Fellini tahtının yeni vârisi Sorrentino

Fellini’nin ironi penceresinden İtalyan tarzı yaşamlara en iyi bakan yönetmen, tartışmasız Paolo Sorrentino oldu. Son filmi ‘Lorro’ kolay kolay unutulmayacak bir politikacı portresi çiziyor. Hayatın en tatlısı olmasa bile, oldukça aşırısını getiriyor karşımıza. ‘La Dolce Vita-Tatlı Hayat’ın güncellenmiş hali gibi. Buna, çok iyi tanıdığımız bir politik figürün nezdinde tanık oluyoruz. Her ne kadar açılışta karakterinin güncel olaylardan esinlenilmiş bir karakter olduğunu, benzerliklerin tesadüfi olabileceğini yazsa da, bu politikacının Silvio Berlusconi olduğu su götürmez bir gerçek.

3 kez İtalya Başbakanı olmuş, nevi şahsına münhasır bu karakter, birçok özelliğiyle de bugün ülkeleri yöneten politik kimliklere klişe bir örnek teşkil ediyor. Zenginliğiyle kitlelerde hayranlık uyandıran, nüfuz sahibi, işlerini kitabına uydurmakta olağanüstü marifetli, konuşmalarıyla ikna kabiliyeti yüksek, mükemmel satıcılardan. Berlusconi de, emlak satıcılığı yapmış, medya imparatorluğuyla yandaş medya yaratmış, zenginliği dillere destan bir adam. Her şeyini kendi çalışmasıyla kazandığı konusunda övünen, eğlenceyi çok seven bir adam. Dillere destan partilerinde derin dekolteli, topuklu ayakkabılı güzellerin resmigeçit yaptığı, kokain ve bilumum keyif verici maddelerin sınırsız kullanıldığı herkesin bildiği konular. Böyle bir adamın muhafazakâr yapısıyla tanınan bir halkın gözünde oy kazanması nasıl açıklanabilir ki?

50 dakika kısaltılmış

Film, bu noktada bir açıklamaya girmiyor, karakterinin eylemlerine odaklanıyor. Onun başarısı; yılanı deliğinden çıkaran tatlı diline, asla gücenmeden, bıkmadan pazarlıklarını sürdürmesine, insanların duygularına maddi manevi hitap etmesini bilmesine bağlanıyor.

Sorrentino, TV dizisi olarak hazırladığı ‘Lorro’yu 50 dakika kısaltarak sinema perdesine yansıtmış. Bu durum, anlatımda bir dağınıklığa yol açıyor. İlk bir saatlik bölümde Berlusconi’yi sadece ‘Sylvio’ olarak duyuyoruz, bedenen hiç gözükmüyor. Bu bölüm olduğu gibi çılgın, uçuk partilere ayırılmış. İkinci bölümde taşlar yavaştan yerine otursa da, kesilen bölümlerin eksikliği hissediliyor. Sorrentino ve görüntü yönetmeni Luca Bigazzi, ‘Muhteşem Güzellik’ ve ‘Gençlik’ filmlerinden alıştırdıkları büyülü kareleri bir kez daha sunuyor. Hele aşırılığın zirve yaptığı parti sahnelerinde iç içe geçmiş bedenler üzerinden kayan kamera hareketleri muhteşem.