Çocuk ve Oruç

9 Mayıs 2019

Ramazan geldi. Hoşgeldin Ramazan!
Ramazan ayı çocuklar için çok dikkat çekici, merak uyandıran, eğlenceli ve büyüdüklerini kanıtlama arzusu ile doludur. Gece vakti özenle sofraların hazırlanması, iftarda tüm ailenin toplanması, camiye gitmek, teravih namazları, komşunun, akrabanın birbirine yardım ettiği, samimi paylaşımların ve merhamet duygularının yoğun olduğu çocuğun ilgisini çeken zamanlardır. Ramazan ayı bu şekilde çocuğun manevi, ulvi ve ahlaki değerlerinin öğrenmesine ve pekiştirilmesine de vesile olur.
Okul öncesi dönemde çocuklar anne babasının sözlerinden çok davranışlarını zihinlerine kaydederler. Anne babasının saygıyla kıldığı namazları, ağlayarak yaptığı dua ve yakarışları, yaşadığı sıkıntı karşısında gösterdiği tevekkül ve sabrı, komşusuna yaptığı iyilikleri, tebessümü alçakgönüllülüğü ve tüm ahlaki değerleri davranışsal gözlem ile öğrenirler. Bu yüzden çocuklarımızı dini konularda zorlamak yerine sevdirerek model olmaya çalışalım.
Dini konularda çocukla inatlaşmak, onları zorlamak ne kadar doğru olduğuna inansanız da çözüm değildir. Bu yüzden çocuklarımızı oruç tutmaları için de zorlayamayız. Fakat istedikleri zaman tuttukları tekne oruçları için onları ödüllendirebiliriz.
Şimdi size kendi çoculuğumdan bir tavsiye vereceğim. Direkli oruç.
Küçüklüğümde ben, hiç tekne orucu tutmadım. Direkli oruç tuttum. Bu oruçta gün içerisinde çocuğa yaşına göre bir kaç kez oruca ara verme hakkı verilir. Ben de orucumu tutmaya başlar, “Hadi oruca şimdi bir ara verelim şöyle evimize bir direk dikelim” denildiğinde ise “Ben orucumu bozmam. Tam tutarım!” diye karşı çıkardım. Anne ve babam bize çocukken de saygı duyar ses çıkarmazlardı.
Oruca çocukların diktikleri direkler, Prof. Dr. Mücahit Öztürk Hoca’mın da ifade ettiği gibi “Çocukları oruca alıştırmanın en doğru ve kolay yoludur. Direkli oruçta bir ya da iki kez mola verdiğiniz molalar, oruca dayanamayacak küçük bedenlere bir ön alıştırma ve ısındırma olur. Aynı zamanda bu direkler ile aileye sevap kazandırılır ve evi ayakta tuttuğu söylenir. Akşam da çocuk oruç tuttuğu için ödül kazanınca daha da keyifli olur ramazan."
Tüm gün oruç tutmak isteyen çocuklarımızı da desteklemeli endişe edip oruçlarını bozmalarını istememeliyiz. Çünkü oruç çocuklarımıza isteklerini ve hazlarını erteleyebilmeyi, sabredebilmeyi öğretir. Öfke kontrolünü geliştirir. Merhamet, empati hislerini ve farkındalık duygularını geliştirir.
Oruçlu iken Ramazan Ayı'nın hürmetine çocuklarımıza sevgi ve şefkat ile yaklaşabileceğimiz hayırlı, mutlu, iyi ramazanlar diliyorum.
Sevgilerimle,
Fazilet Seyitoglu
Klinik Psikolog

Yazının devamı...

Okul Fobisi

13 Eylül 2018

Aile, okul ve klinik destek beraber hareket etmelidir.

Okul fobisi çocuğun okula gitmek istememesi ve gitmemesi veya okulda bulunduğu zamanlarda aşırı korkması, ağlaması, gergin, huzursuz ve sıkıntılı olmasıdır. Okul fobisinin temelinde çocuğun bağlı olduğu kişiden -ki genellikle bu annedir-ayrılma kaygısı vardır. Çocuk anneden veya onu birebir yetiştiren kişiden ayrı kaldığında kendini güvensiz ve huzursuz hisseder. Annesine veya kendisine zarar geleceği endişesi ve korkusu taşır ve annenin yanına gitmek ister. Anneden ayrıldığında da kalp çarpıntısı, terleme, ateş basması, bulantı, karın ağrısı gibi fiziksel belirtilerde gösterebilir. Anne baba ve okulun çocuğa karşı hatalı tutum ve davranışlarının okul fobisinin ortaya çıkışında tetikleyici rol oynadığı düşünülmektedir.

Ebeveynlik tarzınıza dikkat!

Aşırı koruyucu, kollayıcı, çok seven ve çocuğun bağımsız hareket etmesine izin vermeyen anne baba modeliyle bunun tam tersi iten, eleştiren, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılamayan, ilgilenmeyen anne babaların çocuklarında da ayrılma kaygısı ve okul fobisi gelişme ihtimali çok yüksektir.

Okul korkusu yaşayan çocuğa nasıl davranmalıyız;

1. Öncelikle çocuğunuzla konuşun, sabırlı ve kararlı olun. Neden okula gitmesi gerektiğini okumanın ona neler kazandıracağını sakin bir dille anlatın. Aslında bu korkunun birçok çocukta görüldüğünü ama zorlansa da okula gitmesi gerektiğini okula gittiğinde de zamanla bu korkunun azalacağını ona söyleyin.

2. Ona nerede durmanızı istediğini sorun. Onu bırakıp gitmeyeceğinize onunla okula alışana kadar yanında olacağınızı söyleyin. Kademeli şekilde onunla anlaşarak yavaş yavaş okuldan uzaklaşın. Gerekiyorsa sınıfın içinde, gerekiyorsa sınıfın kapısının önünde, gerekiyorsa bahçede. Önce sınıfın içinde beklemişseniz zamanla kapının önünde bekleyin, daha sonra bahçe de daha sonra da çıkışta onu almaya gidin. Bu aşamaları gerçekleştirirken çocuğunuzun elinden tutarak duracağınız yeri ona söyleyin. Asla yalan söylemeyin, “seni bekliyorum” deyip kaçmayın. Kaçtığınızı fark ettiği an onu bir daha okula göndermek çok zor olacaktır.

3. Sınıf öğretmeninizden ve okul idarecilerinizden yardım isteyin. Okulda ki şefkatli, sıcak, çocuğu rahatlatan sevecen tutum çocuğunuzun okula alışmasını kolaylaştıracaktır. Azarlama, bağırma, ceza verme ağlayan, direnen çocukta kesinlikle işe yaramaz ve çocukta derin yaralar açar.

Yazının devamı...

Çocuklarda Uçak/Uçuş Fobisi

10 Ağustos 2018

"Baba uçağa binmek istemiyorum, ya uçağımız düşerse!"

Çocuğunuzda Uçuş Fobisi Oluşmasını İstemiyorsanız Önce Siz Sakin Olun!

Ailece tatile hazırlandılar. Her şey planlandı, uçak biletlerine kadar aldılar. 8 yaşındaki kızlarına da büyük bir sevinçle haber verdiler. Bu kızlarının ilk uçağa binişi olacaktı. Ama o haberi duyunca 'Ben uçağa binmem' diye feryadı kopardı. Sonraki günlerde uykuları kaçtı ve anne babasına “Ne olur arabayla gidelim !”diye ağlayarak ısrar etmeye başladı. Hiç uçağa binmeyen bir çocuk neden bu kadar korkardı ki uçaktan? Babası korkusunu anlamaya çalışarak neden korktuğunu sordu kızına. Aldığı cevap şuydu: ”Babacığım, hani haberlerde izlemiştik ya, uçak düştü ve herkes öldü! Ya bizim uçağımız da düşerse!”

Uçak/uçuş fobisi psikolojide “aerophobia” olarak adlandırılır ve genelde yetişkinlerde görülür. Çocuklarda görülme sıklığı azdır. Bu korkunun erken yaşta ortaya çıkmasında etkin kaygılı biyolojik yapı ve bu yapının çevresel olumsuz işlendiğini ve desteklendiğini düşünürüz. Tedaviye gelen çocuğumuz, medyadan uçuşu “tehlikeli” olarak algılamış / öğrenmiş ve uçağa binişin sonucunun haberlerdeki gibi katastrofik ( burada ölüm olacağını) düşünerek zihnindeki “tehlikeli” şeması gerçek dışı/ abartılı bir şekilde etkinleşmiştir. Buna bağlı olarak da korku ve kaygı /anksiyete duymaya başlamıştır.

Çocuklarda uçuş fobisinin oluşmasında diğer önemli etkin sebep de ailelerini gözlemleyerek korku ve kaygıyı öğrenmeleridir. Ebeveynlerin kaygılı, heyecanlı, korkulu tutum ve davranışları ve seyahatle ilgili olumsuz düşünce ve yorumlamaları da erken dönemde çocuklarda uçuş fobisi gelişmesinde çok etkilidir. Bu yüzden uçuş fobisi yaşayan anne babaların tedavileri önemlidir. Erken yaşta uçuşa karşı aşırı korku ve kaygı geliştiren, ağlayan çocuklarda klinik uzman desteği ertelenmemeli, büyüyünce geçer düşüncesiyle de hareket edilmemelidir.

ANNE BABA NEDEN UÇMAKTAN KORKAR?

Yetişkinlerde görülen uçuş fobisinin temelinde kişinin korkularının uçaktan değil uçağa bindiğinde olacağına inandığı veya düşündüğü şeyler vardır. Kişiyi uçak değil uçakla ilgili düşünceleri korkutur aslında. Bu olumsuz düşünceler kişide “anksiyete” tepkisi doğurur. Bu duruma bağlı panik atak tepkisi de olabilir. Bu kaygının başkaları tarafından fark edilmesinden, kontrolünü kaybedeceğinden veya öleceğinden de korkar ve yoğun kaygı yaşar. Bu sıkıntılarla da uçağa binemez olur; uçağa binmekten kaçar. Yetişkinler bu korkunun aşırı ve anlamsız olduğunu bilirler ama çocuklarda bu olmayabilir. Fobilerin tedavisinde etkili yöntem bilişsel davranışçı terapidir.

Çocuğunuz uçağa binmek istemiyorsa ve gelecekte uçuş fobisi geliştirmesini istemiyorsanız;

Yazının devamı...

Çocuk ve Ergenlerde Sosyal Fobi

31 Temmuz 2018

ÇOCUKLARDA SOSYAL FOBİ...

Unutmayın, sürekli eleştirilen çocuk kendini yetersiz ve güvensiz hisseder!

Sosyal fobi tanısı alan çocuklar genelde çekingen, sessiz, ürkek, içine kapanık ve utangaç olarak nitelendirilirler. Toplum içine girmekten, bulunmaktan, izlenmekten ve dikkat odağı olmaktan aşırı derecede rahatsız olurlar. Arkadaşları ile oyun oynamakta ve oyun kurmakta güçlük çekerler. Okulda da yalnız çocuk olarak nitelendirilirler. Kendilerini ifade edemez, konuşurken göz göze gelmekten kaçınırlar. Topluluk önünde konuşmaktan ve diğer çocuklarla konuşurken rahatsız olur ve utanırlar. Grup oyunlarına girmek istemezler. Sınıf içinde sessiz kalır derse katılmaktan çekinir, parmak kaldırmaz, sesli okumaktan ve tahtaya kalkmaktan korkarlar. Başkalarının önünde yemek yemez, bir yabancı ile telefonda konuşmak, bir şeyler satın almak onlar için çok zordur. Bir grup içinde konuşurken ya da herhangi bir eylemde bulunurken aşırı sıkılır, yüzleri kızarır ve sesleri titrer. Ergenler bu tepkilerinin anlaşılmasından rahatsız olur konuşmalarının saçma değerlendirilmesi düşüncesi ile konuşmak istemezler. Genellikle sessiz ve uzak kalırlar.

Sosyal fobi çocuğun okul yaşamını olumsuz etkiler. Ergen ellerinin titreyeceği endişesi ile tahtaya yazı yazmaktan kaçınır öğretmeni ona soru soracak ve yanlış cevap vereceğim düşüncesi, gülünç duruma düşeceğim korkusu ile derse odaklanmakta güçlük çeker.Sunum yapmaktan aşırı korkar, yeteri derecede bilgisi olduğu halde tahtaya kalkmak istemez ve sözlü sınavlarda yoğun kaygı nedeniyle başarısı düşer.Sosyal fobisi olan ergen arkadaş toplantılarına gitmez.Arkadaşlıklarını sürdüremez. Hata yapmak ve gülünç duruma düşme korkusu ile sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Ve bu kaçınma davranışı onu yalnızlığa iter.

Arkadaşlarım beni sevmiyor, biliyorum onlar beni sevmeyecekler, benimle dalga geçiyorlar onların düşünceleridir genelde. Eleştirilmekten ve şaka yapılmasından aşırı derecede rahatsız olurlar.

Sosyal fobi tanısı alan çocuklar kendilerini yalnız ve mutsuz hissederler. Özgüvenleri ise çok azdır.

Çocuklarda psikiyatrik bozukluk olarak sosyal fobi tanımı:

1

Yazının devamı...

Çocuklarda Su Fobisi

19 Haziran 2018

Sudan korkan çocuğu havuza atmak, ömür boyu sürecek yüzme fobisine sebep olabilir!

Bir psikolog anaokulu müdürü anlatıyor. “Yaz okulumuz vardı. 4-12 yaş öğrencilerine yüzme eğitimi veriyorduk. Öğretmenlerimiz profesyoneldi, işi iyi biliyorlardı, onlara güvenmiştim. Çocukların hepsini havuza atıyor, boğulacak gibi olanları da son anda kurtarıyorlardı. Yöntem buymuş. Böyle çok hızlı öğreniyorlarmış. Psikolog olarak bana ters gelmişti ama sesimi çıkarmamıştım. Sabahleyin okulda bir telefon trafiği: ‘Çocuğumuz okula gelmek istemiyor!’ Kimi sebep söyleyemiyor, sadece ağlıyor, anne de ‘ne oldu’ diye okulu arıyor; kimi de ‘ben havuzda boğulacaktım, yüzme dersine katılmayacağım’ diye annesiyle pazarlık ederek okula gitmeyi kabul ediyor. ‘Aslında denizi, havuzu çok severdi, ne oldu anlayamadım hocam!’ Telefonlar artmaya başlıyor, tabii hocalarımızı yanımıza alıyoruz ve onlara, çocuklarda nasıl yüzme, havuz fobisi geliştirdiklerini anlatıyoruz...”

Çocuğunuzda bir ömür boyu yüzme, havuz veya deniz fobisi geliştirebilirsiniz!

Deniz veya havuzda ilk yüzme eğitimi verilirken çocuklar denize veya havuza kademeli olarak yaklaştırılmalıdırlar. Her çocuk farklı tepki gösterir. Bazı çocuk hiç korku, tepki geliştirmez, karşı koymaz ama tepki gösterenler ve ağlayanlar fobi gelişimi için risk gruptur. Uygun yaklaşımlarla bilinçli bir eğitim verilmezse, bu korku çocuğun bilinçaltına yerleşir ve çocuk büyüdüğünde, yetişkinlikte de yüzmeyi reddedebilir. Ağlayan, direnen çocuk için başlama yeri muhakkak çocuğa sorulmalıdır.

Ayşe Hanım, sezgileri güçlü, bilinçli bir anne, anlatıyor:

“İlk çocuğumda böyle olmamıştı. Oğlum mayolarını giydi ve denize koştu ama ikinci oğlum, 4 yaşında, kumsalda bana yapıştı ve ağlamaya başladı. Ona neden ağladığını sorduğumda ‘Korkuyorum!’ dedi. Girmek istemediğini söyledi. Hiç ısrar etmedim. Ona yanında olacağımı, ne zaman isterse o zaman girebileceğini söyledim. O gün denize girmedi, benim yanımda güneşlendi. Ertesi gün beni bıraktı ve sahile daha yaklaştı, abisiyle birlikte kumdan kaleler yaptılar, ben de onlara yardım ettim. 3. gün suya ayaklarını soktu. 4. gün ona can yeleği ve simit alıp gittik denize ve yine abisiyle ve benimle 2-3 adım denizin içinde oyun oynamayı kabul etti. ‘Ördek suya daldı zil çaldı’ deyince abimiz başını denize batırıp çıkarıyordu. Çok güldük ama bizim ördeği yine dalmaya ikna edemedik yine de ısrar etmedik. 5. gün ilerlemek istediğini söyledi. Boyunu aşmadık, ellerimi sıkıca tutuyordu ama benim ‘Sen hazır olduğunda seni bırakacağım’ demem onu çok rahatlattı. O gün ayaklarını çırpmayı öğrettim ona. Çok hoşuna gitti. Ellerini tuttum, oda ayaklarını çırptı. Bir de deniz tahtası aldık. Ayaklarını daha da güçlü çırptı. Artık yüz ifadesi rahatlamıştı, kendini güvende hissettiğini anlamıştım.”

Ayşe Hanım risk grubundaki oğluna, fobi geliştirmeden bir haftada denizi sevdirmişti. Oğlu, 15 gün sonra annesine bakmadan can simidiyle ilerlemeye başlamıştı. “

Yazının devamı...

Çocuğunda Dikkat Eksikliği Olan Ailelere Yaz Tatili Tavsiyeleri

8 Haziran 2018

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) teşhisi konulmuş çocuklar kendini kontrol etmekte zorlanır, devamlı huzursuzdurlar, düşünmeden hareket ederler. Bütün gün “canım sıkılıyor” diyen çocuklara karşı anneler çaresiz kalabilir. Tatile girmekten korkan anneler, evde çocuklarının özel durumuna uygun bir yaz programı yaparak bunu hayata geçirebilir.

Ali, 10 yaşında. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) tanısı almış, 4. sınıf öğrencisi. Hayatında en çok kullandığı kelimeler “off çok sıkıldım” ve “şimdi (veya) sonra ne yapacağız”. Bıraksanız saatlerce bilgisayar oynayabilir ve TV’nin başından kalkmaz. Bu zamanlarda da can sıkıntısı hiç aklına gelmez. Onun dışındaki zamanlarda yerinde duramaz, huzursuzdur, plan yapmakta güçlük çeker, dalgın ve dikkatsizce davranır, kendini kontrol etmekte zorlanır, düşünmeden hareket eder.

Annesi Ayşe Hanım ise yaz tatili için gerçekten çok endişeli. 3 ay boyunca oğluyla nasıl baş edebileceğini ve tatilini nasıl verimli halde geçirebileceğini düşünüyor. “Ben gerçekten tatilde Ali’yle ne yapacağımı bilmiyorum. Tatilden korkuyorum” diyor.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar organize olma ve zaman yönetiminde yetersiz oldukları için, yaz tatili onlar için öncelikli olarak planlanmalı. Yoksa anne-baba ve çocuk arasında çatışma yaşanması çok yüksek ihtimaldir. DEHB’li çocuklar için tatili verimli bir halde geçirmek ekstra çaba ve gayret ister.

İşte DEHB’li çocukları ve ergenleri olan ailelere yaz tatili için tavsiyeler:

Ailece bir yaz tatili kontratı yapın. Anne-babanın ve ailenin her bireyinin hedefleri olsun. Yaz tatilinde neler yapacağınızı, planlarınızı, isteklerinizi, hedeflerinizi konuşun. Öncelikle anne-baba kendileri yaz hedeflerini koymalı, sonra çocuklarına hedeflerini sorup ondan beklentilerini dile getirmeli. Bu şekilde hem ortak, hem bireysel hedefler çıkarılmalı. Kitap okuma, bisiklete binme, yürüyüş yapma, yüzme, tarihi ve doğal yerleri gezme veya anne-babanın sevdiği hobilerle ilgilenme vs. gibi. Hangi kitapları okuyabileceğini düşünüp kitap seçimi yapın.

Yazının devamı...

Ergenlik Sorunları ve Çözümleri

6 Haziran 2018

Ergen önemsenmek, anlaşılmak ve değer görmek ister!
Çocuğumuza teşekkür edebiliriz
Ayşe, 7. sınıf öğrencisi. Her soruma “Bilmem!” diye cevap veriyor. Terapiye geliş sebebi, evde herkese karşı olan öfke patlamaları, bağırmaları. Evdekiler onun bu haline hiç alışık değiller: “Ne oldu bu kıza böyle?” Ayşe bir ergen ve depresyonda ve ailesi bunun farkında değil.

Ailenin en büyük çocuğu. Ondan küçük bir erkek kardeşi var, 4. sınıfta, sonra 2. sınıfta bir kız kardeşi, 1. sınıfta bir kız kardeşi daha, 2 yaşında da bir erkek kardeşi. “Evde neler yaparsın?” diye soruyorum. “Hiiiiç kardeşlerime bakarım!” diye cevap veriyor. Annesi sürekli ona seslenirmiş: “Kızım kardeşinin bezini getir!” “Kızım sofrayı topla!” “Kızım kardeşinin dersine bak!” Yani annesi sürekli “kızım” der ve bir şeyler yapmasını istermiş.

Ayşe bu isteklerden o kadar bıkmış ki, annesinin seslenişini artık duymaz olmuştur. Zaten annesi de şikâyet ediyor: “Beni hiç duymuyor. Hiç ses vermiyor.” Evet, bu düzeltmemiz gereken bir davranış. Annesi ona her dakika seslense de Ayşe annesine hemen cevap vermeli. Ayşe’nin evde yapması gereken bir sürü işi var. Kardeşinin bezini değiştirmeli, tuvalete götürmeli, yemeklerini yedirmeli, üstlerini giydirmeli... Bu arada kardeşlerine öfkelenir, bağırır, arada sırada da vurur. Babası şikâyet ediyor: “Hepimize bağırıyor, yeter artık!” Düzeltmemiz gereken ikinci davranış: Öfke nöbetleri, herkese bağırması.

4. ve 2. kardeşini okumaya Ayşe geçirmiş. Şimdi sıra 1. sınıftakinde. Ama onunla hiç ilgilenmiyor. Ayşe her şeyi mükemmel yapan bir çocuk ama kızgın, öfkeli, mutsuz. Evet, 7. sınıfta ve depresyonda. Psikoterapi alması lazım. Peki, evdeki ortam aynen devam ederse psikoterapi ne kadar etkili olur? Bunun için önce çevresel düzenleme yapmamız gerekiyor. Ayşe’nin anne babasına, “Bana şu an kızınızın evde yaptığı işleri söyler misiniz?” diyorum. Sıralıyoruz. Yaptıklarının hepsini bir bir kâğıda yazıyorum ve anne babaya, evde yaptığı işler için ona her gün bir artı vermelerini istiyorum. Artıları eksilerinden fazla olduğu zaman da hafta sonu ona bir ödül almalarını öneriyorum. “Bunları zaten yapıyor,” diyor annesi “niye ödüllendirelim ki?” Aslında sıkıntı buradaydı, yani kızları bundan dolayı depresyondaydı. Aşye bu işleri sürekli yapmış ve yapmaya devam ediyordu ama teşekkür ve takdir yoktu. O yaptıkça çevredekiler de istemeye devam etmişlerdi. Genç kız sonunda tükenmiş ve beyin kimyası da değişmişti. Yine de istenilenleri yapmaya devam ediyor ama artık bağırarak ve gülümsemeden.

Aslında aile yaptıklarını takdir edip kızlarına teşekkür etselerdi Ayşe iyileşecekti belki de. Şımarmasından korkuyorlar. Belki de bu zamana kadar ne istediği hiç sorulmadı ve fikri alınmadı ve kendisi için hiçbir şey yapamadı ve sevildiğini de hissedemedi Ayşe... Aslında onun istediği sadece bir teşekkür, takdir ve ilgi. En az kendisinin çevresindekilere gösterdiği kadar...

Ergenlik, depresyon için riskli bir dönemdir. Yapılan araştırmalar, kız ergenlerde depresyon görülme sıklığının erkek ergenlerden daha fazla olduğunu göstermektedir. Depresyon, ergenlerde en az 2 hafta boyunca, gün boyu kendini üzüntülü hissetme/depresif duygu durum, önceden zevk aldığı şeylerden zevk alamama/ilgi kaybı, öfke ve çabuk sinirlenmeyle kendini gösterir. Uyku bozukluğu, iştah, kilo değişikliği, halsizlik, harekette yavaşlama, değersizlik, kararsızlık ve suçluluk hisleri, dikkat toplamada güçlük, ölüm ve intihar düşüncelerinden beşinin ilgi kaybı veya hüzünlü hissetmeye eşlik etmesi klinik (majör) depresyonu kesinleştirir ve acil uzman desteği alınmasını gerektirir. Ergenin ders başarısı düşer, arkadaş ilişkilerinde bozulma olabilir. Tedavide psikoterapi etkilidir.

Yazının devamı...

Çocuk ve Allah

29 Mayıs 2018

Çocuklarınızı dini konularda, vecibelerde zorlamayın!

İbadetleriniz çocuğunuzla aranıza girmesin. Onların da beklediği paylaşım saatleriniz olsun!
Kızımız 8 yaşındaydı. Sürekli annesiyle birlikte olmayı gözlüyordu. Annesi ise ibadetlerine çok düşkündü. Boş kaldıkça hep namaz kılar, Kur’an okur, tespih çekerdi. Ne zaman annesini yanına çağırsa, onunla birlikte olmak istese, annesi, “Şimdi namaz kılacağım, Kur’an okuyacağım” diye cevap verirdi. Yine bir gün, annesiyle birlikte parka çıkmak istemişti. Annesi de yine aynı cevabı vermişti, “Namaz kılmam lazım yarın çıkalım”. O da “Öff be! Sen de hep namaz kılıyorsun. Bu namazı hiç sevmiyorum” diye ağlayarak odasına koşmuştu. Annesi şaşkındı...

Oğlumuz 5 yaşındaydı. Televizyonda annesinin ve oğlunun en çok sevdiği programlar çakışıyordu. Anne hatim programını izlemek istiyor, oğlu da o saatteki en çok sevdiği çizgi filmi. Anne, “Hatmimi bitirmem gerekiyor” diye, çocuğunun çizgi filmini izlemesine ısrarla izin vermiyordu. Çocuk da hep ağlıyordu. 6 yaşına geldiğinde kendisine Kur’an öğretmek isteyen ablasına, “Ben Kur’an’ı hiç sevmiyorum, öğrenmek de istemiyorum!” demişti.

Ve kızımız 12 yaşında bir ergendi. Annesi ile birlikte arabada giderken en sevdiği müzik kanalını açmak istiyordu. Annesi ise buna izin vermiyordu. Ya ilahi ya da Kur’an dinlemesini istiyordu. Bir gün yengesinin arabasında ergen kızımız, “Oh be! Annem yok ya, ilahi ve Kur’an da yok, istediğim kanalı dinleyebilirim!” demişti. Yengesi şaşkındı...


Yazının devamı...