Salihli’de Kosova’nın lezzeti bir başka...

5 Temmuz 2019

Oğlum bile öğrendi. Bizim gezmelerimiz normal değil. Sabah kalkıyoruz ve gidiyoruz. Oğlum Efe’ye soruyorum bazen “Nereye gidelim Efe?” cevap “Yol bizi nereye götürürse baba”

İşte böyle çıktık Salihli’ye doğru yola. Aynı kafa arkadaşım Özgür, eşi ve kızı Bade ile birlikte aheste aheste, hiiiç acele etmeden vardık Salihli’ye. Hep söylerim “Yol insanı acıktırır.”

Dostum Özgür yıllarca Salihli bölgesinde pazarlama işi ile meşgul olmuş. Hatırı sayılır bir çevresi var orada. O nedenle rehberliğimizi de kendisi yaptı. Dedim ya acıktık yolda. O nedenle dooğru bir esnaf lokantasının önüne yanaştı Özgür (@bugünbiraradayız.)

Kosova Lokantası sahibi Raci Paşa. Yaklaşık 45 yıldır yemek işi ile meşgul. Salihli’de bilinen ve yemekleri sevilen bi yer Kosova lokantası. Biz tadına aşına olduğum Kosova köftesini ve zeytinyağlılarını yedik. Çok beğendik. Haftasonu gittiğimiz için yemek çeşidi azdı. Hata içi çok çok daha fazla yemek çeşidi oluyormuş burada. Eğer yolunuz düşerse öncelikle köftesini tatmanızı öneririm…

Turgutlu’da 89 yıllık Kasaba Köftesi…

Salihli’de şöyle bir turladıktan sonra önce Kurşunlu Kaplıcaları’nı ziyaret ettik, ardından meşhur Salihli kirazından almak için Allahdiyen Köyü’ne doğru çıktık yola. Ama nafile. Kiraz kalmamış bahçelerde. Toplanmış hepside.

Yazının devamı...

Nadir Usta’nın köftesi enfes...

28 Haziran 2019

Bu yemek işi var ya yemek, acayip bi iş! Kendine göre, yeni, güzel bi mekan keşfettiğinde, sanki altın bulmuş gibi seviniyor insan.

İşte sizlere anlatacağım İnegöl Köftecisi Nadir Usta buna bire bir örnek.

Geçen aylarda Katip Çelebi Üniversitesi’nde sevgili dostum Kokoreççi Baki Usta’nın oğlu Volkan ve kerevizlerin en güzeli @gezgin-kereviz Deniz ile birlikte bir organizas-yondaydık. Bizimle ilgili bölüm biraz gecikince, Volkan “Hadi abi öğlen oldu bi şeyler yiyelim” deyip götürmüştü ilk kez Nadir Usta’ya bizi. Ama her şey o kadar çabuk oldu bitti ki, köftenin tadı damağımda kaldı. Daha önemlisi köfteciyle iki sohbet edemedik. Sonrasında yakın bir dostumla tam üç kez daha gittik ama nafile, hiçbirinde köfte yemek kısmet olmadı. Bi türlü saati tutturamadık. Hatta üçüncü gidişimizde “Abi bi su içelim bari deyip” ayak üstü lafladık çalışanlarla.

Azmin elinden ne kurtulmuş?

Elbette bizim köfte yiyemeyişimizin sebebi köftecinin değil bizim geç gidişimizdi. Hırs yaptık “Bu köfte ille yenecek” diye. Azmin elinden ne kurtulmuş ki, Nadir Usta’nın köftesi kurtulsun!

Geçen cuma işimizi sıkı tutup erkenden gittik bu sefer. Biz erkenciyiz diyorduk ama dükkanda koşuşturmaca çoktan başlamış. İçeriye adım atar atmaz garsonlar tanıdı bizi. Üçtür gelip yiyemediğimiz köfteyi dördüncüde yakaladık diye konuşurken, ızgaranın başındaki usta “Fedai abi di mi?” dedi. Ben gazeteden, ya da instagramdan tanımıştır derken o “Abi siz Volkan abiyle gelmiştiniz” deyince şok oldum. Ben tanıştığımızı hatırlamazken o direkt adımla hitap ederek karşıladı bizi. Valla şapka çıkardım hafızaya.

Hemen tekrar tanıştık. E, malum benim isim unutmalarım meşhurdur. Aynı insanla 3-5 kez tanışmışlığım var nede olsa. Şu anda işi yürüten, süper hafızalı dostumuzun adı Hakan Sözer. Babası Nadir Usta’dan el almış. Izgaranın başında o var. Kardeşi Gürkan Sözer ile birlikte yürütüyorlar dükkanı.

Yazının devamı...

Urla’ya tepeden baktık…

21 Haziran 2019

Bu yeme içme işi zor hakikaten. Geçtiğimiz günlerde La Cigale Urla’da bir yemek toplantısına katıldım. Gerçi toplantı demek ne kadar doğru olur bilemedim. Çünkü toplantı yeme içme üzerineydi. İzmir’in önde gelen blogerları sevgili Ahmet Güzelyağdöken’in kendine has lezzetlerini bira eşliğinde tattık. İzmir’den koca bi otobüsle çıktık yola. Ama La Cigale Urla’ya gelmek üzereyken navigasyonumuzun azizliğine uğrayıp kısa bir doğa yürüyüşü ile başladı yemek serüvenimiz. Neyseki navigasyonun numarasını erken farkettik de ivedi ulaştık yemek mekanına.
Otobüs yolculuğu boyunca sohbet elbette yemekti. Açıkçası nasıl bir sürprizle karşılaşacağımızın merakı içindeydik hepimiz de. Ama yemekten önceki sürpriz galiba yemekten daha güzeldi. 42 yıllık bir İzmirli olarak Urla’yı hiç bu kadar güzel bir tepeden izlememiştim. Bulunduğumuz yerden o kadar güzel görünüyordu ki Urla, hayran olmamak elde değil. Panoramik bir tepe üzerinde kurulmuş La Cigale Urla. Muhteşem bir doğanın içene taş bir yapı olarak inşa edilmiş. Hele hava karardığında, rengarenk ışıklarıyla gelinlik bir kız gibi görünüyor bu tepeden. Yemeği unuttuk desem yeri yani...

İşte yemek saati

İçeriye girdiğimizde büyük bir masa karşılıyor bizi. Daha doğrusu muhteşem bir masa karşılıyor. Izgara edilmiş enginar salatası, marine edilmiş fener balığı, sardalya ve Girit kabağı turşusu. İlk kez kabak turşusu tadıyorum. E, bir turşu tutkunu olarak hemen soruyorum Ahmet Güzelyağdöken’e “Nedir bunun sırrı?” Elbette bütün sırrını vermiyor usta. Ama elma sirkesi ve kişnişle yaptığını da saklamıyor.
İşte sohbet başlıyor. Rakının yemek eşlikçisi mi yoksa aberatif mi olduğundan tutun da içtiğimiz biraların anavatanının Göbeklitepe’ye dayandığına kadar herşeyi konuşuyoruz.
Bu arada sohbet sürerken Ahmet Güzelyağdöken’in kendine has yemekleriyle masanın çevresindekiler de kendine has muhabbetlerini yapıyorlar. Herkes bi bölge, bi şehirden bahsediyor yemekle ilgili. Hararetleniyor bi ara ortalık. Tam bu sırada bizlere bu şahane yemekleri hazırlayan Ahmet Güzelyağdöken alıyor sözü. “Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki arkadaşlar, dünyanın bir çok yerinde harika şeyler yapıp tatma şansı bulmama rağmen, kendi ülkem ve özellikle kendi bölgemdeki kadar güzel ürünlere sahip bir yer görmedim” diyor.
Ve son noktayı koyuyor.

Susmak gerek

Yazının devamı...

Egeli Büfe’nin köftesi aklımda kaldı

14 Haziran 2019

Evet lezzet peşindeyim; evet güzel yemek, fark yaratan yerlerin izindeyim. Ama bi yandan da lezzetin ille kaliteli malzeme ve ustalıkla olamayacağını düşünenlerdenim. Çünkü ben, lezzetin muhabbetine âşık bi adamım...

Önceki gün Çiğli Ata Sanayi’ye düştü yolum. Sabah-öğle arası bir saatti. İçim kazınınca, atıştırmalık bi şeyler aradı gözüm. Birden aklıma daha önce gittiğimde, sandviç ve köftesinin de bittiği saate rastgeldiğimden yemek yeme fırsatı bulamadığım Egeli Büfe geldi. Hemen bulduğum ilk park yerine çektim arabamı.

Çektim çekmesine ama daha otomobilimden inmeden “Ne zaman çekersin, çok kalacak mısın, şimdi müşteriler gelecek” kabilinden sözlerle karşılandım bir işletme tarafından. (nizami park alanı olarak yapılmış bir yer) Uzatmayayım, otomobilimi olduğu yerde bıraktım. Ancak sinirlerim bozuk bi halde daldım Egeli Büfe’ye.

Ben homurdanırken, masaya oturmuş önündeki rokaları, maydanozları tek tek ayıklamakla meşgul Hasan Akbaş karşıladı beni. “Yahu ne oluyor, verin abicim bi çay. Gel bakalım, otur, olur yahu böyle şeyler, boşver...” diye babacan tavrıyla oturttu masaya.

Hasan Abi

Genelde gittiğim yerlerde pek bilinmek istemem, fakat burada öyle olamadı benim sinirli tavrımdan ötürü. Egeli Büfe takipçimmiş. Tanındık anlayacağınız.

Madem öyle, hemen daldık muhabbete. İlk dikkatimi çeken şey, dükkândan içeriye giren herkes, “Hasan Abi, hayırlı işler...” diyerek giriyor. O nedenle ben de hemen dilimi Hasan Bey’den Hasan Abi’ye döndürüp soruyorum: “Abi, nedir bu durum?” Diyo ki, “Ata Sanayi’de eskiyim ben. Buraya gelen çocukların birçoğu çıraktı, küçük çocuktu ben tanıdığımda. Şimdi usta oldular. O nedenle ille beni görecekler, ille bana bi takılacaklar dükkânda.”

Yazının devamı...

Burçin Usta, Süleyman Demirel’in aşçısından el almış...

7 Haziran 2019

“Şans hazırlıklı olana gülermiş...”
Rahmetli arkadaşım Müslüm’den duymuştum bu sözü. O gün bugündür önüme çıkabilecek güzelliklere hazırımdır hep. Şans deyince aklınıza para gelmesin hemen. Güzel bi insan da, güzel bi manzara da, güzel bi yemek de şanstır çoğu zaman. Eğer ummadığınız bir anda, ummadığınız bir şey çıkıyorsa karşınıza ve bu sizi mutlu ediyorsa işte budur şans.
Bayramın ikinci günü böyle bi gündü benim için.
Sabah erken saatte Efe’nin çizgi film sesiyle uyandık eşimle birlikte. Sert bi filtre kahvenin ardından güne dair konuşmaya başladık. Eşim Ebru benimle plan yapmanın sıkıntılarını bildiğinden hemen en hayır diyemeyeceğim yerden vurdu. “Hadi çıkıyoruz Fedo, yol bizi nereye götürürse” deyiverdi.
Her zamanki gibi bagajımızın acil ihtiyaçlarını çantamıza koyduk ve çıktık yola. Önceki günlerde Foça tarafına gitmiştik. Bu sefer de Çeşme’ye doğru gidelim dedim.
Dedim ama otobandaki trafiği görünce yönümü ilk çıkıştan Urla Çeşmealtı’na çevirdim. Bu arada, yavaş yavaş gittiğimizden ve yoğun trafikten dolayı saat 13.30 oldu bile. Yani arabanın içinden “acıktık, acıktık” sesleri yükselmeye başladı.

İstikamet Lokum Restaurant

Hatay’da oğlum Efe’yi derse götürdüğümde iki lafın belini kırdığımız Erol Amca (Bertecene) aklıma geldi. Sohbetlerimizde Urla Çeşmealtı’nda ‘Lokum Restaurant’ diye bi yerleri olduğundan ve oğlunun yaptığı ekşili kalamardan, levrek külbastıdan bahsedip öve öve bitiremezdi. Eh Çeşme planı yattı, otoban çıkışından en yakın yer de Çeşmealtı, yapacak bi şey yok. Şans, hazırlıklı olana güler deyip sürdük arabayı Lokum Restaurant’a.

Yazının devamı...