Egeli Büfe’nin köftesi aklımda kaldı

Evet lezzet peşindeyim; evet güzel yemek, fark yaratan yerlerin izindeyim. Ama bi yandan da lezzetin ille kaliteli malzeme ve ustalıkla olamayacağını düşünenlerdenim. Çünkü ben, lezzetin muhabbetine âşık bi adamım...

Önceki gün Çiğli Ata Sanayi’ye düştü yolum. Sabah-öğle arası bir saatti. İçim kazınınca, atıştırmalık bi şeyler aradı gözüm. Birden aklıma daha önce gittiğimde, sandviç ve köftesinin de bittiği saate rastgeldiğimden yemek yeme fırsatı bulamadığım Egeli Büfe geldi. Hemen bulduğum ilk park yerine çektim arabamı.

Çektim çekmesine ama daha otomobilimden inmeden “Ne zaman çekersin, çok kalacak mısın, şimdi müşteriler gelecek” kabilinden sözlerle karşılandım bir işletme tarafından. (nizami park alanı olarak yapılmış bir yer) Uzatmayayım, otomobilimi olduğu yerde bıraktım. Ancak sinirlerim bozuk bi halde daldım Egeli Büfe’ye.

Ben homurdanırken, masaya oturmuş önündeki rokaları, maydanozları tek tek ayıklamakla meşgul Hasan Akbaş karşıladı beni. “Yahu ne oluyor, verin abicim bi çay. Gel bakalım, otur, olur yahu böyle şeyler, boşver...” diye babacan tavrıyla oturttu masaya.

Egeli Büfe’nin köftesi aklımda kaldı

Hasan Abi

Genelde gittiğim yerlerde pek bilinmek istemem, fakat burada öyle olamadı benim sinirli tavrımdan ötürü. Egeli Büfe takipçimmiş. Tanındık anlayacağınız.

Madem öyle, hemen daldık muhabbete. İlk dikkatimi çeken şey, dükkândan içeriye giren herkes, “Hasan Abi, hayırlı işler...” diyerek giriyor. O nedenle ben de hemen dilimi Hasan Bey’den Hasan Abi’ye döndürüp soruyorum: “Abi, nedir bu durum?” Diyo ki, “Ata Sanayi’de eskiyim ben. Buraya gelen çocukların birçoğu çıraktı, küçük çocuktu ben tanıdığımda. Şimdi usta oldular. O nedenle ille beni görecekler, ille bana bi takılacaklar dükkânda.”

Bizim muhabbet devam ederken Hasan Abi’nin oğlu Erdi tezgâhın başından “Abi hoş geldin, ne hazırlayayım sana?” diye sesleniyor. “Bi sandviç istiyorum.”

“Tamam abi, İzmir sandvicin hemen geliyor.”

Kallavi sandviç

Siparişim hazırlanırken Hasan Abi’nin eşi Sevim (Akbaş) Hanım da koca bir köfte tepsisiyle geliyor yan masamıza. Hem köfteleri hazırlıyor hem de sağa sola laf yetiştiriyor Sevim Ablam. Hayranlıkla izliyorum kendisini. Bu kadarcık zamanda anlıyorum ki, Sevim Abla dükkânın gizli kahramanı.

Ve işte kallavi İzmir sandvicim hazır. İçinde iki çeşit peynir, sucuk, sosis, salam, ketçap, mayonez, turşu, her şey var. Buz gibi bi ayranla dalıyorum sandvice. Ben yemeğimi yerken Hasan Abi ara ara kalkıp köfte tezgâhının başında cızır cızır köftelerini pişiriyor. Aklım köftelerde, Hasan Abi’nin anlattıklarını dinlemeye çalışıyorum.

Babası, Mezarlıkbaşı’nda çorbacı Hamza’nın aşçıbaşıymış, annesi de aşçıymış. “Biz de abimle ikimiz köfteci olduk” diye anlatmayı sürdürüyor. “Arabaları çok sevdiğimden, bi dönem şoförlük yaptım. Ama sonra vazgeçip gıda sektörüne döndüm. İlk işyerimi Serinkuyu’da açtım. Park Büfe’ydi adı. Kısa süre sonra adını Egeli Büfe olarak değiştirdim. 30 yıldır da bu isimle devam ediyoruz.”

Ekmek arası ayrı güzel

Sohbet keyifli keyifli sürerken, tadımlık köfteler geliyor önüme. E yememek olmaz tabii. Suyunda, sıcak sıcak köftelerden yiyorum. Şuranın buranın köftesi değil, Egeli Büfe’nin köftesi. Kendine has, şık bi köfte yapmış Hasan Abi. 30 yıldır aynı köfteyi yapıyor. Etini bizzat kendisi seçiyor kasabından.

Kömürde, kıvamında, suyunda geliyor önünüze. Ekmek arası da ayrı bi güzel oluyor bu arada.

Demem o ki; özellikle köfte yemeye gidilir, sandviç yemeye de gidilir. Ama hangisi derseniz, ben pek fazla tostçu, sandviççi olmadığımdan köfte derim.

Ee malum Balkanlıyım, biraz taraflıyım köfte konusunda.

Hışımla, neredeyse yüksek tansiyonla girdiğim dükkândan pamuk gibi çıkıyorum. Giderken aklımdan “Lezzetin muhabbetine âşık olmam boşuna değil” diye geçiriyorum.

Ellerinize sağlık Hasan Abi, Sevim Abla, sevgili Erdi... Bi dahakine köfteyi fazla yapın, iki duble götüreceğim ona göre...

Tel: 0232 328 19 49

Egeli Büfe’nin köftesi aklımda kaldı

‘Karşıyaka’yı birlikte yöneteceğiz’ mesajı

Geçen günlerde Karşıyaka Belediyesi’nden bir davet aldım. Telefondaki ses dedi ki; “Fedai Bey, belediyemizin daha güzel bir Karşıyaka için, Akademi Karşıyaka öncülüğünde düzenleyeceği ‘Gelecek Ne Getirecek, Marka Kent Olma Yolunda Karşıyaka, Arama Konferansı’na davetlisiniz. Katılımınız bizim için önemli.”

Alışık olmadığım bu davete icabet ettim 11 ve 12 Haziran’da. İki gün boyunca birçok STK temsilcisi, üniversite öğretim üyeleri, spor ve sanat dünyasından isimler Karşıyaka’yı konuştuk. Hayallerimizi paylaştık. Daha güzel bir Karşıyaka için neler istiyoruz, biz ne yapabiliriz diye kafa patlattık.

Bi kere şunu söylemeliyim, bu kadar güzel fikirlerin ve insanların bir arada olması harika bir şeydi. Geçen günlerde “İzmir bi babalık bekliyor” başlıklı yazımda dediğim önderlik, birlikte olmaya vesile bir davranış, hareketti Karşıyaka Belediyesi’nin bu güzel konferansı. Ama daha da önemlisi, bu iki günlük çalışma boyunca, vekillerini gönderebileceği bu organizasyonda Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın bizzat bulunmasıydı. Ve üstelik insanları dinlerken gösterdiği dikkat, konuşmalarındaki “Birlikte yöneteceğiz Karşıyaka’yı” vurgusu, özlediğimiz şeylerdi. Biliyorum, ben yemek yazıyorum. Belki, bunların ne işi var bu köşede diyebilirsiniz. Ama ben de diyorum ki, hayatımızı lezzetlendirecek şeylere vesile bu işler her köşede yer bulmalı.

Bravo Başkan, bravo Akademi Karşıyaka...