Et üzerine bir yolculuk... (1)

Arkadaşlarımın hızlı karar vermelerini seviyorum!

Epeydir dost sohbetlerinde Bulgaristan’a gideceğimi dillendiriyorum. Bulgaristan’da yaşayan arkadaşlarım Ergün ve Sevgin köyümüzde her yıl köylülerimizi bir araya getirmek için kuzu çevirme partisi düzenliyor. Mayıs ayının ilk Cumartesi günü köyde olmam gerektiğini anlatıyorum. O kadar çok ve iştahlı anlatmış olmalıyım ki; önce Aykut, sonra da Mehmet (@gurmecanlar) “Biz de geliyoruz abi” dediler. Açıkçası, birine Karşıyaka’dan Torbalı’ya gidelim deseniz bu kadar hızlı karar veremez. Ama bizim gençler anında verdiler kararlarını.

1 Mayıs sabahı yola çıkarken Mehmet (@gurmecanlar), “Abi seyahatimizin adı Et Üzerine Bir Yolculuk olsun” dedi.

Olsun be dedik, olsun! Ve çıktık yola...

Maşallah, Aykut iyi araba kullanıyor. Sakin sakin, bizi hiç üzmeden, sarsmadan ilk durağımız olan Ayvalık Küçükköy’de veriyor ilk molayı. Burası bir Boşnak köyü. Eski adı Yeni Carohori. Gurmecanlar Mehmet’in önerisiyle kahvaltımızı Lalanın Börek Evi’nde Boşnak böreğiyle yapıyoruz. Gerçekten bu kadar yolu gittiğimize değiyor. Özellikle kıymalı böreği tavsiye ederim. Hızlıca, bu sakin, sessiz ve tarihi köyü gezip ikinci durağımız olan Çanakkale’ye doğru yola çıkıyoruz.

Et üzerine bir yolculuk... (1)

Samimiyet kokulu şehir

Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan varıyoruz samimiyet kokulu Çanakkale’ye. Şehrin hemen girişinde sayılabilecek balık halinde, balık pişiricisi Ayak Üstü Balık’ta ikişer tane ızgara istavrit ve Cenk’in son kalan turşusundan tadıyoruz. Aslında balığın bol olduğu mevsimde olsak, biz buradan zor kalkarız ama iki istavritle yetiniyoruz. Cenk her zamanki telaşlı haliyle ve samimiyetle uğurluyor bizi. İşte bunun için Çanakkale’yi çok seviyorum, çook...

Yalova’da lezzet şöleni

Yolumuz uzun, karnımız aç, daha bir sürü yemek tadacağız, gitmek lazım deyip dalıyoruz çarşıya. Sağa sola sapmadan denize varıyoruz. Mehmet, hemen tahmin ediyor nereye gittiğimizi “Yalova’ya di mi abi” diyor. Evet, doğru. İşte benim en favori yerlerimden biri olan Yalova Restoran’dayız.

Sevgili dostum, hemşerim Ruhşen kapıda karşılıyor bizi. Hemen içeri buyur ediyor. Ama biz soluğu mutfakta alıyoruz. Eh malum, sosyal medya için çekim yapacağız. Sonrasında şahane boğaz manzaralı bir masaya oturuyoruz. Ve ondan sonra masamızda bir lezzet şöleni başlıyor. Ahtapotlar, deniz tarakları, pesto soslu sübye, gümüş balığı, kuşkonmaz ve elbette Yalova’nın efsane lakerdası. Aklımızı meze dolabında bırakıp ayrılıyoruz Yalova Restoran’dan. Dedim ya, yolumuz uzun. Hedefimiz Bulgaristan, Kırcaali, Ustanlar köyü.

Yenimuhacır’da et

Aykut ve Mehmet’le yolculuk çok güzel. Muhabbetleri şahane. Yolun nasıl geçtiğini anlamıyoruz desem yeridir. Tabii, yolda konuştuğumuz tek şey yemek!

Çanakkale’den çıkar çıkmaz Mehmet (@gurmecanlar), “Abi benim içim kıyıldı, akşam nerde, ne yesek acaba” deyince, Aykut’la ben anlıyoruz ki, Mehmet’in bir planı var.

Hiç sözü uzatmıyor Mehmet, “Keşan’a gitmemiz lazım. Özen Satır Et’te et efsaneymiş. Bi de kuzu pirzola deneyin diyorlar.”

Aykut ve ben, hiç itiraz etmiyoruz nedense...

Haydi bakalım, ver elini Keşan Yeni Muhacır Köyü Özet Satır Et Lokantası.

Et üzerine bir yolculuk... (1)

Sora sora Bağdat bulunur

Keşan’a şehir içine geldiğimizde, yol iz bilmediğimizden navigasyondan yardım alıyoruz. Ama bu alet bizi öyle bir yola sokuyor ki, daha yolda 300 metre gitmeden geri dönüyoruz. Sonra eski usul yol bulma yöntemine geçiyoruz. Sora sora Bağdat bulunur yöntemi! “İstanbul yolu üzerinden, gördüğünüz ilk cami minaresinden sağa dönün, yol sizi Yeni Muhacır Köyü Özen Satır Et’e götürecek” tarifiyle geliyoruz restorana. Köy içinde, iki katlı, temiz bir yer Özen Et. Üçümüz de çok açız! Hemen satır et ve kuzu pirzola siparişi veriyoruz. Yanına bir salata, koyun yoğurdu ve bir de salata istiyoruz. Etler geldiğinde ilk defa fotoğraf çekmeden, soğutmadan yemek istiyorum ama nafile! Mehmet izin vermiyor. Çekiyor fotoğraflarını. “Sosyal medya fedakârlık ister abi” diyor. Gelelim satır ete. Arkadaşlar, daha önce de satır et yemiştim. Ama bu başka! Ve kesinlikle hem ustalık hem de bu yörenin havasından suyundan olsa gerek, çok lezzetli. Pirzolalar da öyle. Salata ve koyun yoğurdu eşliğinde gerçekten yol boyunca ilk kez doyasıya yemek yiyoruz. Karnımız doyuyor. “Yuh” dediğinizi duyuyorum. Ama deneyin arkadaşlar, yol boyunca asla doyumluk yemedik. Hep tadarak ilerledik. Ta ki Keşan’da, Özen Satır Et’te satır eti görünceye kadar. Karnımız tok, sırtımız pek; bu güzel yemeğin üzerine birer de çay içiyoruz. Sonra doooğru dinlenmeye. Sabah yeniden yol var, yemek var, muhabbet var. Dinlenmek lazım... O kadar çok yorulmuşuz ki, saat 22.00’de üçümüz de derin bir uykuya dalıyoruz.

Sevgili dostlar, Keşan’dan sonra da birçok yere gidip, oraların özel yemeklerini denedik elbette. Bu haftalık bu kadar deyip “Et üzerine bir yolculuk” muhabbetimizin kalanını da haftaya yapalım. Hepinize güzel bir ramazan ayı diliyorum...

Et üzerine bir yolculuk... (1)

BEN OLSAM

Otobüs hatları önüne birer obje!

Ülkemizde her 100 kişiden 12’si engelli!

Bu yüzde 12 engel grubunun dağılımını bilmiyorum. Ama şunu çok iyi biliyorum; Bu ülkede engelli olmak çok zor!

Hele hele engelli olup da seyahat etmek çok daha zor! Evet birçok şey yapılmaya çalışılıyor bu konuda da. Ama bence tekerlekli sandalyeyi otobüse bindirmekten öteye geçemiyor. Eyvallah, güzel. Ama bu güzel ülkede, fiziksel engelliler dışında da yaşayan engelli insanlar var. Mesela, otizmliler, down sendromlular, okuma yazma bilmeyenler, yaşlılar ve daha bilmediğimiz sıkıntısı olan insanlar.

Uzatmadan hemen söylüyorum.

Ben olsam, önce şehir içinde çalışan otobüslerin numaralarını kesinlikle değiştirmezdim. Çünkü, görsel hafızayla öğrenen insanlar için bu çok önemlidir.

Ve yine ben olsam şehir içinde çalışan belli ve önemli hatlardaki otobüslerin numaralarının yanına, sonraki yıllarda da asla değişmeyecek bir obje (ağaç, hayvan, meyve vb.) koyardım ki, bu otobüsleri kullanan insanlar otobüsün nereye gittiğini rahat anlayabilsinler.

Yani ben olsam yapardım.