Herkesten uzakta: Köyceğiz

28 Eylül 2008






Köyceğiz adını kıyısına kurulduğu gölden almış. Ege ve Akdeniz’in birleştiği yerde, Muğla-Fethiye karayolunun 60’ıncı kilometresinde. Yüzölçümü 1800 kilometrekare. Yerleşik nüfusun çoğu köylerde oturuyor ve 30 binden biraz fazla. Narenciye bahçeleri, kuş sesleri, binbir çeşit rengi ve kokusuyla sakin bir hayat habercisi sanki...
Birçok dostum “Evet, Köyceğiz’den geçiyoruz” diyor. Otoyoldan gördükleriyle yetiniyorlar; ki çok cazip bir manzara değil; albenisiz iki Köyceğiz tabelası arasında gördüklerini “burası” zannediyorlar. Oysa içeri kıvrılmak lazım. Asıl Köyceğiz için, birkaç kilometre daha araba kullanmak, gölün kenarına kadar ulaşmak gerekiyor.

Yazının Devamı

Son dakikacılara bayram önerileri

22 Eylül 2008

Bayram tatili uzadı, ama siz plan yapmadınız... Türlü bahanelerle “boşver” dediniz. Bütçe, zaman, iş sorumlulukları, evde yapılması gerekenler... Ama işte tatil kapıda, sorumlulukları önünüze koydunuz, öbür taraf ağır bastı. Ben de sizin gibi yapanlardan(d)ım. Sonunda “bu dünyaya bir defa geliniyor” deyip, haritayı serdim önüme. Bütçenin denkliğine bakıp, “yapılması gereken işler” listesini kâh eleyip kâh bitirip, aldım kızımı ve karımı, ailecek kendimizi sokaklara attım.
Tam yola koyulmadan benden birkaç öneri size; hem yakınlardan, hem uzaklardan. Vizesiz, dertsiz, kolaylıkla gidilebilecek ama mutlulukla dönülebilecek yerlerden bir demet.
Unutmayın: Tatil dediğimiz şey önce zihinde başlıyor. Bayram dediğimiz şeyse, söylerler ya, aslında her gün!

İstanbul çevresinde seyahat 


Yazının Devamı

Keşfedilmemiş bir cennet: Dalyan

21 Eylül 2008




Bir tarafıyla bakıyorum, güneşli taraf yani; ohoo, durum şahane. Güneş enerjisiyle çalışan tekneler yapılmaya başlanmış. Birileri sazlıklar ölmesin, kaplumbağalar zarar görmesin diye kafa yormuş, emek vermiş...
Sonra güneş batıyor; bir bakıyorum: Bu iş olmaz!
İnsan kendini, evini, sokağını sevmezse, niye binlerce turist gelsin de para bıraksın? Niye her yer çöp? Niye bu Dalyan her geldiğimde o kadar çabuk değişiyor? Biz gelişmekte olan bir ülke değil miyiz; niye inşaat durmuyor, postanenin yeri değişiyor, binalar yıkılıyor, binalar yapılıyor? Eldeki neden tutulmuyor, sevilmiyor, korunmuyor?

Yazının Devamı

Beni de Datça’ya gömün

14 Eylül 2008



Nihat Akkaraca televizyon tamirciliğini kendi kendine öğrenmiş. Şu “uzaktan eğitim” kitaplarıyla da pekiştirmiş. Meraklı; İngilizceye merak sarmış. Gene kendi kendine öğrediği İngilizceyle “simultane tercümanlık” yapmaya başlamış. Bir Amerikan şirketinde çalışmış, emekli olmuş ve Datça’ya yerleşmiş.
Meraklı ya, bu sefer Datça’nın tarihini irdelemeye başlamış. Otlarını, yemeklerini, manilerini, insanlarını; eştikçe başka katmanlarla karşılaşmış, yeni bilgilerle iştahı artmış, derken kitaplar birbirini kovalamış.
Datça tarihini onun ağzından dinlemek başka bir keyif. O manileri onun şivesiyle duymak, bambaşka bir mutluluk...
“Nohut gavrukduru
Dumanı savrukduru

Yazının Devamı

Bir ermiş tekkesi KABAK KOYU

8 Eylül 2008

Hayatımda daha güzel koylar gördüm. Tamam tamam, burası da güzel. Ama yarım saat yolunu kaybederek yokuş aşağı yürü, bir sürü kötü davranışa maruz kal, biraz fırça ye; ne yalan söyleyeyim, “Kabak tecrübesi bu mu olmalıymış?” diye ister istemez düşündüm...
Olimpos’un on yıl önceki hali
Fethiye’den heyecanlı ve nefes kesici güzellikteki bir yolla Faralya Köyü’ne vardım. Sabahın en erken saatlerindeyim daha. Arabayı bir kuytu köşeye park edip, yol üstündeki pansiyonda kahvaltı ettim. “Kırmızı beyaz şeritli taşları takip et, yarım saat kadar sonra koya varacaksın” dediler.
Taş, toprak içinde yürüdüm. Bitkiler, ağaçlar, çiçekler; her şey çok güzel. Ne yürümekten korkarım, ne kirlenmekten. Arkasına vagon takılmış bir traktör gördüm, adam taşımada kullanıldığını tahmin ettim, binmeye dahi yeltenmedim misal. Ben coğrafi zorlukların adamıyım bir yerde!
Koya vardım. Çorak mı çorak. Bir küçük sundurma var ortalık yerde.

Yazının Devamı

Aklım Selimiye’de kaldı

31 Ağustos 2008




Milliyet’in benden önceki gezi yazarlarından Azer Bortaçina hâlâ sıkı bir gezgin. Marmaris’e yerleşti; adım adım Türkiye’yi dolaşmaya devam ediyor.
Her Marmaris seyahatimde kendisine bir “alo” derim. “Allah bilir sen gene Selimiye’ye gitmek istersin” der. Ben, ağzım kulaklarımda, “evet” derim.
İşi gücü bırakır, gelip beni alır. Gideriz ve ben gene kendimden geçerim. Olmaz böyle bir yer. Ben burada bir ömür geçirir, üstüne bir tane daha isterim...
Deniz her zaman sakin

Yazının Devamı

Gömeç’in dağı taşı site olmuş

25 Ağustos 2008




Edremit’ten aşağıya inip Burhaniye’yi geçiyor, zeytin ağaçları arasından yol alıyorum. Yaklaşık yirmi kilometre sonra, Gömeç’e geliyorum. Kimbilir kaç defa önünden geçmişimdir. Ne var ne yok, gerçekten merak ediyorum. Bir tarafta tepeler, diğer tarafta siteler... Buram buram küspe kokusu burnumda, Kayahan’ın Gömeç şarkısı dilimde:
Üşüdüm ayaz dedi
Üzerim beyaz dedi
Ateşe düştüm ya Rab

Yazının Devamı

Buz gibi sularda: Ören-Burhaniye

24 Ağustos 2008




Yıllardır Ayvalık’a gider gelirim, aklıma Ören’e kıvrılmak düşer; sonra nedense vazgeçerim. Hayatımda ilk defa Ören’e gittim. Ve gördüğüm manzara karşısında resmen vuruldum.
Bir kere merkezdeki o tek katlı evler, o devasa çiçekler ve bol yeşilin yarattığı loş ışıkla kendimden geçtim. 70’lerde geçen bir dönem filminin setindeydim sanki. Sanki çocukluğum, sanki geniş zamanlar, yarınsız günlerdeydim...
Burhaniye, Kuzey Ege’de, Balıkesir ilinin sınırları içinde. Edremit Körfezi’nin güneydoğusundaki düzlüğe kurulmuş. İlçe merkezi, sahilden birkaç kilometre içeride.
Merkez “eh”. Biraz daha planlı, bakımlı olabilirdi ama çok daha kötü yerler de gördüm. Sahili ise inanılmaz; Ege Denizi’nden 17 kilometrelik kıyı şeridi Burhaniye’nin. Ören de kıyı şeridinin en güzel koyunda.

Yazının Devamı