? Soldado rakip stoper için asla bir tehdit değil. Fizik gücü o kadar düşük ki tek bir ikili mücadelede ayakta kalamıyor... Sonradan oyuna giren Ayew’de hiçbir ilerleme yok... Bu kadar problem içinde Fenerbahçe’nin güle oynaya maç kazanması da dünkü gibi kolay olmuyor...

Yazının devamı...

Ne ruhu var ne inancı!

22 Şubat 2019

Can sıkan, yürek kabartan bir başlangıç yaptı Fenerbahçe... Haftalardır süren yanlışlar sanki katlanmış, sahadaki ne yaptığını bilmeyen 11 tur hayallerini bir anda çöpe atmıştı...
Daha 4. dakikada gelen Zenit golü savunmayı oturtamayan, futbol adına tek bir doğrusu olmayan temsilcimiz adına tehlike çanlarının erken çalmasına yol açıyordu... Uzun bir aradan sonra forma giyen Şener’in, Moses ile uyumsuzluğu, Alper’in tutukluğu, Topal-Jailson-Eljif’ten oluşan orta alanın durgunluğu, savunmada Dzyuba ile boğuşan Sadık’ın hemen her rakip hamlesinde düzenli ve sürekli olarak geç kalması turun çok da kolay olmayacağının kanıtıydı... Forvette Ayew hamlesi de fos çıkınca karamsarlık tavana vurmuştu...
Nitekim ev sahibi 37’de farkı ikiye çıkarttığında hepimiz “maç farka mı gidiyor” endişesine kapıldık... İlk iki golde de kademenin hiç olmaması, Hasan Ali’nin tüm pozisyonları iyi bir sinemasever gibi seyretmesi gerçekten düşündürücüydü...
Bu kadar olumsuz havaya rağmen devre biterken Mehmet Topal’ın olağanüstü golü Fenerbahçe’nin üzerindeki ölü toprağını bir anda attı... Üstüne bir de devre arası Alper-Tolgay değişikliği gelince karşımızda özgüveni yükselmiş, sahaya daha iyi yayılan, oyunun kontrolünü tamamen eline alan bir Fenerbahçe vardı artık... Tolgay’ın müthiş organizatörlüğünde topu iyi kullanan temsilcimiz işin üretkenlik kısmında sınıfta kaldı... Ve bir türlü önü kesilemeyen bireysel hatalarla rakibine zaman zaman net fırsatlar bıraktı... Bunlardan birinde Moses’in kaptırdığı topla kontraatak şansı bulan Zenit, Mehmet Topal’ın önündeki topu uzaklaştırmak yerine sahanın yıldızı Hernani’ye bırakmasıyla turu avuçlarımızın içinden aldı...
Elbette, bu maçın saygıyı hak eden, iyi niyetle ve enerjiyle oynayan, rakiplerinden çok kendi takım arkadaşlarının renksiz ve ruhsuz oyununa karşı direnen kahramanları da vardı... Kaleci Harun ve Tolgay... Fenerbahçe dün gece son dakikaya kadar tur umudunu taşıdıysa bu kaleci Harun’un elinden gelenin fazlasını yapmasından kaynaklandı... Harun, Zenit’e değil, resmen arkadaşlarına yenildi...
Fenerbahçe bu kadar kötü bir gecede maçı ve turu çeviremez miydi? Çevirirdi elbette... Ruhu, inancı, cesareti olsaydı... Ne yazık ki bunların hiçbiri bu takımda yok...

Yazının devamı...