Bir kadın hangi sularda yüzmek ister?

Eklenme Tarihi05.02.2010 - 0:45-Güncellenme Tarihi05.02.2010 - 0:47

Kaleme aldığı konulara şöyle bir göz atarsak, eski hayatında kadın olması ihtimalinin hayli yüksek olduğuna inandığım ve böyle söylediğim için bana fena halde kızacağını bildiğim Reha Muhtar, geçtiğimiz pazar günkü yazısında yine beni yanıltmadı ve bugüne kadar yazdığı en güzel ‘kadın’ hikayesini kaleme aldı. Meraklısı okumuştur zaten, atlayanlar için çocuğunu aldırmak zorunda kalan 35 yaşındaki bir kadının bir zamanların olay yaratan filmi ‘Sophie’nin Seçimi’ndekinden beter öyküsü diyelim.
Reha Muhtar’ın kadınlar üzerinde tuhaf bir etkisi var, ona açılıyor, anlatıyor, hatta yazacağını bildikleri halde paylaşmaktan çekinmiyorlar.
Elbette Reha Bey’in onların sırlarına olan sadakatinden de eminler. O yazsa bile, öyle müthiş ustalıkla gizliyor ki kadınlarını, hikayenin asıl kahramanı bile “Ben miyim bu?” diyebiliyor. Yazıda sevgilisi istemediği için, belki de bir daha çocuk yapma ihtimali olmayacak bir kadının bebeğini aldırma hikayesi var. Kadın en zor seçimi yapıyor ve kendisi çok arzuladığı halde sırf sevgilisi istemedi diye böyle bir karar veriyor.
Bu yazı bana çok şey hatırlattı. Çok benzer bir olay yaşayan kız arkadaşımın çektiği acıya birebir şahit olmuştum, müthiş bir deneyimdi.
Kız arkadaşım aşık olduğu erkekten hamile kalmış ve hemen ardından çok sevdiği bu erkekten ayrılarak, eski sevgilisine dönmüştü. Ben onu anladım, neden sevmediği ama huzur bulduğu erkeğe döndüğünü. Olaya şöyle bakmak lazım, kadın acaba hangi sularda yüzmek ister?
Dingin, dibini görebildiğiniz, huzurlu bir sahil düşünün. Bir de dalgalı, rüzgarlı, güvensiz, huzursuz ama heyecan dolu başka bir sahili.

Kadın bildik denizi tercih eder
Dingin sularında sakin ve huzurlu bir şekilde yüzerken, birdenbire heyecanlı bir denizde macera aramak isteyebilir kadın; ya yüzer ya da sadece hayal eder.  Ama dönüp sığınacağı, kendini emanet edebileceği, güvenli limanı asla terk etmez. Kadın gözlerini kapatınca ihanete uğramayacağını bilmek ister, nereden geldiği belli olmayan bir fırtına, sersemletici dalgalar istemez.
Kendi sakinliğinde, heyecan yaşamayacağını bildiği sıradan denizini tercih eder. Köpüren dalgalarıyla, maceraya tutkun olanlar kadını anlamazlar; tamam onun kıyılarında adrenalin yoktur ama bolca mutluluk vardır. Ve kimi kadın sadece huzurlu olmak için bir ömür boyu yaşaması muhtemel ‘aşkı’ tercih etmeyecektir.
Aşk kalbi çarptırır ama onca çarpıntının ardından yaşanacak kalp sızılarına da hazırlıklı olmak gerekir ki; kadının kalbinde acıyla baş edebilecek tek bir hücre bile kalmamıştır.

Abdi İpekçi’yi sevmek
Çocuktum ve hiç anlayamadım neden öldürüldüğünü, hiç tanımadığım bir insan hâlâ da anlayamadığım sebeplerle öldürülmüştü. Nasıl bir meslekti bu diye düşünmüştüm, ne kadar güçlü olabiliyorsun ki, korkudan titreyerek seni indirmek için en ahlaksızca yöntemi kullanarak, silah doğrultabiliyorlar. Gazeteci olmaya karar vermemde ilk ve en belirleyici andır 1 Şubat. Çok uzun yıllar sonra Abdi İpekçi’nin mirası çatısında karalıyor olmak ne müthiş bir haz; haz öyle büyük ki aynı zamanda nefreti, affetmemeyi, öfkeyi, patlamaları barındırıyor içinde. Korkaklar katil olur öğreniyorsunuz zamanla, biliyor ama Abdi İpekçi neden öldürüldü başlıklı yazarı okuyunca hâlâ anlayamıyorsunuz.
Sevgi asla azalmıyor, en çok bunu öğreniyorsunuz; inanç da.

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler