Ceza değil, ödül olmuş

Cihan Et'in kurucularından Cem Yaylacık'ı babası ceza olsun diye çiftlikte çalıştırırmış...


Kaç zamandır gideceğim, kısmet olup bi gidememiştim Cihan Et’e.

Ve bu hafta iki ara bi dere zaman yaratıp gittim. Kıymetli bi arkadaşımla, onun söylemiyle Form Bornova’da buluştuk ve daha sonra hiç sağa sola bakmadan daldık Cihan Et’e. Aslında lezzetine aşinayım buranın. Yaptığımız bir kampta arkadaşlardan biri, buradan aldığı sosisi getirmişti. Ve hepimiz bayılmıştık sosise. O gün bugündür de bi türlü gelememiştim dükkâna. Ama olsun, ne demiş bi çilekeş insan; “Beklenen gün gelecekse eğer, çekilen çile kutsaldır.” İşte, çilenin bittiği gün!

Dükkândan içeri girer girmez minik bombelerini takmış garsonlar ve tablo gibi bir kasap reyonu karşılıyor sizi. Kasap reyonunun devamı açık mutfak! Yani seçtiğiniz eti kimin, nasıl, nerde pişirdiğini görüyorsunuz. İddialı ve güzel bi şey!

Şööyle alıcı gözüyle et reyonunu seyrediyorum. Arkadaşım hemen yanımda, “Hadi abi, çok acıktım” diye mırıldanıyor. Kendisi sadece yiyici olduğundan, manzaranın kıymetinden bihaber tabii.

40 yıllık dost gibi

Onu daha fazla bekletmeden ve de abartmadan siparişimi veriyorum. Elbette ilk seçimim köfte. Kasap ve anne köftesi istiyorum. Bana göre bir etçinin en önemli ürünüdür köfte. Eğer onun hakkı verilmişse gözü kapalı dalarım dükkândan içeri. Sonra sosis istiyorum ve en son da kuzu şiş.

Masamıza oturur oturmaz, sanki 40 yılık bi arkadaşına sesleniyor, Cihan Et’in sahibi Cem Yaylacık: “Abim hoş geldiniz...”
Gerçi 40 yıllık arkadaş olmasak da, aynı mahallenin insanları olmuşuz, aynı sokaklarda top koşturmuşuz. İki satır sohbet edince birbirimize hiç de yabancı olmadığımızı anlıyoruz.

“Ee Cem anlat bakalım, eski Altındağ Kasabı nasıl şimdi Cihan Et’e dönüştü?”

Bu arada İzmir’de Altındağ, Çamdibi eşrafı kasaplarıyla ünlüdür. Ki eskiden daha da ünlüydü.

“Dedem” diyor Cem... “Dedem, 1956 yılında hayvancılıkla birlikte kasaplığa başlamış. Sonra da babamlar devam ettirmiş. 1970 yılında ilk dükkânımız Altındağ Kasabı’nı açmışlar dedem, babam Nevzat Yaylacık ve amcalarım. Yıllarca da birlikte çalışmışlar.”

Cem, tatlı tatlı hikâyesini anlatırken, salatamız ve köftelerimiz geliyor masaya. Köfteleri hiç soğutmadan başlıyoruz götürmeye. Ardından çok beğendiğim sosis ve hemen yanında da kuzu şişlerimiz servis ediliyor. Yediğim her şey çok güzel. Hepsi de söylediğim kıvamda pişirilmiş.

Ceza değil, ödül olmuş


Yaramaz bi çocuktum

Lezzet şölenimiz sürerken Cem, “Babam çok istedi okumamı, ama ben bu işi çok sevdiğimden devam etmedim liseden sonra” dedi.

Ee, nasıl bi sevgi bu peki?

“Şöyle diim abi, babam özel ders aldırırdı bana. Bense öğretmeni kandırıp süt kamyonuyla Kemalpaşa’daki çiftliğimize, hayvanların yanına kaçardım. İşin ağırlığını görüp okula döneyim diye çiftlikte çalıştırırdı, kimsenin de yardım etmesine izin vermezdi. Ama ben bu durumdan o kadar çok keyif alırdım ki, bu bana ceza değil, ödüldü. Çok yaramaz bi çocuktum, ama bi o kadar da meraklı ve öğrenmeye istekliydim. Çiftliğin veterinerinin yanından ayrılmazdım, sonradan yardımcılığını yapacak kadar bilgi sahibi oldum.”

Cesaret edemedim...

Peki, kasaplıktan et restoranına geçiş nasıl oldu? Her kasap iyi pişirici midir?

“Kasap dükkânımızda çalıştığım yıllarda son dönemdeki görevim pazarlamaydı. İzmir’in en iyi restoranlarına et satardım. Meraklıyım tabii. Etin çiğ halini, canlı halini çok iyi biliyorum, ama pişmiş kısmını da öğrenmem lazım. Et sattığım restoranların aşçıları, bu konuda benim ufkumu açtılar. Çok şey gördüm, çok şey öğrendim onlardan.”

Ceza değil, ödül olmuş


2003 yılında sıkıntılı bir dönemden sonra 2004’te babasıyla birlikte Cihan Et’i kurmuşlar. O dönemde işinde bir fark yaratmayı aklına koymuş Cem. Sıradan bir kasap gibi isteneni yapmamış, o güne kadar öğrendiği mesleğinin inceliklerini vitrinine, tezgâhına yansıtmış.
2011 yılı, Cem için çok önemli. “İlk restoran teklifini o sene kıymetli bi abimden aldım. Ama cesaret gösterip girmedim işe. Farklı farklı yerlerden, ta 2017’ye kadar geldi restoran teklifleri. Ama nasipten ötesi yok demek ki. O kadar sene sonra Forum’un karşısında, bulunduğumuz yerde başladı Cihat Et Pişiricisi maceramız.”

Stresli, asla!

Cem hiperaktif biri. Yaptığımız onca muhabbet sanmayın ki bi oturuşta yapıldı. Adam yerinde duramıyor ki... Gelene hoş geldin, gidene güle güle, verilen siparişleri kontrol, bi anda mutfağa dalıp et pişirmeler. Adam, çekirge gibi maşallah!

Ceza değil, ödül olmuş


Peki, etler kimden geliyor?

Gülüyor Cem:

“Abi, bize et gelmez. Biz gidip alırız. Malı da ben ya da babam mutlaka ve bizzat kendimiz seçeriz. Yani mal almaya gittiğimiz yerlerde ‘sürünün gözbebeğini’ alır geliriz. Bizim görüp onaylamadığımız hiçbir ürün, dükkândan içeri girmez.”

Sohbet öyle güzel ki, bi yandan sürsün istiyorum, bi yandan da Cem’in işine engel olmak istemiyorum. Fakat, konuşulan onca şey arasında Cem bi ara öyle bir şey söylüyor ki; tamam arkadaş bu çocuğun ete, işine olan aşkı gerçekten dolu bir bilgiden geliyor diyorum. Uzun uzun anlatmayacağım. Cem’in dediği şu: Abi, bizde stresli mal asla kesime gitmez!

Ben ki, kasap camiasını biraz bilen, gören birisi olarak bunun ne denli kıymetli olduğunu biliyorum. O nedenle, bravo Cem Yaylacık, bravo Cihan Et...

Ceza değil, ödül olmuş


Bugün Adana’dayım sizleri de bekliyorum

Sevgili dükkân dostları, bu yıl 3.’sü düzenlenen ‘Adana Lezzet Festivali’ni yerinde yaşamak için bu kente geldim. Her zaman Güzel İzmir’le benzerlikler bulurum bu güzel şehirde. Daha havalimanından şehre adım atar atmaz samimiyet karşılar sizi. İşte bu samimiyeti kendine has lezzetlerle buluşturan Adana, festivalini 3. kez tüm Türkiye ve dünyayla paylaşıyor.

Elbette yaşadıklarımı sizler için daha sonra kaleme alacağım. Ama, gazetem Milliyet’in internet sitesi www.milliyet.com.tr adresinde sıcağı sıcağına gördüklerimi paylaşacağım. Oradan ne var, ne yok görebilirsiniz.

Böyle güzel organizasyonların darısı Güzel İzmir’e diyor ve Adana’yı keşfe başlıyorum...

Hadi, birlikte gezelim...