BURADA HAYAT MASAL TADINDA

25 Kasım 2012

Bugünlerde Narlıdere’de Aşağı Yenikale bölgesine yolu düşenler gözlerine inanamıyor. Bölgede 600’e yakın konut yapan İdea Yapı, Palma Rezidans’tan sonra Smyrna Park’ı da bitirdi.
Modern evlerin özelliklerinden sadece birkaçı: Çevre gürültüsünden arındıran ses duvarı, akıllı ev otomasyonu altyapısı ve güvenlik sistemleri, merkezi su arıtma tesisi, 24 saat özel güvenlik, uzaktan kumandalı, otomatik site giriş kapısı, Faraday kafesi topraklama sistemi, tam otomatik Kone marka asansör, özel peyzaj düzenlemesi ve otomatik sulama...
Her ayrıntı düşünülmüş
Smyrna Park’ta tüm dairelerde astım ve alerjik hastalıklara karşı merkezi elektrikli süpürge sistemi ve yangın merdivenlerine duman girişini engelleyen basınç sistemi de mevcut. Binalarda first class yaşamın her ayrıntısı düşünülmüş. Kapalı otopark, güneşlenme terası, açık ve kapalı havuzlar, kuaför ve kreş gibi. İzmir’in ruhunu, özgürlüğünü ve modernliğini yansıtan Smyrna Park’ın proje yüzü olarak Ayşe Arman’ın seçilmesi de tam isabet.
İdea Yapı’nın yönetim kurulu başkanı Nejat Arseven arkadaşları ile şirketi 8 yıl kadar önce kurmuş. İsim babası da Arseven. İnşa edildiği her yerde fikir anlamına gelen İdea, isminin, değişimin, yeniliğin ve yepyeni zevklerin yaratıcısı olarak algılanmasını sağlamış durumda. İnşa ettiği her yapıda, sorumluluğunun bilinciyle sağlamlığı esas kılıyor, kalite ve güveni ödün vermeden gerçekleştiriyor. İdea’nın insana ve işine duyduğu özenin evi kalesi olarak algılayanları, onun gücüne inananları, yaşama pozitif bir pencereden bakmayı bilenleri, standartların üzerinde en iyisini yaşamak isteyenleri bir araya getirdiği aşikar.
Nejat Arseven’i Anavatan yıllarından biliyoruz. Bakan, TBMM Başkan vekili olarak. İdamın kaldırılması dahil 24 maddelik anayasa değişikliğinde önemli rol oynayan komisyonun başkanıydı. Aslında hukukçu. Hakimlik mesleğini çok sevmesine rağmen Özal döneminde kendisini siyasetin içinde bulmuş. 20 sene aktif politika yapmış. Parti dağılınca da inşaat sektöründe önemli başarılara imza atan İdea Yapı’yı kurmuş. Arseven projesinden yapımına kadar hep işin içinde olan bir patron. İşini çok seviyor. Ankara’da yaşayıp İzmir’de işin başında olmak için kirada oturması gibi sıkıntılar onun gözünde hiçbirşey. Haftasonları ailesiyle Ankara’da buluşuyor. Özellikle 7 yaşındaki torunu Defne onun yolunu gözleyenlerden. Gençliğinden beri fotoğraf çekmeye, otomobillere ve seyahata düşkün. Fırsat buldukça yurt dışına gidiyorlar eşiyle. En son Fas’a gitmiş. Orada da sadece gezmemiş, inşaat sektörüyle ilgili araştırmalar yapmış. Yazları Bodrum’da. Alışverişi de seviyor. Özellikle kıyafetler almaya. Galatasaray’lılığıyla iftihar ediyor.

Kimdir?

Yazının devamı...

Bir başarı anıtı

18 Kasım 2012

Emperyalizm çarkları dönmeye başlamış ve Anadolu paylaştırılıyordu. Herkes bu talanda ne kapabiliriz kavgasındaydı. İstanbul’daki yönetim olup bitenlere kayıtsız, ülkenin parçalanışını seyrediyordu. Yeni savaştan çıkmış Anadolu açtı, yorgundu, imkansızlıklar içinde kıvranıyordu. İşte tam bu anda Ankara’dan o büyük haber geldi. Mustafa Kemal tekrar Başkomutan olarak ordunun başına geçmiş, yokluklar içinde kıvranan halkından fedakarlık istiyordu, çünkü halkına güveniyordu, onların zor şartlarda neler yapabileceğinden emindi. Kurtuluş Savaşı başlamıştı artık geri dönüş yoktu. Halk Başkomutan’ına inandı, güvendi ve onun emrinde bir destan yaratıp ülkesini bağımsız hale getirdi.
Yeni prömiyerler
30. yılını kutlayan İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB) işte bu destansı çılgınlığın prömiyerini yaptı geçenlerde. Zaten İZDOB bir prömiyer canavarı. Bellini’nin “Uyurgezer Kız” ve Çetin Işıközlü/Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler”inden sonra sırada Tevfik Akbaşlı’nın. “Muhteşem Süleyman“ının dünya prömiyeri var. Hürrem Sultan’ı Aytül Büyüksaraç oynayacak bu yapımda.
Daha sonra “Sylvia” balesinin Türkiye prömiyeri ve sezon sonlarına doğru “Mançolu Şövalye” müzikali repertuarda. Ayrıca köylere, okullara operayı, baleyi, enstrümanları tanıtıcı etkinlikler düzenliyorlar.
Büyüksaraç uzun süredir İZDOB’un başında. Kurum birçok sorunla karşılaştı ve o hep sorunları kişiliğinden gelen uzlaşmacı yapısıyla çözmeyi bildi. Aytül Büyüksaraç, “Elmasoğlu Lojistik”in sahipleri Elmas ve Necdet Elmasoğlu’nun 3 çocuğundan sanatı seçen tek üyesi. İçinde sanatçılık uhde kalan annesi elinden tutup götürmüş konservatuara. 7 yıllık konservatuarı 5 yılda tamamlamış. Soprano olarak çok genç yaşta başrolle sahne hayatına başlamış ve pekçok önemli eseri seslendirmiş. Özel bir ses rengi var. Lise yıllarında “Sen evde şarkı söyle, şirketimizde görev al” diyen rahmetli babasının onunla gurur duyarak temsillerden ağlayarak çıkmasını unutamıyor. Rahmetli kayınvalidesi de en büyük destekçisiydi. Eşi de tam bir klasik müzik ve opera hastası. Amerika’da “Asya Felsefesi” tahsilini sürdüren oğulları Kaan sesi güzel olmasına rağmen farklı bir dal seçti kendine.
Aytül balık burcu ama iddiacılığı, hırsı, yönetici kabiliyeti gibi özelliklerini yükselen burcu aslandan alıyor. Çoğu kadın gibi alışverişe doymayanlardan. Sık sık saçını değiştiriyor. Yemek yapmayı ve de yemeyi seviyor. Sarmalar dolmalar, börekler çörekler. Hele oğlu İzmir’e geldiğinde ocak ve fırın yoruluyor çalışmaktan. Çikolataya hayır demeyenlerden. Hergün bir film izler. Yüzmek, dalmak ve balık tutmak onu dinlendiriyor. Evde de klasik müzik ve opera dinliyor Büyüksaraç çifti. Her ikisi de koyu Fenerbahçeli. İki kedileri var evde.

KİMDİR?

Aytül Büyüksaraç, 1963’de İzmir’de doğdu. İzmir Özel Türk Koleji’nin ardından İzmir Devlet Konservatuvarı Opera Bölümü’nü bitirdi. İzmir Devlet Opera ve Balesi’ne solist sanatçı olarak atandı. 2001 yılında DEÜ Devlet Konservatuvarı’nda yüksek lisans yaptı. 2001-2003 arası İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nde sanat yaşamını sürdüren Büyüksaraç, 2003’te yeniden İzmir’e döndü. Çeşitli ülkelerde operalarda oynadı, konserler verdi. İZDOB’daki müdürlük görevinin yanı sıra Yaşar Üniversitesi’nde şan dersleri veriyor.

Yazının devamı...

Kentin iki yakasında

11 Kasım 2012

Gode Cengiz’i tanımayan yoktur. Karşıyaka’nın eski futbolcusu hem sevilen hem de sayılan ender futbolculardandı. Futbola başladığı ilk günden itibaren alkışlanan oyununun yanı sıra kişiliği ile de öne çıkan Gode Cengiz, milli formayı taşımanın onurunu da yaşadı. Lakabını, arkadaşlarıyla birlikte gittiği “Sefiller” filmindeki “Mösyö Gode”den alan Cengiz Kocatoros’un oğlu zannediyor onu görenler. O kadar benziyor ki amcasına. Bostanlı ve Üçkuyular Boğaziçi Restoranların sahibi Cem Kocatoros, Gode Cengiz’in yeğeni. Restoranları Kocatoros ailesi işletiyor dersek aslında daha doğru olur.

Okulda tanışma
Cem Kocatoros, Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde daha ilk sene eşiyle tanışıyor ve ikinci sınıfta ailelerin yaşlarının küçük olmasına itirazına rağmen evleniyorlar. Cem Kocatoros restoran işine askerlik dönüşü başlıyor. İlk iş Karşıyaka Spor Kulübü üstündeki Körfez Restoran. Sonra bir bar işletiyor: ”Red and White“
Daha sonra da sahildeki Tilla Restoran’ı alıp “Nadide“ yi açıyor. Ama felaketler ardı ardına. 2003’te bar yanıyor. 2005’te “Nadide”yi yıkıyorlar. Tam ne yapacağım derken İzmir’in ilk et lokantası Boğaziçi’ne ortak oluyor. 3 ay sonra da tek başına yanında baldızı Ayla Lim açıyorlar yeni sayfayı. Ete balığı ekliyorlar. Hiçbir yerde olmayan bir cam sistemini de kurarak restoranı bahçeli hale getiriyorlar. 2010’da da Üçkuyular Boğaziçi hizmete giriyor. Ekibe aileden eş ve oğlan da katılmıştır artık. Daha 12 yaşında komi olarak işe sarılan Berk Kocatoros, bugün restoranların alım satım sorumlusu.
Boğaziçi Restoranlar yenilikçi ve müşteri memnuniyeti odaklı. Sevdikleriyle hoşça vakit geçirmenin kıymetini bilenler, damak tadına düşkün olanlar için.
Boğaziçi et yemekleri ve balık çeşitlerinin yanı sıra pazar günleri 10:00-16:00 saatleri arasında sunulan köy kahvaltısı ile de İzmir’lilere keyifli zaman dilimi yaşatmaya devam ediyor. Et menüsüne bu yıl lokumu eklemişler. Lokum gibi et! Cumhurbaşkanını ağırlamışlar. Bir çok ünlü için de vazgeçilmezlerden. Reha Muhtar “Bir yemek bu kadar farklı, bu kadar lezzetli mi olur?” diye yazmış. Yemek Sepeti’nde bir müşteri “Boğaziçi Paket’le hayatım değişti” demiş. Şimdilerde aile Kordon’da bir yer açma ve alışveriş merkezlerinde içkisiz “Boğaziçi Ekspres”leri kurma planları üstünde çalışıyor.

Yazının devamı...

KENTİN BELLEĞİNE YOLCULUK SÜRÜYOR

4 Kasım 2012

“Kentlerin hafızaları, yüzyıllar boyunca orada yaşayan kuşakların hatıralarından oluşur. Dolayısıyla her kentin sokaklarına, pazarlarına ve mimarisine sinmiş sesler, yüzler, acılar ve sevinçler saklıdır. Bunların toplamı bir kentin kimliğini, geleneklerini ve onu diğer kentlerden ayıran özellikleri oluşturur. Kentlerin geçmişi ile bugünü arasında uyum sağlayan çözümler üretmek ve yok etmeden dönüştürmek en doğru yaklaşımdır.”

Bu sözler Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Kocaoğlu’na ait. İzmir Kent Arşivi ve Müzesi merhum Ahmet Piriştina’nın 1999 yılındaki seçimlere girerken hazırladığı bildirgede, yapmayı taahhüt ettiği projeler arasında bulunuyordu. Bu vaadin gereği olarak arşiv ve müzenin bilimsel kriterlere göre yapılandırma projesi 2000 yılında başlatıldı. Mekan olarak 1932 yılında inşa edilen İzmir İtfaiyesi Merkez Binası seçildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Arşivi ve Müzesi, tefriş, donanım ve sergi çalışmalarının tamamlanmasından sonra 10 Ocak 2004 günü açıldı. Bugün APİKAM (Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi) adını alan merkez Dr. Oktay Gökdemir’in yönetiminde atılıma girmiş durumda. Yayınlanan güzel eserler, etkinlikler, sergiler birbirini kovalıyor. Bir diğer deyişle kentin belleğine yolculuk sürüyor.

Dr. Oktay Gökdemir zamanını Apikam’da yeni projeleri hayata geçirmeye adamış. 2008 yılında İzmir Rotary Kulüplerince hizmet başarı ödülüne layık görülen Gökdemir üniversiteli gençlere Cumhuriyet tarihi öğretiyor. Yerel ve ulusal tarih çalışmalarını içeren 5 kitabı var. Hasan Tahsin’in “Hukuk-u Beşer” gazetesinin bütün nüshalarını Osmanlıca’dan Türkçe’ye çevirerek kitap haline getirdi. Mustafa Necati ve Vasıf Çınar’ın milli mücadele döneminde Balıkesir’de çıkardıkları “İzmir’e Doğru” gazetesini de kitap olarak yayınladı.
Apikam’da 1928’den günümüze İzmir’de çıkan bütün gazeteler dijital ortama aktarılmış durumda. Şimdilerde ulusal gazetelerin ekleri de dahil günümüze kadar tüm İzmir gazeteleri taranıyor.
Apikam Müdürü Dr. Oktay Gökdemir her alanda okumaları seviyor. Tarihçinin iyi bir sosyoloji bilmeden, iyi bir iktisat bilmeden iyi bir tarihçi olamayacağından yola çıkarak her alanda bol bol okuyor.
Hiç merak etmiyoruz
“Karşılaştırmalı okumalar yaparsak kendi yol haritamızı daha sağlıklı bulabiliriz. Türkiye’de başkasının söylediğini hiç merak etmiyoruz. Başkasının söyledikleri içinde de doğruluk payı olabileceğini düşünmüyoruz.Duymak istediklerimizi, görmek istediklerimizi okuyunca mutluluk duyuyoruz. Bu hem demokrasinin gelişimine engel, hem de tarihçiliğimizde önemli bir problem” diyor. Oktay fırsat buldukça halk müziği dinliyor ve bağlama çalıyor. Kendi kendine öğrenmiş çalmayı. Özellikle tarihi kentleri gezmeyi seviyor. Koyu Beşiktaşlı. Maçları hiç kaçırmaz. İyi masa tenisi oynuyor, dereceleri var. Televizyonda sadece tartışma programlarını izliyor ve dizi kirliliğinden şikayetçi.

Yazının devamı...

SULAR TANRISININ ÇOCUKLARI

28 Ekim 2012

Okeanos, Yunan mitolojisinde 12 tanrı döneminde sular tanrısı. Suyun kudretini temsil ediyor ve sınırsızlığı ifade ediyor. Dünyadaki bütün suları kapsadığı için onların yaptığı tarza uyan bir isim. Çünkü sadece Türk ve Yunan ezgilerini değil 7 dilde şarkı söylüyorlar. Evrim Ateşler ve Mert İşyar’ın grubu 6 kişiden oluşuyor. Özel konser ve festival organizasyonlarında 3 danscıyla birlikte toplam 9 kişi sahne alabiliyor.
Orkestrada bir de bayan back vokal var; Filiz Başkurt. Müzik öğretmeni ve keman da çalıyor. Evrim Ateşler’in büyük dedesi babaannesinin annesini kaçırarak 1918’de Selanik’ten İzmir’e gelmiş. Aile 94 yıldır Aksoy’da aynı mahallede yaşıyorlar. Dier aile fertleri gibi Karşıyaka doğumlu olan Evrim, 4 yaşında piyano ile başlıyor müziğe. 7 kere konservatuar sınavlarına girip, kazanamamış. Her sınav onun için bir hırs olmuş. Müzikal eğitimi olmaksızın kendi yeteneğiyle bugün 10 enstrüman çalabiliyor. Piyano, akordeon, ney, klarnet, gitar, bağlama, ud, buzuki, cura vb.

Müzisyen geç kalınca
Okul sonrası yıllarca garsonluk yapmış. Birgün İzmir Hilton’da çalışırken müzisyen geç kalınca müdür “Geç piyanonun başına” diyor. O gün kendi kendine “sen müzisyensin ne işin var garsonlukta” deyip önlüğü çıkartıyor ve orkestrası “Black”ı kuruyor. Mert İşyar’la tanışması ise 16 yaşlarında. Bir kafede bir araya geliyor iki müzisyen. Mert’in ailesi de 4 kuşak Giritli. Antalya’da bir otelde birlikte çalışırken Yunanca şarkıları repertuara almaya başlıyorlar ve Okeanos’u kuruyorlar. Okeanos 5 yıldır Swiss Otel Grand Efes’te. Rebetika ya da rembetiko şarkıları, Türk ve Yunan halk şarkıları laikolar repertuarlarında. Ayrıca Ege türküleri, zeybekler ve rumeli türkülerini de yorumluyorlar.
Grubun “Mey Zamanı/Tin Ora Pou Ta Pino” adlı bestesinin kullanıldığı 65.Cannes Film Festivali’nde yarışan “Kod Adı Venüs” 21 Aralık’ta vizyona giriyor. KKTC, Türkiye, İngiltere ve Hollanda ortak yapımı film, Kıbrıs’ta 1955-1974 dönemini anlatıyor. Aşk ve macera türü filmde Yasemin adlı bir ajanın Barnabas İncili’ni araması konu alınıyor.
Yasemin yani Venüs kod adlı ajan, Kıbrıs’ı sembolize ediyor. Kitabı ararken kendini aşk çemberinin içinde buluyor. Filmin ön planında aşk ve hırs mücadelelerine, arka planında da Kıbrıs’ı bölünmeye götüren olaylara yer veriliyor. Filmin yapımcı ve yönetmeni Tamer Garip.

Yazının devamı...

KİT-VAK’tan üçüncü büyük hizmet

21 Ekim 2012

Kemik İliği Transplantasyon ve Onkoloji Merkezi Kurma Vakfı (KİT-VAK) Başkanı Soncul yeni konukevi için hayırseverleri bağış yapmaya davet ediyor

Kanser hastalığının insan yaşamını nasıl etkilediği iyi biliniyor. Günümüzde gerek tanı gerekse tedavilerdeki hızlı ilerlemeler sayesinde adı bile sevimsiz olan bu hastalıkta uzun yaşam süreleri elde edilmekte. Bu habis hastalıkta “Kemik İliği Transplantasyonu” (KİT) ile tam düzelme olmakta ve yaşam kalitesinde artış sağlanmakta.

Dernekten vakfa
KİT Merkezleri oluşturma ve özelikle onkoloji hastalarının ailelerine destek sağlamak amacıyla kurulmuş olan KİT-VAK’ın öyküsü 1991 yılında başlıyor. O yıl Prof. Suat Çağlayan’ın girişimleri ile lösemili çocuklara maddi ve manevi destek vermek ve bir merkez kurabilmek amacıyla KİT-DER kurulmuş ve birçok sanatsal ve kültürel etkinlik yapılmıştı. Dernek, 1995’te vakıf kurma kararı aldı. Dönemin İzmir Valisi Kutlu Aktaş ve eşi Merhume Tülay Aktaş’ın da aralarında olduğu, bu amaca inanmış 53 kişi bir araya gelerek, Prof. Suat Çağlayan’ın başkanlığında kısa adı “KİT-VAK” olan Kemik İliği Transplantasyonu ve Onkoloji Merkezi Kurma ve Geliştirme Vakfı’nı hayata geçirdiler.
Vakıf bugüne kadar iki önemli projeyi tamamladı. Bu projelerden 2004 yılında hizmete giren ve Ege Üniversitesi Hastane Kompleksi içinde yer alan Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi kendi alanında Türkiye’nin en büyük kapasiteli hastanesi.

Hasta yakınlarının çilesi

Yazının devamı...

Çocuklar için güneş topluyor

7 Ekim 2012

Ege Çağdaş Eğitim Vakfı (EÇEV) 17 yıldır küçük küçük bağışlarla büyük büyük işler yapan bir vakıf. Bu yıl himayeleri altında 700 öğrenci var....

“Toplumun siyasal, sosyal, ekonomik çağı yakalayabilmesi, herkese nitelikli ve çağdaş eğitim sunmakla olanaklıdır. Yaratıcılığı artırmak, çağdaş bir kimlik edinmeyi hedefleyen eğitim sistemine ulaşmak, Cumhuriyet’e ve demokrasiye saygılı, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, laik, özgür düşünceli insanlar yetiştirecek eğitim kurumlarını kurmak ve desteklemenin çok önemli bir yurttaşlık görevi olduğu bilinciyle herkese hakkı olan eğitimi sağlamak için çalışmalıyız” diyen egeli 96 aile Ege Çağdaş Eğitim Vakfı’nı (EÇEV) kurdu. Kuruluşundan bu yana aynı görüş ve inançta yüzlerce hizmet gönüllüsü, binlerce burs veren, onlarca kurum EÇEV’de bir araya geldi. 17 yıllık vakfın genel müdür koltuğunda bugün dış ticaret ve lojistik sektöründen tanıdığımız Handan Armağan var. Armağan vakıf çalışmalarına yeni bir soluk katmış durumda.
Vakıf 1995 yılında birkaç öğrenciyle başladığı eğitime destek çalışmalarında 8 bini aşkın çocuğa ulaştı. Küçük küçük bağışlarla veriliyor öğrencilere burslar. İlk öğretim öğrencisinin eğitimini üstlenmek için aylık 55, ortaöğretim öğrencisi için aylık 110 TL. Üniversite öğrencisinin eğitimini üstlemek içinse aylık 165 lira bağış yeterli. Düzenli olarak her ay 10 lira yatıran 10 kişi olsa bir öğrencinin bursu karşılanmış olacak. Hala çok eğitimsiz ya da dilencilik yapan çocuklar görüyorsak bu bizim sorumluluğumuz. Ülkemizin bir numaralı sorunu için her birey taşın altına elini koyma durumunda.


Ege Çağdaş Eğitim Vakfı’nın çalışmaları sadece burs vermekle de sınırlı değil. En son geçtiğimiz ay Soma’da orta öğretim öğrencisi 80 kızımızın barınabileceği ülkemizin ilk kadın jinekologlarından Dr. Müstesna Tonguç’un adını taşıyan kız yurdunu hizmete soktular. Vakfın Manisa ve Salihli’de de benzer tesisleri var. Eğitimler için kentin varoşları öncelikli seçilmiş. Altındağ Rasih Somer Eğitim Merkezi ile Yamanlar Eğitim Merkezi’nde yapılanları görürseniz şapka çıkarırsınız.
Mart’tan bu yana vakfın genel müdürlüğünü üstlenen Handan Armağan’ın yolunun vakıfla kesişmesi tamamen tesadüf. Ekonomi Üniversitesi’nden ders teklifi alıp her hafta cumaları İzmir’e gelmeye başlayınca vakıf yönetiminden bir arkadaşı kafasını çelmiş ve o gün bugün Handan 7 gün 24 saat vakıfla yatıp kalkıyor.

Yazının devamı...

Gönüller Birliği’nin komutanı

30 Eylül 2012

“İnsan Dost İhsan Vakfı” Başkanı Sabahat Akşıray Vatikan’ın gözünde ikinci bir Azize... Tanrıya “Hizmetim nedir?” diye sormuş Sabahat Akşıray. Cevap: “İnsanlık fistanını giydin, dostlar hanesine girdin, İhsan lütfuna erdin, emeğini, sevgini, lokmanı, bilgini paylaşasın. Yaşlıya el, ayak, göz, kulak olasın. Yoksula aş, ocak bulasın. Öksüze kucak açasın, dertliye deva, hastaya şifa olasın. Gönlündeki sevgini her yaratılanla paylaşasın, erenler sofrasında kendini bulasın.”

OÇEM’in kuruluşu
Aldığı mesajların karşılığını yerine getirince de ermiş.
“İzmir’de Anıt Kadın” ödülü alan Sabahat Akşıray l987’de kurmuş olduğu ”İnsan Dost İhsan Vakfı”nın (İDİV) başkanlığını yürütüyor. Sevgi-Barış-Güven sloganını yaşamına geçiren vakfın çalışmaları ve misyonu uluslararası platformlarda da dikkat çekiyor. Bu güven sayesinde vakfın ürettiği projelere yurt dışından da ciddi maddi destekler geliyor. Vakfın hayata geçirdiği en büyük proje Menemen Emiralem’de Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki “Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi/OÇEM”. OÇEM anayasamızın 42. maddesindeki “Hiç kimse eğitim öğretim hakkından mahrum bırakılamaz” ilkesinden yola çıkarak otistik bireylere eğitim vermekte. Merkez, Türkiye’deki ilk otizm merkezi özelliğinin yanısıra, ülkemizdeki Avrupa Otizm Birliği’ne üye tek okul ünvanını da taşıyor.


Yazının devamı...