Urla’ya tepeden baktık…

Bu yeme içme işi zor hakikaten. Geçtiğimiz günlerde La Cigale Urla’da bir yemek toplantısına katıldım. Gerçi toplantı demek ne kadar doğru olur bilemedim. Çünkü toplantı yeme içme üzerineydi. İzmir’in önde gelen blogerları sevgili Ahmet Urla’ya tepeden baktık…Güzelyağdöken’in kendine has lezzetlerini bira eşliğinde tattık. İzmir’den koca bi otobüsle çıktık yola. Ama La Cigale Urla’ya gelmek üzereyken navigasyonumuzun azizliğine uğrayıp kısa bir doğa yürüyüşü ile başladı yemek serüvenimiz. Neyseki navigasyonun numarasını erken farkettik de ivedi ulaştık yemek mekanına.
Otobüs yolculuğu boyunca sohbet elbette yemekti. Açıkçası nasıl bir sürprizle karşılaşacağımızın merakı içindeydik hepimiz de. Ama yemekten önceki sürpriz galiba yemekten daha güzeldi. 42 yıllık bir İzmirli olarak Urla’yı hiç bu kadar güzel bir tepeden izlememiştim. Bulunduğumuz yerden o kadar güzel görünüyordu ki Urla, hayran olmamak elde değil. Panoramik bir tepe üzerinde kurulmuş La Cigale Urla. Muhteşem bir doğanın içene taş bir yapı olarak inşa edilmiş. Hele hava karardığında, rengarenk ışıklarıyla gelinlik bir kız gibi görünüyor bu tepeden. Yemeği unuttuk desem yeri yani...

İşte yemek saatiUrla’ya tepeden baktık…

İçeriye girdiğimizde büyük bir masa karşılıyor bizi. Daha doğrusu muhteşem bir masa karşılıyor. Izgara edilmiş enginar salatası, marine edilmiş fener balığı, sardalya ve Girit kabağı turşusu. İlk kez kabak turşusu tadıyorum. E, bir turşu tutkunu olarak hemen soruyorum Ahmet Güzelyağdöken’e “Nedir bunun sırrı?” Elbette bütün sırrını vermiyor usta. Ama elma sirkesi ve kişnişle yaptığını da saklamıyor.
İşte sohbet başlıyor. Rakının yemek eşlikçisi mi yoksa aberatif mi olduğundan tutun da içtiğimiz biraların anavatanının Göbeklitepe’ye dayandığına kadar herşeyi konuşuyoruz.
Bu arada sohbet sürerken Ahmet Güzelyağdöken’in kendine has yemekleriyle masanın çevresindekiler de kendine has muhabbetlerini yapıyorlar. Herkes bi bölge, bi şehirden bahsediyor yemekle ilgili. Hararetleniyor bi ara ortalık. Tam bu sırada bizlere bu şahane yemekleri hazırlayan Ahmet Güzelyağdöken alıyor sözü. “Öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki arkadaşlar, dünyanın bir çok yerinde harika şeyler yapıp tatma şansı bulmama rağmen, kendi ülkem ve özellikle kendi bölgemdeki kadar güzel ürünlere sahip bir yer görmedim” diyor.
Ve son noktayı koyuyor.

Susmak gerek

Sohbete patlıcan yatağında dana kuyruğu katılıyor. Ardından bira ile pişirilmiş mavi kuyruk karidesler. Bu güzel yemekler sofraya geldiğinde masada sadece çatal, bıçak sesleri kalıyor. Kısa da olsa derin bir sessizliğe gömülüyoruz.
Ee lezzetin olduğu yerde susmak gerekli öyle değil mi?
Finali ustanın memleketine özel ince kıyılmış kabak tatlısı ile yapıyoruz. Ağzımız tatlanır tatlanmaz hararetli konuşmalar yine başlıyor. Ama ger güzel şeyin sonu olduğu gibi bu kendine has gecenin de sonu geliyor.
Aklımızda şahane bir Urla manzarası, Ahmet Güzelyağdöken’in lezzetli yemekleri ayrılıyoruz La Cigale’den…
Ha, usta o kabak turşusunu nasıl yaptın yahu!
Vermeyecek misin sırrını?

Ben Olsam…Urla’ya tepeden baktık…

Ben bu şehri çok seviyorum. Biliyorum ki İzmir’de yaşayan herkes benimle bu duyguyu paylaşıyor. Geçen gün bir dost sohbetinde İstanbul’da bir kaza sonrası zarar gören yol, kaldırım, korkulukların sabah sanki hiçbirşey olmamış gibi onarıldığını anlatmıştı. Bunu önemsiyorum. Özellikle büyükşehirlerin gözönünde olan yerleri için bir “acil tamir ekibi”nin olması gerektiğini düşünüyorum.

Ben olsam hiç gecikmeden böyle bir “acil tamir ekibi” oluştururdum. Öyle bir ekip ki, Alsancak Kıbrısşehitleri’nde bir taş yerinden oynasa bir saat geçmeden onarabilme kabiliyeti olan, Kordon’da bir bank kırılsa yarım saatte yerine koyan bir ekip.