Alex Telles, Sosa, Nani ve diğerleri...

14 Temmuz 2016

Galatasaray, Brezilyalı sol beki Alex Telles'i 6.5 milyon euro bonservis bedeliyle Porto'ya sattı. Yıllardır parlattığı Güney Amerikalı oyuncuları yüksek bonservis bedelleriyle La Liga ve Seria A'ya yollayan Porto, geçen yıl Brezilyalı sağ bek Danilo'yu 31.5 milyon euroya Real Madrid'e, sol beki Alex Sandro'yu da 26 milyon euroya Juventus'a satmıştı. Alex Sandro'nun boşluğunu yine Brezilyalı Alex ile dolduran Portekiz temsilcisi 6.5 milyon euroya aldığı Alex Telles'in serbest kalma bedelini 40 milyon euro olarak belirledi!
Porto'nun Telles planı oyuncuyu 2-3 sezon Şampiyonlar Ligi standartlarında kullanıp yine yüksek bonservis bedeliyle satmak. Burada dikkat çeken nokta ise bambaşka. Neden bu tip oyuncular Avrupa pazarına Türkiye'den ihraç edilirken bu bonservis bedelleri telaffuz bile edilemiyor? Örneğin; Arda Turan 14 Milyon euroya G.Saray'dan Atletico Madrid'e transfer olurken EURO 2008 çeyrek finalinde rakibi olan Luka Modric Hırvatistan ekibi Dinamo Zagreb'ten Tottenham'a 21 milyon euroya transfer olabiliyor.
Çoğu futbol otoritesi tarafından Avrupa'nın en yetenekli 20 futbolcusu arasında gösterilen Bruma'nın bonservisine Avrupa kulüpleri şu anda en fazla 5 milyon euro teklif ederken oyuncunun eksik yanlarına rağmen, Porto ya da Benfica forması giyse bu rakamın başına 1 rakamını eklemek kimse için sürpriz olmazdı. Yüksek maaşlı sözleşmelere imza atan Nani'nin Fenerbahçe'den ayrılış süreci de tam olarak bu gerçeğe ışık tutuyor. İlk yılında takımın teknik yüzünü ön plana çıkartan Nani Türkiye'den ayrılmak istedi ve hedefleri Fenerbahçe'ye göre düşük Valencia'ya imza attı.
Beşiktaş'ın şampiyonluğunda kuşkusuz Mario Gomez ile birlikte en büyük pay sahibi olan Arjantinli yıldız Sosa Türkiye'den ayrılmak istediğini açıkladı. Kiralık oynadığı Atletico Madrid yıllarından sonra tekrar Devler Ligi sahnesinde yer alacak Sosa bu fırsatı elinin tersiyle iterek, tarihinin en kötü yıllarını geçiren Milan'a transfer olmak istiyor. Bu konuda bizim sorgulamamız gereken şey; ligimizin kalitesi...
Ariel Ortega, Frank de Boer, Roberto Carlos, Mısımovic, Drogba ve en sonunda Nani ile Sosa gibi yıldızlar ülkemize gelip futbol oynasa da bir kaç istisnai isim hariç problemli olarak ayrıldılar. Ya beklentileri karşılayamadılar ya da ülkedeki futbol işleyişinin içerisinde yer bulamadılar.
Yıllarca üst düzey futbol oynayan ya da yıllarca üst düzey futbol oynamak isteyen genç futbolculara gereken ilgiyi fazlasıyla göstersek de gereken kaliteyi sağlayamıyoruz.

Yazının devamı...

Belçika’nın başarısı mı bizim başarısızlığımız mı?

27 Haziran 2016

EURO 2016’nın “sıkıcı” perdesi artık sona erdi. En iyi üçüncüleri de gruplarından bir üst tura yükselten statü, bol pozisyonlu maçlar yerine savunmayı ön planda tutan anlayışın egemen olduğu maçları doğurdu.
Türkiye ve Arnavutluk dışındaki 4 grubun üçüncüleri Portekiz, Slovakya, İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda üst tura çıkma hakkı elde ettiler. Galler’in ‘WillGrigg's on Fire’ bestesi ile turnuvaya renk katan Kuzey İrlanda’yı elemesinden sonra, Beşiktaş’ın yıldızı Ricardo Quaresma da 8 yıl sonra Semih Şentürk’ten rol çalarak yine son dakikalarda Hırvatların hayallerini yıkan isim oldu. Portekiz haricindeki diğer en iyi 3 üçüncü de çeyrek finale yükselemeyerek Fransa’da birkaç gün daha kalmaktan öteye geçemediler. İrlanda Cumhuriyeti, maçın başında öne geçse de Griezmann’ı durduramayınca Dublin’e geri dönmek zorunda kaldı. Boateng, Gomez ve Draxler’in gollerine engel olamayan Slovaklar da turnuvaya veda eden bir diğer takım oldu.

Gizli finalist Belçika
Eden Hazard faktörünün devreye girmesiyle birlikte EURO 2016’nın başarılı takımı Macaristan’ı 4-0 mağlup eden Belçika, finale göz kırptı. Çeyrek finalde Galler ile karşılacak olan Marc Wilmots’un öğrencileri Gareth Bale’yi durdurabilirlerse Polonya-Portekiz eşleşmesinin galibi ile yarı finalde karşılaşacaklar. Almanya, İspanya, İngiltere ve İtalya gibi favorilerle finale kadar karşılaşmayacak Belçika’yı, ilk maçları İtalya karşılaşmasından sonra gol yemeyen defansını da göz önünde bulundurarak gizli finalist olarak görmek yanlış olmayacaktır.

Belçika’nın istikrarı bizim istikrarsızlığımız
2012 Avrupa Şampiyonası’na katılmak için Guus Hiddink döneminde Almanya’nın ardından grup ikinciliği için çekiştiğimiz Belçika ile iki maç oynamış, Kadıköy’deki maçı Hamit, Semih ve Arda’nın golleri ile 3-2 kazanıp, Belçika’da geriye düştüğümüz maçta Arda’nın harika asistinde Burak Yılmaz’ın golü ile beraberliği yakalayarak grup ikinciliğine ulaşsak da play-off turunda Hırvatistan’a elenerek EURO 2012’ye katılamamıştık.

3 Haziran 2011 tarihinde oynanan Belçika’daki maçta bizim kadromuzda Selçuk Şahin, Sinan Bolat, Çağlar Birinci, Servet Çetin, Gökhan Zan, Serdar Kesimal, Colin Kazım gibi isimler yer alırken, Belçika;TobyAlderweireld, Vertonghen, Mertens, Vermaelen,Witsel, Hazard gibi kaliteli genç oyuncuları ile fırtına gibi eseceği günlerin sinyalini 5 yıl önce vermişti. Axel Witsel o maçta bir penaltı kaçırsa da o takım o kadar birlik ve bütünlük içerinde oynuyordu ki, aldıkları eğitimi yetenekleriyle harmanlayarak 2010 Dünya Kupası’nda grup lideri olarak gruplarından çıktılar ve çeyrek finalde maçın başında yedikleri golle Arjantin’e elenmeseler tangocular yerine finale kadar yürüyeceklerdi .Aynı Belçika takımı, EURO 2016’da da yoluna emin adımlarla devam ediyor.

İstikrar…

Yazının devamı...

EURO 2016'dan Yunanistan çıkar mı?

21 Haziran 2016

10 Haziran'dan önce ev sahibi avantajıyla Fransa ve turnuva takımı olma özelliğiyle Almanya, şampiyonanın favorileri olarak görülüyordu. Fransa-Romanya maçı ile başlayan turnuvada Fransızlar, Dimitri Payet haricinde takım olarak beklentilerin altında kaldı. Keza ilk maçta iyi performans sergileyemeyen Pogba ve Griezmann yerlerini Coman ve Martial'e bıraktılar. Fransızlar turnuvanın en zayıf takımlarından biri olarak düşünülen hatta olaylı Sırbistan maçında aldıkları hükmen galibiyet sayesinde EURO 2016'ya katıldıkları savunulan Arnavutluk karşısında gol için taraftarlarını 90 dakika beklettiler. Ve A grubunun son maçında İsviçre ile golsüz berabere kalarak 7 puanla grubu lider bitirmelerine karşın futbol kamuoyunu memnun edemediler.


Her turnuvaya büyük bir çoşku ile başlayan fakat sürekli hüsrana uğrayan İngiltere de 3 maçında beklentilerin çok uzağında bir oyun ortaya koydu. Rusya maçında Eric Dier'in sürpriz frikik golü, Galler karşısında Vardy ve Sturridge'nin karambolde attığı goller İngiltere'yi grup ikincisi olarak gruptan çıkardı. İki galibiyeti olan ve İngilizlere son dakika golü ile kaybeden Galler şimdiden turnuvanın merakla izlenen takımı konumunda.
Lineker'in o meşhur "Futbol 22 kişinin oynadığı ve sonunda Almanlar'ın kazandığı bir oyundur." sözünü her zaman haklı çıkaran Almanya da, turnuvaya şampiyon oldukları 2014 Dünya Kupası performanslarından bir hayli uzak görüntü sergileyerek başladı. İlk maçlarında zayıf Ukrayna'yı net pozisyon bulamadan kazanan Almanya, Polonya karşısında da gol atma başarısını gösteremedi. Turnuva öncesi favori olarak görülmeyen İtalya klasik "katenaçyo" taktiği ile Belçika'yı ve İsveç'i devirdi. Conte'nin öğrencileri iki maçta 6 puanı cebine koydu.


Bütün yıl beklenen, futbolseverler için yaz ayını şölene çevirmesi beklenen turnuvanın seyir zevki açısından büyük bir problemi var. Dünyada değişen futbol aklı, defansın ofanstan önde tutulması ve turnuvanın üçüncüleri de gruptan çıkarma kuralı alışılagelmiş şölen havasının dışında bir futbol turnuvasını gözler önüne seriyor. Maçların ilk yarıları genellikle 0-0 bitiyor, takımlar dengeli oyun anlayışını benimseyerek pozisyona dahi giremiyor. İşte bütün bu gelişmeler doğrultusunda akıllara gelen bir soru var...


Yazının devamı...

"My ağabeyim Arda Turan..."

13 Haziran 2016

Hırvatistan Milli takımının orta sahasının tüm yükünü İspanya'da forma giydiği Barcelona'nın ezeli rakibi Real Madrid'in yıldızı Luka Modric ile paylaşan futbolunun en verimli yıllarını geçiren Ivan Rakitic maçtan sonra tam da Barcelona'daki takım arkadaşı Milli Takımımız'ın kaptanı Arda Turan hakkında bu cümleyi kullandı. "Arda ile oynamaktan keyif alıyorum, my ağabeyim Arda Turan."

Evet tam olarak Milli Takımımız için geçerli olan da bu. Milli Takım'ın ağabeyi Arda Turan'dan başkası değil. EURO 2008'de Rüştü Reçber, Nihat Kahveci, Emre Belözoğlu ve Tümer Metin'in hep birlikte paylaştığı takımı diri tutma "ağabeylik" yapma rolünü Arda Turan tek başına üstlenmiş durumda. Kritik bir karar verip Barcelona'ya transfer olan 6 ay resmi maçlarda forma giyemeyen Arda Turan, sezonun ikinci yarısında forma giymeye başlasa da İspanya'da beklentileri karşılayamadı. Milli Takım'ın kötü gittiği dönemde tüm eleştirileri sırtlayan Arda fiziksel olarak düşüşte olmasının yanında mental olarak da hiç iyi durumda değil. Hırvatistan maçında görüldü ki Hakan Çalhanoğlu ve Oğuzhan gibi genç yıldızlar da olsa takımın bir sihire ihtiyacı olduğu zaman gözler 10'u arıyor. Fiziksel olarak zaten hazır olmayan Arda Turan, takımın ağabeyi konumunda ve en idol futbolcusu olduğu için bu mental ağırlığı ilk sınavda kaldıramadı ve sonucunda Türkiye Milli Takımı'nın en önemli ve en kilit oyuncusu olmasına karşılık Fatih Terim de bu kötü oyuna 65 dakika dayanabildi, Arda'yı kenara aldı... Modric & Badelj & Rakitic orta sahasına hem fizik hem teknik olarak karşı koyamayan Millilerimiz solda Strinic sağda belki de Avrupa'nın en istikrarlı beklerinden biri olan Srna'yı durduramayınca en efektif çözümlerimizden olan Gökhan ve Caner'i hücuma çıkarma hamlemiz de hayata geçememiş oldu. İleride gerek Cenk gerekse Burak Yılmaz'ı pozisyona sokamamızın temel nedeni de Hırvatistan teknik patronu Cacic'in kurduğu orta saha duvarını bir türlü geçemememiz oldu. Bununla birlikte direkten tönen toplar, Perisic ve Mandzukic'in iyi günlerinde olmayışı maçın sonucunu 1-0 olarak tayin etti.

EURO 2000'de İtalya'ya, 2002 Dünya Kupası'nda Brezilya'ya, EURO 2008'de Portekiz'e ilk maçlarımızda kaybetmiştik daha sonra gruptan çıkmayı başarmıştık fakat o 3 takım da hem grubun hem turnuvanın favorisi durumundaydı. Bu kez birinci dereceden rakibimiz olan Hırvatistan'a mağlup olduk. Telafisi var mı? Elbette var. İspanya karşısında mental olarak toparlanıp daha sert daha ne istediğini bilen bir mantalite ile mücadele edersek kazanmamamız için hiç bir neden yok. Üstüne üstlük İspanya ve Çek Cumhuriyeti ile oynanacak maçlardan alacağımız 4 puan bizi en iyi üçüncüler kontenjanından üst tura çıkarmaya yetecektir...

Yazının devamı...