Kahvaltı Konya Mandırası’nda keyif çayları berberde!

Geçen hafta Kıbrıstaydım. Aslında sizlere Kıbrıs’ı, Samarella’yı, Hellim’i, Fırın Kebabı’nı anlatacaktım. Ama masaya oturduğumda fikrim değişti.

Çarşamba günü yakın bir arkadaşımla ‘Güzel İzmir’in denizden biraz uzak mahallelerini gezmeye karar verdik. Tepecik’le başlayıp Toros’ta ara verdik gezimize. İşte bu geziden aklımda kalan bir kahvaltıcıdan sözedeceğim size. Konya Mandırası…

Körüklü makina

Ama kahvaltıcıyı anlatmadan önce Tepecik’le ilgili bir iki kelam etmek isterim. Son zamanlarda instagramda kimin yönettiğini bilmediğim, fakat İzmir hakkında çok enteresan hikayaler paylaşan bir sayfayı takip ediyorum. Benim de anılarımın olduğu Tepecik’i gezerken @izmirhatirasi sayfasının hatırlattıkları da, bu kadim şehre, İzmir’e bir kez daha sevdalanmama sebep oluyor.

Kahvaltı Konya Mandırası’nda keyif çayları berberde

Dün arkadaşımla Kapılar’dan Tepecik’e, Konya Mandırası’na giderken Yeşildere Köprüsü üzerinde gözümün önünden geçen bir film şeridi kahvaltı masasına başka duygularla taşıdı beni. 1987 yılıydı yanılmıyorsam. Ehliyet sınavını kazanmış, Tepecik’teki trafik müdürlüğüne evrakımı vermeye gitmiştim. Memur iki fotoğraf daha isteyince ne yapacağımı şaşırdım. Acil kim halledebilirdi ki bunu. Kıyafetim de uygun değil. Tam bunları düşünüp Kapılar istikametinde ilerlerken Yeşildere Köprüsü üzerinde, lastikli siyah kolluklarını takmış, körüklü fotoğraf makinasının başında yaşlı bir amcaya takıldı gözüm. Hemen yanına gittim. “Amca bu fotoğrafı çoğaltabilir misin?” diye sordum. Amca o kadar ağar ve sessiz konuşuyordu ki, cevabını duymadım bile. Ama elimdeki resmi aldı, aynı sakinlik ve ağırlıkla benim işimi halletti.

Kervan Köprüsü

Şimdi öğreniyorum ki, bugün bana çook eski gelen o köprünün hemen alt kısmında kimi kaynaklara göre İÖ. 850’lere tarihlenen ve Guinness Rekorlar Kitabı’na göre “dünyanın en eski köprüsü” olarak varsayılan Kemerköprü varmış. Ve yine öğreniyorum ki, batılılar bu köprüye Kervan Köprüsü derlermiş. Kervanlar bu köprüden Kapılar semtinden İzmir’e girermiş. (Buraya dair fotoğrafları ismini verdiğim sayfada görebilirsiniz.)

Şehrin giriş noktalarından biriymiş yani. Hatta Moby Dick’in yazarı Herman Melville’da günlüğünde bu köprüden bahsetmiş. Daha fazlası da var bilgilerin. Ama onları @izmirhatirasi sayfasından öğrenin bence.

Süt kokulu dükkan

Gelelim bizim Konya Mandırası maceramıza. Yukarıda anlattığım fotoğraf hikayesiyle geçtik köprüden. Hemen solumuzda kalan itfaiyenin tam karşısındaki (altgeçidi geçmeden yağdaki yola sapın) benzin istasyonunu geçer geçmez ikinci sokaktan sağa döndüğünüzde, sokağın hemen sağında göreceksiniz Konya Mandırasını.

Biliyorsunuz öyle kahvaltıcı, hele hele köy kahvaltıcısı bi insan asla değilim. Ama burası başka. Dükkandan içeri adımınızı atar atmaz burcu burcu bir süt kokusu karşılıyor sizi. Sonra tatlı bir telaşla dükkandaki koşuşturmaca dikkatinizi çekiyor.

Kahvaltı Konya Mandırası’nda keyif çayları berberde

1961’den beri

Giriş kapısının hemen sağında bal, peynir, zeytin, domates servisi yapılırken, dükkanın tam çaprasında, diğer köşede çayocağı ve sucuk siparişleri servis ediliyor.

Rahmetli Ali (Değerli) amca eski yoğurtçuymuş. Kahvaltıya sonradan başlamışlar. Tepecikte, aynı adreste ve aynı dükkanda 1961 yılından beri misafirlerini ağırlıyorlar.

Ağabey Celal Değerli, kardeşi Cabir Değerli ve Celal abinin oğlu Ali Değerli babadan, dededen gördükleri gibi sürdürüyorlar işlerini. Değerli, “Abi dedemin adı inşallah benle de devam edecek, ama sonrasını bilmiyorum” diyor.

Öyle bol çeşit bir kahvaltı salonu değil burası. 20 çeşit reçel, bilmem kaç çeşit çay yok dükkanda. Bal var, kaymak var, çay var, kahve var, peynir var, zeytin var… Ama bunların en güzeli var.

35 yıllık ekmekçi

Cabir Değerli ve Celal Değerli ile sohbetimde diyorlar ki “Biz olabilen en güzel ürünleri almaya çalışıyoruz dükkana. Bu konuda da çok zorlanmıyoruz. Çünkü ekmekçimizle bile 30-35 yıldır çalışıyoruz. Yani ürün iyiyse yıllarca çalışırız orasıyla.”

Peynir, zeytin, bal, kaymak tezgahında Cabir, sucuk, yumurta tezgahında bizzat Celal abi duruyor. Celal abinin yumurta, sucuk pişirmesini görseniz “Bu abi 40 yıldır bu işi yapıyor” dersiniz zaten. Yani öyle ustalıkla, tatlı tatlı yapıyor işini. Eh Cabir ustada ondan aşağı kalır değil tabi.

Kahvaltımız bitti, ayrılma zamanı.

Kahvaltı Konya Mandırası’nda keyif çayları berberde

Dükkanı ilkgünkü gibi

Bu eski, süt kokulu sıcak mekandan çıkarken hemen bitişindeki berber dükkanına takılıyor gözümüz. İçeride oturan yaşlı amcaya, biraz çekingen “Amca dükkana bakabilirmiyiz” dediğimde, “Buyurun çocuklar, bi çay kahve içelim” diyor. Hemen ilişiyoruz eski ama bi o kadar yaşayan koltuklara. Şahin Taner berber amcanın adı. 77 yaşında. 7 yaşından beri berberlik mesleğinin içinde. Usta olduktan sonra açmış dükkanını. Ve o dükkan ilk gün nasıl açıldıysa o haliyle duruyor. Tertemiz ama hatıralarla dolu bir şekilde. Çaylarımızı yudumlarken dertleniyor Şahin amca, ağabeyiyle birlikteymiş yıllardır. O ölünce yalnız kalmış dükkanda. “Aslında iyi bi kalfam vardı, çok da güzel yetişti ama gitti, yapmıycam bu işi dedi. Şimdiki gençler kanaatkar değil” diye hayıflanıyor.

Temiz ama eski kokulu dükkanda çaylarımızı yudumlarken Şahin amca dükkanında vekilleri, belediye reislerini, artistleri tıraş ettiği günlerden sözediyor. Tarih yolculuğuna çıkarıyor bizi.

Daha usun bir sohbet sözüyle vedalaşıyoruz Şahin amcayla.

Sonra tekrar Konya Mandırası’na dönüm kapıdan Celal abiye, Cabir ustaya ve rahmetli Ai Değerli’nin adını yaşatacak aynı isimli torun Ali Değerli’ye teşekkür edip ayrılıyoruz.

Ve dalıyoruz Toros Mahallesi’ne doğru… Bakalım orada ne masallar, ne efsaneler karşılayacak bizi…

Not: Konya Mandırası’na navigasyonla çok kolay gidebilirsiniz.