Nadir Usta’nın köftesi enfes...

Bu yemek işi var ya yemek, acayip bi iş! Kendine göre, yeni, güzel bi mekan keşfettiğinde, sanki altın bulmuş gibi seviniyor insan.

İşte sizlere anlatacağım İnegöl Köftecisi Nadir Usta buna bire bir örnek.

Geçen aylarda Katip Çelebi Üniversitesi’nde sevgili dostum Kokoreççi Baki Usta’nın oğlu Volkan ve kerevizlerin en güzeli @gezgin-kereviz Deniz ile birlikte bir organizas-yondaydık. Bizimle ilgili bölüm biraz gecikince, Volkan “Hadi abi öğlen oldu bi şeyler yiyelim” deyip götürmüştü ilk kez Nadir Usta’ya bizi. Ama her şey o kadar çabuk oldu bitti ki, köftenin tadı damağımda kaldı. Daha önemlisi köfteciyle iki sohbet edemedik. Sonrasında yakın bir dostumla tam üç kez daha gittik ama nafile, hiçbirinde köfte yemek kısmet olmadı. Bi türlü saati tutturamadık. Hatta üçüncü gidişimizde “Abi bi su içelim bari deyip” ayak üstü lafladık çalışanlarla.

Azmin elinden ne kurtulmuş?

Elbette bizim köfte yiyemeyişimizin sebebi köftecinin değil bizim geç gidişimizdi. Hırs yaptık “Bu köfte ille yenecek” diye. Azmin elinden ne kurtulmuş ki, Nadir Usta’nın köftesi kurtulsun!

Geçen cuma işimizi sıkı tutup erkenden gittik bu sefer. Biz erkenciyiz diyorduk ama dükkanda koşuşturmaca çoktan başlamış. İçeriye adım atar atmaz garsonlar tanıdı bizi. Üçtür gelip yiyemediğimiz köfteyi dördüncüde yakaladık diye konuşurken, ızgaranın başındaki usta “Fedai abi di mi?” dedi. Ben gazeteden, ya da instagramdan tanımıştır derken o “Abi siz Volkan abiyle gelmiştiniz” deyince şok oldum. Ben tanıştığımızı hatırlamazken o direkt adımla hitap ederek karşıladı bizi. Valla şapka çıkardım hafızaya.

Nadir Usta’nın köftesi enfes...

Hemen tekrar tanıştık. E, malum benim isim unutmalarım meşhurdur. Aynı insanla 3-5 kez tanışmışlığım var nede olsa. Şu anda işi yürüten, süper hafızalı dostumuzun adı Hakan Sözer. Babası Nadir Usta’dan el almış. Izgaranın başında o var. Kardeşi Gürkan Sözer ile birlikte yürütüyorlar dükkanı.

Sıfır baharat

1985 yılında Serinkuyu’da başlamışlar İnegöl köfte işine. Sonra Çiğli Organize Sanayi’deki bugünkü yerlerine taşınmışlar. 2009 yılından beri de burada ağırlıyorlar misafirlerini. Hakan hoşsohbet biri. “Abi rahmetli Ahmet Piriştina, ömürlü olsun Metin Akpınar müşterimizdi” diye hem anlatıyor hem de köftelerini pişiriyor. Zaman zaman susuyor. Ve sonra ekliyor, “Köfteleri sayıyorum, yanlış gitmesin müşteriye ondan susuyorum.”

“Nasıl yapıyorsunuz köfteyi, sırrı ne bunun?” diye soracak oluyorum.

“Köfteleriniz çıktı, soğumasın abi” diye yanıtlıyor. Sonra arkamızdan sesleniyor “Sıfır baharat, sadece tuz.”

Biz bu kadar yapabiliyoruz...

Dostumla masamıza oturuyoruz. Elbette olmazsa olmazımız piyazımızla birlikte. Birer porsiyon İnegöl üzerine kaşarlı köfte ve bi tane daha İnegöl götürüyoruz. Bu arada gözüm sürekli ızgarada. Hani bi tane daha yersek önceden sipariş edelim de bitmesin diye. Biz masadan kalkıp hesabı öderken son porsiyonu servis ediyor Hakan. “Bitti mi?” diyorum. “Bitti sadece cuma namazına gidenlerin siparişleri var, onlarda yemeklerini yiyince tamamdır” diyor.

“Yahu daha fazla yapsanıza” diyecek oluyorum. “Yeter abi, biz bu kadarını yapabiliyoruz bereket versin.” diye yanıtlıyor. Ve beni bir kez daha kazanıyor.

Galiba işin, lezzetin sırrı da bu olsa gerek.

Dükkandan ayrılıyoruz ayrılmasına ama köftenin tadı hala damağımızda.

Hem işi de çözdük artık. Biz keyfimize göre değil, köftenin saatinde gideceğiz Nadir Usta’ya.

Ha! Unutmadan. Nadir Usta ile tanışamadık. Biz geldiğimizde o ayrılmış dükkandan. İnşallah bi dahakine onunla da sohbet etme şansı yakalarız.

Valla helal olsun usta. Şahane köfte yapmışsın ve Hakan’ı da şahane bir usta olarak yetiştirmişsin.

İnşallah hep sürsün bu gelenek, bu lezzet…

Nadir Usta: 0532 369 50 29

Nadir Usta’nın köftesi enfes...

BEN OLSAM

Gençlerle oturur iki laf ederdim…

Sosyal medyanın gücü yadsınamaz bir gerçek. Her alanda etkisi ve hatta bana göre yetkisi var artık. Ortada herhangi birşeyle ilgili bi sorun mu var. Saniyeler içinde orada. Falanca yerde bi güzellik mi var. Anında sosyal medyada.

Öyle ki dakikalar içinde yüzbinlerce insana ulaşmak mümkün.

En güzeli de bu işi yapan insanların çok büyük bir çoğunluğu genç. Ve acayip yaratıcılar.

Mesela ben İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yerinde olsam. İzmir’in tanıtımı, anlatımı için bu genç kuşaktan yararlanırdım. Fikirlerini alırdım.

Bu güzel şehirde bilmem kaç senedir her konuda ahkam kesen bi gurup ‘Ah ahçı, vah vahçı’yı dinleyeceğime, gençlerle oturur iki laf ederdim. İnanın efsane fikirler, şahane işler ortaya çıkardı.

Tabi bunları ben olsam yapardım.

Başkasını bilmem…