Biz, UEFA'nın zencileriyiz

Cim-Bom'u 'uçuran' güç



UEFA'nın niyeti; ne teröristlerin ekmeğine yağ sürmek, ne Türkiye'yi terör cephesi ülke ilan etmekti aslında... Hatta, İngiliz ve İtalyan takımlarına arka çıkmayı bile planlamamış olmalı. Olay çok daha vahim ve basitti bence:
"Türk Futbolu çok olmuştu"...
Hani pamuk tarlasında kadife gibi sesi ile "Blues" söyleyen zenciler vardı ya. Beyaz Anglo - Sakson Protestan (WASP) Amerikalı, onun gece kulübünde icra - ı sanat eyleyip kendini eylemesine hoş bir fantezi olarak bakardı ya... Ne zaman ki, o zenci koleje falan gitmeye kalkıp, hukuk mukuk okumak istediğinde fena halde çizmeyi aşmış olurdu ya... İşte o hesap.
Kiracı eve talip olduğunda, mal sahibi dellenmişti işte.
UEFA denilen Avrupa organizasyonu, Avrupalı kabul edilmeyen bir ülkenin futbolu ile bu kadar içli dışlı olmayı psikolojik ve siyasi nedenlerle kabul edemiyor olmalı.
Belki de TBMM, "Uyum Yasaları"na Avrupa Birliğine üye olana kadar Türk takımlarına çeyrek finalden ötesi yok şeklinde bir ibare koymalıydı.

Oryantalist bakış
Türk futbolu, Avrupa'nın kılcal damarlarında dolaşan milyonlarca Türkle birlikte UEFA için sadece hoş bir renkti ilk başlarda. Şöyle bir parlayıp sönecek, yeni jenerasyon gurbetçilerin dikkatini futbol sahalarına çekecek, sonra yine kabuğuna çekilip, yerini gerçek Avrupalılara terk edecekti.
Ama evdeki hesap sahaya uymadı. Türk futbolu hızla bir ekol olmaya doğru gidiyor, arkasında birçok Avrupa ülkesini katlayan genç nüfusuyla "uygar" Avrupalı'nın en güzel oyuncağına sahip çıkmaya çalışıyordu.
Haddini bildirmek lazımdı Türklere. Eşit olmadıklarını hissettirmeliydi UEFA... Genlerine işlemiş oryantalist bakışla, pamuk tarlasındaki bir zenci kölenin iyi şarkı söyleyip kazandığı parayla, kızına talip olması gibi gelmiş olmalı Türklerin futboldaki kansız darbesi Avrupalı'ya...
Burada, bizim bildiğimiz anlamda ahlak ve adaletten bahsetmek abesle iştigal oluyor ve o yüzden anlayamıyoruz UEFA'yı bence. Adamlar bize pamuk baronunun monoklu ile bakıyor. Zaten eşit olmayanlar arasında bir adaletten bahsetmenin saçmalığını düşünüyor olmalılar. Bize arada sırada şarkı söyletiyorlar ya; daha ne yapsınlar.

Ahlak dışı yollar
Futbol Federasyonu Başkanı Sayın Haluk Ulusoy sormakta haklı:
"UEFA iki maçımızı tarafsız sahada oynattıktan sonra, neden normal koşullara dönülmesini kararlaştırdı. Dünden bugüne ne değişti Türkiye'de"?
Evet... Terörün yerini zamanını nasıl kestiriyor bu UEFA acaba ? Neden en kritik günler, İtalyan ve İngiliz futbol takımlarının Türkiye'ye geleceği programa denkti. Neden İtalyan basketçiler için tehlike görülmedi? Nasıl biliyorlar; Usame Bin Ladin'e mi sordular yani?..
Sayın Ulusoy da farkında ki, hepsi hikaye...
Türkiye'nin ekonomisiyle, gelir adaletiyle, sağlık ve eğitim düzeyi ile futbol düzeyi uyuşmuyor aslında. UEFA da ahlak dışı yollardan aradaki farkı törpülemeye çalışıyor o kadar.

Süper Lig'in "orta halli" takımlarıyla yaptığı maçlar "ortada" olan bir Galatasaray, süper takımlardan Juventus karşısında üst üste 20 pas yapıp nasıl iki de gol attı? Ayıptır söylemesi "keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur" derler ya... Galatasaray da, uzun süre önce kaybettiği, arayıp da "yöresel"ine bile razı olduğu "ulusal destek"i görüyordu uçurumun karşısında. Yense de yenilse de onu kucaklayacak koca bir ülke.
Fatih Terim, zaten "bunun için" yaşıyordu... Talebeleri, sadece paranın mutluluk getirmediğini anlamıştı. Yönetimin kalbi sıkışmaya başlamıştı. Bu maçta varını yoğunu ortaya koymayanın yeryüzündeki "varlığı" bile tartışmaya açılabilirdi.
Westfalen'den naklen yayının son karesinde, üzerinde Fenerbahçe forması ile sarı lacivert bayrak sallayan ve dudaklarından "En büyük Cim - Bom" sözcükleri okunan bir vatandaşımız vardı Almanya'daki Ali Sami Yen'de. Cim-Bom, uçurumu aşmıştı.

Mersi Juventus
Sonra Hasan Şaş çıktı, açıkça söyledi:
"Önce Türkiye'nin incinen gururu, UEFA'nın haksızlığına karşı hırs vardı aklımızda. Sonra Şampiyonlar Ligi'de tur atlamak".
Günlük sorunlardan uzak, puan hesaplarının üzerinde, rencide olmuş bir ulusun kırık kalbini yapıştırmak... Şifre buydu işte. Bir taşla kaç kuş vurulduğunu hesaplamak bile mümkün değildi artık. Hem hesap kitap işleri çoktan geride kalmamış mıydı?
Ne kadar özlemiş Galatasaray bu ulusal sevgiyi ve biz ne kadar özlemişiz ulusal gurur kaynağımız Galatasaray'ı...
Teşekkürler UEFA, mersi Juventus, ayağına sağlık Cimbom.

Daum altın tabakta güzel bir manşet sundu bize:
"Kalemizde Cordoba olsaydı 4 - 0 kazanırdık"!..
Manşeti yedik!.. Tabak boş iade edilmez. Biz de Daum'a nasihat verelim dedik:
Sayın Daum; Recep denilen adam, kimseyi kandırmadı o kaleye geçmek için. Araya torpil koymadı. Kimsenin ayağını kaydırmadı. Eğer ortada bir acemilik varsa, sebebi ne biz ne kendisi... Zat - ı aliniz bu takımın bir numaralı sorumlusu olarak her maçta bir kurban bularak dikkatleri dağıtmak amacında olabilirsiniz. Ama kimse yutmuyor bilesiniz. Sıra son manşetiniz olacak "veda"ya gelemeden Fenerbahçeli futbolcuları huzursuzluğa mahkum etmekten vazgeçiniz. Recep'in hatası en fazla maç kaybettirir. Siz hata yaparsanız - ki yapıyorsunuz - Fenerbahçe'nin birkaç yılı ve bir başkanına malolursunuz bilesiniz.
Evet... Cordoba, rakip kaleyi boş bırakıp Fenerbahçe kalesine geçseydi söylediğiniz skor olabilirdi; bu ihtimaldir. Lakin, sizin Beşiktaş takımının başına geçtiğiniz son dönem yaşanmış bir vakadır ve anılardadır.

Bu yazı geçen haftaki Ters Köşe'de yayınlanmıştı, bugün aynen geçerli, umarım Beşiktaş-Chelsea maçından sonra üçüncü kez tekrarlarım.
Yenisini beceremediğimden mi?.. Hayır.
Döne döne, futbolun cehennemi geyiğini vantilatörleyen "bizim sektör"ün ortalamasını düşürmeye bir katkım olsun diye.
Tevazu yok... Gerçek böyle.
EY ADALET!..
Sondan başlayalım...
Birincisi, tarafsız saha bilet özgürlüğünde hiçbir Türk takımı, Avrupa'nın en kuytusunda bile öksüz kalmaz; merak etmeyin. Avrupalı Türkler, Galatasaray'ı da, Beşiktaş'ı da sarar sarmalar motive eder. Her tribünü vatan toprağına çevirir, Anavatan'dan giden takviye ile öyle bir "Sultanahmet Mitingi"ne benzetir ki, korku duyulmaya...
İkincisi; İngiliz Dışişleri - UEFA ortaklığının aldığı uluslararası terörün başarı belgesi niteliğindeki bu tarafsız sahada maç oynatma skandalı, aynı zamanda motivasyonun ağababasıdır, biline...
Kıymık kadar suçumuz olmayan Global Terör, kamyonet kamyonet canımızı alır, "Global Futbol Monarşisi" antika engizisyon metodlarıyla şahrem şahrem canımızı yakarken unuttukları gerçek, Türk insanının her türden mağduriyet karşısında ördüğü aşılmaz duvardır. Normal koşullarda birbirimizi iten, ayaklarımızdan dibe çeken ellerimizi, acil durum anonsuyla kenetlemeyi de pekala biliriz; unutulmaya.
Üçüncüsü... Daha doğrusu ikiyüzlülüğün ilk kanı; Türkiye'de, İstanbul ve Ankara'da (utanmasalar mahalle ve sokak adını da verecekler ya) kaidesine tükürdüğümün terörünün yineleneceğine ilişkin iddia...
Yapanı da, yaptıranı da, yapılmasını umanı da, bundan çıkar sağlamaya çalışanı da Allah kahrede...
Eğer adalet varsa, öyle olmalı... Bizim yıllarca okuyup ezberlediğimiz uzun kahır mektubu, kendi seçtikleri futbol sahasından başlamalı. Kartal ile Aslan cayır cayır yakmalı komplocuların çıralarını. Hesaplarını şaşırtmalı. Masa başı futbol maskaraları çimenlerde yemeli ilk torpili...
Sonra "düşmanımın bile başına gelmesin" dediğimiz terör bombası illa ki patlayacaksa, gidip pislikte avanta arayan ellerin olduğu yadellerde patlamalı adalet varsa.
Futbolun adaleti yok, terörün yok, emperyalistlerin yok...
Bir adalet olmalı.





SPOR


KRAL SARAYINI ÖZLEDİ
At yarışları
Avrupa Ligleri
Efes Alman sever: 79-68
İKİNCİ LİG PUAN DURUMU
Philadelphia evinde vuruldu
Filede dün
İstikamet Arena
Kale yine Recep'in
'Teşekkürler oğlum'
Trabzon'da no problem!
Büyükler evde kaldı!
Haber turu...
Biz, UEFA'nın zencileriyiz