Böylesini izlemedim

13 Mayıs 2012

Hayatımda böyle sinirlerin gerildiği bir karşılaşma izlemedim. Şükrü Saracoğlu’nda sadece futbolcular değil herkesin gerilimli olduğu zaten belliydi. Çünkü karşılaşmada rekabet, şampiyonluk, tarihi hesaplaşma, sayamayacağım herşey ortadaydı.
İlk yarım saat oldukça agresif bir futbol izledim. Özellikle bire bir pozisyonlarda oyuncular faullerle oyunu kesti. Tecrübeli hakem Çakır bu müdahalelere yerinde düdükler çalmasaydı belki de ilk dakikalarda saha tam bir savaş alanına dönebilirdi. Belki oyunu durdurdu, ama sahanın karışmasının da önüne geçmiş oldu.
Bir başka gözlemim de Dia’ya gösterilen sarı kart dışında bu agresif oyunun tek kartlı olmaması gerekirdi. Örneğin Elmander’e yapılan hareket de sarı kartı gerektirirdi. Ancak hakem pas geçmeyi yeğledi. Ben ilk yarıda futbol olarak daha çok şey beklerdim. İki takımın sezon boyunca gösterdiği performansa baktığımızda ilk 45 dakika için bu beklentim normal karşılanmalı.
İkinci yarıda futbol adına tek olumlu gelişme, hakem Çakır’ın ilk yarıda gösteremediği kartları peşpeşe çıkarması oldu. Futbolcular sadece Süper Ligi değil Şampiyonlar Ligi’ne direkt katılımı da sağlayacak düsüncede olunca, kısır futbol ikinci yarıda da değişmedi. Futbol olmayınca da sahada bir kahraman gerekirdi, o da hakem Cüneyt Çakır oldu.
Dia’nın ikinci sarı karttan kırmızı görmesi Galatasaray’ı oyun olarak cesaretlendirdi, rakibinin üzerine gitmeye başladı. Alex’in de oyuna girmesi skoru değistirmeye yetmedi. Galatasaray’da açıkcası Şükrü Saracoğlu Stadı’na futbol oynamak yerine beraberliğe gelmişti.
Futbol olarak anlatacağım bir şey olmayınca sözü taraftar ve futbolculara getirmek isterim. Ortam ne kadar gergin olursa olsun, futbolcular bunu sahaya yansıtmamalı. Çünkü yansıttıklarında taraftarlar da bundan etkilenip, taşkınlığı stat dışına taşırıyor. Bu durum ne Türkiye için iyi ne de Avrupa’daki imajı için.....
Sonuçta tebrikler Galatasaray demek gerekiyor. Ancak Fenerbahçe’nin hakkını da herkesin vermesini isterim. Çünkü Galatasaray şampiyonluk kapısından girerken, Fenerbahçe asla arka kapıdan çıkmadı.

Yazının devamı...

Beşiktaş hak etti

7 Mayıs 2012

Galatasaray’ın hafta içinde Trabzonspor karşısında kaybettiği iki puanda seyircinin önemli payı vardı. Şampiyonluk için sahaya çıkan takımın taraftarı nerede diye sorgulamıştım. Beşiktaş önünde gördüm ki, daha ilk dakikalardan itibaren çılgınca destek veren taraftar var. Destek öylesine kuvvetliydi ki, Galatasaray maçın başlama düdüğü ile ağırlığı koydu.
Karşılaşma oldukça tempolu başladı. Beşiktaş ideal 11’i ile sahadaydı. Böyle olunca açık futbol kaçınılmazdı. Buna son Fenerbahçe galibiyeti de eklenince aklımdan gollü bir mücadele geçti. İlk gol Galatasaray’dan gelmesine rağmen Beşiktaş hırsını elden bırakmadı ve beraberlik pozisyonları da buldu. Ancak değerlendiremeyince, Galatasaray ikinci golle soyunma odalarına “Beşiktaş’ı yendik” havasıyla gitti.
İkinci yarı Kartal’ın kontrolünde başladı. Topa daha fazla sahip olan Kartal’dı. Bu hakimiyet üzerine Galatasaray rakip sahada sadece Elmander’i bıraktı. Bunda biraz da Beşiktaş’ın forvet hattını daha da ileri çekmesinin rolü oldu. Ama her defansında boşluklar bıraktı. Bu durum kontroatak futboluna dönen Galatasaray’ın işine yaradı. Elmander, Cenk ile karşı karşıya kaldığı pozisyonu gole çevirse, maç biterdi. Kartal daha da cesaretlendi ve 60. dakikadan itibaren rakibini sahasına kilitledi. Özellikle Quaresma’nın sağdan bindirmeleri ve iştahlı futbolu, farki ikinci yarının ilk çeyreğinde bile kapatabilirdi. Ancak üst üste goller ile adeta bir mucize gerçekleşti. Yine de Beşiktaş bu skoru hak etmişti.
Fenerbahçe’nin, Trabzon’da elde ettiği galibiyet son hafta için büyük moral oldu. Galatasaray’a bu beraberlik ne kadar yarasa da, Kadıköy’de Fenerbahçe bir adım önde olacak.
Aslanlar bu şampiyonluğu kaybederlerse, suçu kendilerinde aramalılar. Kendi evlerinde ayaklarına kadar gelen şampiyonluğu iki kez teptiler. Önce Fenerbahçe’yi, sonra Beşiktaş’ı ellerinden kaçırdılar.

Yazının devamı...

Fakir futbol

4 Mayıs 2012

İki günde Süper Lig kupasını evine götürebilecek iki takımın unutması gereken iki karşılaşmasını izledik. Futbol adına hiçbirşeyi ortaya koyamayan Galatasaray ve Fenerbahçe, şampiyonluk tacını bu futbol ile müzelerine nasıl taşıyacaklar merak ediyorum.
Önce sarı kırmızılıların Trabzonspor önünde, şimdi de sarı lacivertilerin Beşiktaş’a karşı fakir futbollarına tanık olduk. Galatasaray’ın Arena’da bıraktığı iki puandan sonra Fenerbahçe’nin İnönü’de bile olsa kesin galibiyetle çıkacağına inananlardan biriydim. Ancak eğer bu beklentiler gerçekleşmediyse tek suçlu Aykut Kocaman’dır. Sahaya sürdüğü ilk 11’e “Maçın kontrolünü sağlayın” talimatı vereceğinize, “Rakip takımın hatasını avantaja dönüştürün” talimatı verirseniz olacağı bu olur.
Fenerbahçe doksan dakika boyunca Beşiktaş’ı seyretti. Hata yapmasını bekledi. Kara Kartallar diğer maçlara oranla hata yapmayınca bu sonuç ortaya çıktı. Oysa derbi maçların sonucu önceden belli olmaz kuralı tüm dünya derbileri için geçerlidir. Beşiktaş önceki maçlarda ne kadar kötü sonuçlar alırsa alsın, Fenerbahçe maçında terinin son damlasına kadar mücadele edeceği belliydi. Derbi maçların tılsımı da zaten burada yatar. Fenerbahçe’de yorgunluktan olsa gerek, gözüme girebilecek tek futbolcuya rastlamadım. Çünkü kimse mücadele etmedi.
Beşiktaş’a gelince... Tayfur hocanın elde ettiği ilk galibiyet... Portekiz bağlantısı ile elde edilen bu galibiyet sanırım ÇETEYİ de rahatlatmıştır. Aslında Fenerbahçe galibiyeti kötü günler geçiren tüm Beşiktaş camiasinda doping etkisi yaratacaktır.
Şimdi herşey yeniden başlıyor. Süper Final’in hem üstü hem de altı kaynamaya başladı. Bu sonuçla kimin şampiyon olacağı, kimin UEFA Avrupa Ligi’ne direkt gideceğini kimsenin kestirdiğini sanmıyorum.
Sonuçta Trabzon-Fenerbahçe ve Galatasaray-Beşiktaş maçlarını merakla bekliyorum.

Yazının devamı...

Dr. Jekyll Mr.Hyde

3 Mayıs 2012

Galatasaray aynen Dr. Jekyll ve Mr. Hyde’ın Türk versiyonu olarak karşımıza çıktı. Nasıl oluyor da, bir takım 3 gün içinde böylesine büyük farklılık gösterebiliyor. Avni Aker’de herkese bir futbol şöleni yaşat, sonra Arena’da taraftarına acıyı yaşat. Bunun açıklaması olamaz.
Fatih Terim, cumartesi günkü 4-2’lik galibiyetten sonra sandı ki, Trabzonspor’u evinde daha kolay avlanacak. Ancak öyle olmadı. Ava giden avlanır misali sahasında önemli iki puanı rakibine kaptırdı. Daha da ileriye gideyim. Neden Trabzonspor bu sahadan 3 puan ile ayrılamadı ? Çünkü Burak Yılmaz gününde değildi. Galatasaray’da ise gününde olan tek kişi kaleci Muslera’ydı. Uruguaylı eli ve ayağıyla iki yüzde yüz golü öylesine kurtardı ki, benden 10 üzerinden 10 aldı. Muslera belki de Süper Final’in en iyi karşılaşmasını çıkardı. Bir sözüm de Semih Kaya’ya... Sanırım bu maçı hafızasından silmek isteyecektir. Öylesine kötü bir karşılaşma çıkardı ki, orta hakem bile ona yardımcı olarak ikinci yarı yaptığı bariz penaltıyı çalmadı.
Muslera’nın tam aksine Tolga Zengin gününde değildi. Galatasaraylı forvet oyuncuları öylesine becerisizdiler ki, Tolga bile bu forvetin arasında devleşti. Şenol Güneş’e soruyorum, neden Onur’a şans vermez ki ? Son iki karşılaşmada Onur, formsuz Tolga’nın yerine kahramanlar gibi kaleyi koruyabilirdi.
Galatasaraylı taraftarlara da diyeceklerim olacak. Türk Telekom Arena’nın yarıya yakın tribünlerinin boş olması beni oldukça düşündürdü. Takımlarını bu şampiyonluk yolunda yalnız bırakan Aslanlar benden kırık not aldılar. Aynı durumda İspanya’da iki takım karşı karşıya gelseydi, tribünler tıklım tıklım dolardı.
Bu beraberlik herşeyi finallerin finali olarak adlandıracağım Şükrü Saracoğlu’na bıraktı. Umarım Fenerbahçe, Beşiktaş önünde Galatasaray’ın düştüğü hataya düşmez. Aslında sanmıyorum. Galatasaray’ın tüm sezon boyu gölgesi olan Fenerbahçe’nin enseye yapıştığı bir konumda fırsatı kaçırmaz gibi geliyor.

Yazının devamı...

Denk kadrolar

30 Nisan 2012

Maç öncesi kadrolara baktığınızda Beşiktaş’ın Q7’li, Fernandesli, Rüştülü, Simaolu, Edulu ve bu sezon en beğendiğim defans oyuncusu Egemenli görüntüsüyle hiç de Fenerbahçe’den aşağı kalmadığını görürsünüz. İki takım arasındaki 12 puanlık farka bakınca da şok oluyorsunuz.
Fenerbahçe’nin iki maçını da seyrettim. Her seferinde farklı Kocaman, farklı bir Fenerbahçe ile karşılaşıyorsunuz. Oysa Fener düne kadar rakip sahada baskı kuran, skor avantajına yatmayan, gole aç bir görüntü veriyordu.
Beşiktaş ilk dakikalarda diğer iki maçın aksine kontrollü bir futbol oynuyordu. Trabzonspor’un, önceki gün Galatasaray’a yaptığı gibi açık ve saldırgan futbol oynama yerine ayağa pas yapan bir anlayış yerleşmişti Beşiktaş’a... Bence bu seçim çok akıllıcaydı. Süper Final’de de görüldü ki, Galatasaray veya Fenerbahçe’ye agresif futbol oynarsanız kaybederseniz. Beşiktaş’ın bu sistemli oyunu Fenerbahçe’nin rakip sahada baskı kurmasını engelledi. Öyle ki, 40. dakikaya gelindiğinde tek gol tehlikesi Baroni’nin Rüştü ile karşı karşıya kaldığı pozisyondu. Bunda da Beşiktaş’ın alan savunmasını iyi yapması ve sert oyun oynamasının da rolü oldu.
İkinci yarıda Egemen ve Stoch’un golleriyle maça renk geldi. Üç önemli vuruşu başarıyla önleyen Rüştü bence Stoch’un frikiğinde hatalıydı. Böylesine tecrübeli kaleci kapattığı köşeden gole izin vermemeliydi.
Bu goller, Aykut Kocaman’ı da uyandırdı. Bienvenu ve Dia’yı alarak forveti çoğalttı. Çünkü risk zamanıydı, beraberlik işe yaramıyordu. Bu oyuncu değişiklikleri ve riskli futbol, Beşiktaş’ın da açılmasına yol açtı. Rakibin üzerine gidince defansta da açıklar vermeye başladı Kartal... Sistem kaybolmuştu, top bir o kalede bir bu kalede gidip gelmeye başlamıştı. Egemen’in kendi kalesine attığı gol bir anlamda Fenerbahçe’nin can yeleği oldu, yoksa bir beraberlikte fark dörde çıkar, kalan 2 haftada da bu fark kapanmayabilirdi.
Fenerbahçe son Galatasaray karşılaşmasından sonra Beşiktaş’ı da şansının yardımıyla devirdi. Beşiktaş’ı da Süper Final’de ilk kez beğendim.

Yazının devamı...

Baskı ve goller

29 Nisan 2012

Galatasaray’ın Fenerbahçe yenilgisi, Trabzon’un ise Beşiktaş galibiyeti bu karşılaşmayı iki takım için de önemli hale getirmişti. Bu cümleleri yazarken, henüz ilk 90 dakika düdüğü çalmamıştı. Ancak ben peşinen söyleyeyim, bu sahadan beraberlik çıkmaz !!!
Fenerbahçe’nin pusuda beklediğini bilen Galatasaray başlama düdüğüyle birlikte rakibinin üzerine gitmeye çalıştı. İlk 5 dakikada Trabzonspor’u öylesine bunalttı ki, tek eksik olan gol vuruşlarındaki başarıydı. Trabzonspor 10. dakikadan sonra sahasından çıkmayı başarabildi. Zaten Süper Final’de açık futbolu tercih eden Trabzon’u göze hoş gelen oyunu nedeniyle kutlamak gerekir. Trabzonspor’un oyunu dengelemesi ile top bir o alanda bir bu alanda gidip, geldi. Taa ki, 20. dakikada serbest vuruştan Selçuk’un attığı gole kadar. Zaten bu sezonun flaş ismi olmaya aday Selçuk aynı golü geçen hafta Fenerbahçe’ye de atmıştı. Bu oyuncu göbekte Elmander’in arkasında oynamasına rağmen attığı gollerle Galatasaray’a sürekli puan kazandırıyor. Aynen Alex’in, Fenerbahçe’de forvet arkası oynamasına rağmen attığı goller gibi. Maçın temposuna yetişmek öylesine zorlaştı ki, ardından Necati’nin golü geldi. Ama o an, aynı Necati’nin, Fenerbahçe karşısında ilk yarıda kaçırdığı goller aklıma geldi. O son vuruşlardan birini gole çevirmiş olsaydı belki de bu maç bu kadar önem kazanmamış olabilirdi. İkinci gol Galatasaray’ı rahatlattı hem de Trabzonspor’un gardını düşürdü.
İkinci yarı Galatasaray’ın görevini yapmış bir takım görünümünde sahaya çıkmasını bekledim, ancak Trabzonspor’un açık futbolu, deyim yerindeyse taktiksiz ve sistemsiz futbolu yeni gollerin hazırlayıcısı. Colman’ın biri penaltıdan iki gol atması belki bu kötü futbola makyaj çekti, ancak Şenol Güneş bu maçı futbolcularıyla bir daha izlemeli... Belki Tolga yediği gollerde hatalıydı. Belki Zokora, Adrian ve Halil gününde değillerdi. Ama bana göre gününde olmayan tek kişi Şenol Güneş’ti.
Son sözüm Selçuk İnan’a... Bu maçta 68 dakika öylesine bir futbol resitali çekti ki, herkesin ağzı açık kaldı sanırım.
Bir cümle de Muslera’ya... Onu, Fenerbahçe maçında da beğenmemiştim. Yediği birinci golde hatalıydı. Uruguaylı kalecinin belki de şampiyonluğun kaderini belirleyecek Fenerbahçe- Galatasaray maçına kadar kendini toparlaması gerek.

Yazının devamı...

İlahlar böyle istedi

23 Nisan 2012

Trabzonspor-Beşiktaş maçındaki fakir futboldan sonra bu derbi bana müthiş keyif verdi. Dünyada çok sayıda derbi maçı var, ama Galatasaray-Fenerbahçe maçlarının futboldan da öte tadı bir başka...
Galatasaray sahada rakibine karşı futbolunu öylesine kabul ettirdi ki, Fenerbahçe bunun bilincinde elime geçecek fırsatları değerlendiririm düşüncesiyle sabırla buna itiraz etmedi. Aykut Kocaman’ın takımı tüm sezon olduğu gibi Arena’da soğukkanlılıkla 90 dakikanın bitmesini bekledi. Aynı Kocaman aynı statta aynı Galatasaray’ı aynı skorla mağlup etmişti. Aradaki tek fark o zaman Hagi vardı, şimdi ise Terim. Aslında Galatasaray bu sezonun biletini kesmek için elinden gelen tüm gücünü ortaya koydu. Kaleci Volkan belki de tüm yılın en iyi maçını çıkararak Aslanlar’ın bitmez tükenmez ataklarına karşı kalesini başarıyla savundu. Bana göre futbol bu karşılaşmada Galatasaray’a karşı oldukça cimri davrandı. Futbolun ilahları biraz cömert olsaydı bu statta Galatasaray, Fenerbahçe’ye karşı en az 4 gol atardı. Belki de bu ilahlar hiç onaylamadığım Süper Final karşılaşmalarına renk ve heyecan getirmek için Aslanlar’ın yenmesini istemedi. Arena’dan alınabilecek bir galibiyet Galatasaray’ı şampiyon ilan edebilirdi. Neticede 5 puan fark vardı ve bu fark 8’e çıkabilirdi. Ancak şimdi 2 puandan bahsediyoruz ve daha oynanacak 4 maç var. Kısacası her şey yeniden başlıyor diyebiliriz
Elmander, Aydın Yılmaz, Selçuk İnan, Melo ve Necati’nin kramponlarına Süper Finali likide edecek en az iki net gol fırsatı geldi. Kanaryalar’ın şanslarına dua ederek sahadan ayrıldıklarına eminim. Minumum eforla elde edilen bu 3 puana amin demelerinden baska birşey olacağını sanmıyorum. Hakla hukukla, şike skandalları ile ellerinden alınmaya çalışılan şampiyonluktan sonra sinirlerin gerildiği bir dönemde bu galibiyetin Fenerbahçe camiasına ilaç gibi geleceğine eminim.
Ancak, bu mağlubiyet her ne kadar Galatasaray taraftarlarına ağır bir darbe vursa bile unutmasinlar şampiyonluk halen onların elinde.
Son sözüm de Muslera’ya yönelik olacak. Normal sezonda yaptığı kurtarışlarla Süper Lig’in en iyi kalecisi olan Uruguaylı, Fenerbahçe karşısında benden olumsuz not aldı. Muslera kalesinde gördüğü birkaç ataktan iki gol yiyorsa oturup düşünmeli ve kendisini hemen toparlamalı... Ben halen Galatasaray’ı şampiyon görüyorum ve bu fikrim de değişmeyecek.
Özetle, hak eden kaybetti, hak etmeyen kazandı.

Yazının devamı...