Robinson Kitabevi’ni de kaybetmeyelim

22 Ağustos 2013

Aylardır ayakta kalabilmek için direnen Beyoğlu esnafı içinde bir tanesinin yardım çığlığı içimi ayrı cız ettiriyor. O da şehrin en güzel kitabevi olan Robinson Crusoe 389

Tam 19 yıl olmuş açılalı... Öğrencilik yıllarımdan beri yalanarak girdiğim, sadece mimari olarak bile İstanbul’un vazgeçemeyeceğim ilk 5 mekanından biridir, Robinson Crusoe 389... Motto’su “duvarlar boyunca kitap”mış, bilmezdim. Hep bu dükkana benzeyen bir evim olsun istedim. Bazen “Evde okumadığım kitaplar sıra sıra, sadece bakıp çıkayım” desem de, burada bir kitabın başlığının cazibesine kapılmamak hiç mümkün olmamıştır. Bir de şu an şehrin dört bir yanını sarmış zincir kitapçı-kasetçi bozması yerlerde satılan çöp kitaplara da asla yer vermez, Robinson... Gençler! Şimdi her köşede bulabildiğiniz avangard dergileri bu şehre ilk Robinson, hem de üzerine kâr payı eklemeden getirip satmıştır. İstanbul’un fahri amazon.com’u yıllar evvelinden beri bu kitapçıdır. Hâlâ da yurt dışından istediği kitapları internet yerine Robinson’dan ısmarlayanlar vardır. Nefis mimarisinin altında ünlü mimarımız Han Tümertekin’in; o önünde kimbilir kaç fotoğraf çekilmiş logosunda ise Türkiye’nin en önde gelen grafik tasarımcısı Bülent Erkmen’in imzası bulunur.

Şovalyelik nişanı verilmeli
Zamanında tüm bu isimleri bir araya getirme zevkine ve birikimine sahip, nüfusu hababam artsa da kitap okuyanlarının sayısı mütemadiyen azalan bu ülkeye bu “hediye”yi veren kurucu ortaklar Deniz Kunkut ve Uğur Eruzun’a bence Kültür Bakanlığı bizde şövalyelik nişanının muadili neyse onu takmalı. Kızkardeşim üniversite yıllarında hem Robinson’da çalıştı hem okudu... Geriye bakınca onun adına böyle keyifli bir gençlik deneyimi yaşayabildiği için hep mutlu oluyorum. Robinson İstanbul için bir diğer kitap satan mağaza değil; Markiz ve Emek Sineması’yla eş değerde bir kültür varlığıdır. İkisinin de katline hep beraber izleyici kaldık; Markiz’in önünden geçerken başımı öte yana çeviriyorum; eskiden Emek’in yer aldığı taraftan ise hiç geçmiyorum.

Yazının devamı...

KAPALI ÇARŞI'DA BİR ADRES

20 Ağustos 2013

İstanbul’un en vazgeçilmez mekanı Kapalıçarşı’da ne cevherler olduğunu bilmeyen yok. İş, doğru adresleri bulabilmekte...

Cumartesi sabahı Kapalıçarşı’yı iyi bilen dostum Meltem Kazaz’la erken bir sabah programı yaptık. Şehir boş, trafik akıyor, çarşı her zamankinden tenha. Çok beğendiğim Karabağ kilimlerini etüd için Güney Carpet’a uzandı yolum. Tam istediğim gibi, eski bir Karabağ bulmanın keyfi, yanda Mourath Pasha adlı mağazayı keşfetmemle katmerlendi. Kapalıçarşı’da peştamal ve havlu türevlerinin bin türlüsü var. Mourath Pasha, ürünlerinin kalitesini ilk bakışta anladığınız bir mağaza. Ben antrasit peştemallere bayıldım, bir de güney sahillerinin temiz pak pansiyonlarını andıran yatak örtülerine... Ben bu zevkli dükkanı nihayet keşfetmişim, laf mı? Çok ünlü yabancı bir dergi çoktan İstanbul konusuna Mourath Pasha’yı eklemeyi akıl etmiş bile...
www.mourathpasha.com

Bir adres daha
El emeği göz nuru, nefis renkleriyle bulunduğu mekanı tek başına dekore eden Suzani örtülerin de bini bir para, Kapalıçarşı’da... “Nereye gitsem de orijinalini bulabilsem?” diye Güney Carpet’tan Selçuk Bey’e sordum. Tereddütsüz cevabı, “Nurem Tekstil” oldu. “Esnaf en iyisini bilir” diyerek Kapalıçarşı’nın ara sokaklarında peşi sıra kayboldum. Daha dükkanın girişinde üzerinde Rusça yazılarla Özbek çanaklara takıldı gözlerim. Renk renk desenli çanaklardan seçim yapmak güç. Yanında bu ara çok moda olan ikat kumaşlar... Ve en yenisi
40 yaşındaki Suzani örtülerin envai ebattaki seçenekleri... “Elimdeki işleri toparlasam da bir daha Kapalıçarşı’ya gelsem” dedirten bu mağazanın adı, Nurem... Çukur Han’ın içinde. Meraklısı bir köşeye not etsin.

Yazının devamı...

Ortaya karışık

15 Ağustos 2013

Biraz ondan biraz bundan... Neme şiddetle teslim olmuş İstanbul, dinamik sakinleri için azimle seçenekler sunmaya devam ediyor


Cihangir Yoga, Sakıp Sabancı Müzesi’nin dünyaca ünlü peyzaj mimarları tarafından düzenlenmiş masalsı bahçesinde yoga dersleri organize ediyor.

Açık havada yoga
Lüks deyince aklına sadece yatlar, katlar, arabalar gelenler bu metni pas geçsin. Lüksü hayatın tadını çıkarabilme kapasitesi olarak değerlendirenleri gülümsetecek bir haber vereceğim. Ben de her gün bir doz aldığım “İstanbul Daily Secret” e-bülteni sayesinde haberdar oldum. (Keyifli keşiflerin adresi, “İstanbul Daily Secret”. Sahiden İstanbul’un sırrı sayılabilecek önerilerle geliyorlar. Metropol hayatının parçası olmaktan mutlu, temposu yüksek insanlar için...) Şehrin en ünlü yoga stüdyolarından Cihangir Yoga, Sakıp Sabancı Müzesi’nin dünyaca ünlü peyzaj mimarları tarafından düzenlenmiş masalsı bahçesinde yoga dersleri organize ediyormuş. Ağustos boyunca her çarşamba, sabah 08.30’da... Dersler her seviyede yoga öğrencilerine açıkmış. “Yoga ne menem bir şeydir” deyip çekinenlere de, işin ehli olanlara da “İstanbul’un yaz hoşlukları” temalı bir etkinlik daha. Yoga matınızı yanınızda getirmekten ötesine de ihtiyaç yok, ne güzel...
İzleyenlerin yalancısıyım!
Meşhur İngiliz alternatif rock grubu Placebo daha önce iki kez İstanbul’a geldi. Grubu “severek dinlememe” rağmen ikisini de görmek nasip olmadı ve bu geride kalmışlığım da hep canımı sıktı açıkçası. Zira iyi müzik bilen ve sıkı konser takipçisi olan kimseler, hayatlarında sahnede gördükleri en iyi performanslardan birinin Placebo’nunki olduğunu söyleyip dururlar. Bu cuma akşamı grup, konser dinlemeyi çok sevdiğim bir mekanda; Parkorman’da sahneye çıkacak. Londra çıkışlı grubun en hayran olduğu isim, David Bowie... (Bilmukabele) Kendisiyle turneye çıkmışlıkları da var. Bowie bile onca yeni grup arasından zamanında Placebo’yu seçmiş. Daha ne diyelim?

Yazının devamı...

Lüks, şimdi detaylarda

13 Ağustos 2013

Birbirinden büyük, iddialı, meşhur markanın içinde farkını detaylarla ortaya koymayı bilenlerin modası hiç geçmiyor

Türkiye’ye “butik tatil köyü” diye bir konsept getirmiş, Fethiye’de tek başına bir koyda konumlanan Hillside Beach Club’a uzun yıllardır yolum düşmemişti. Üstelik tesisi henüz öğrenciyken keşfetmiş ve çevreme şiddetle tavsiye etmiş olmama rağmen... En önemli nedeni, yıllar içinde çocuklu ailelerin her yaz mutlaka Hillside Fethiye’ye gittiklerini gözlemlemem; çocuklar, bakıcılar ve annelerle sırt sırta tatil fikrine tahammül edemememdir. Bu yaz tatile çıkmamış olmayı da bahane edip 2 günlüğüne uzandım Fethiye’ye. Ben görmeyeli tesis değişmiş. Bir kere benim gibi yalnız, sakin ve sessiz kalmak isteyenler için seçenekleri artırmışlar. Silent Beach eskiden vardı, ona şimdi iki nefis sal da eklenmiş. Sabahın erken saatlerinde, salda verilen yoga dersini tabii kaçırmadım. Salın mucizeleri arasında, Hillside’da 2 gecelik de olsa kalkıp gitmeme neden olan klasik müzik konseri de vardı. Daha önce de tekrar ettikleri bir uygulama; ancak ne denli etkileyici olduğunu anlamak için yaşamak lazımmış. Akşamüstü, gündüz üzerinde güneşlenilen ahşap salları kum plajın karşısına çektiler. Gün batarken Hacettepe Oda Orkestrası salın üstünde klasik müzik konserine başladı.

Sahildeki şezlonglara uzanan misafirler, çıt çıkarmadanVivaldi dinleyip şampanyalarını yudumladılar. Fonda salın üzerindeki orkestra, ön planda ise elleri havada telefonlarıyla kayıt yapan onlarca insan vardı. Hillside’dan aklımda kalan başka sevimli jestler daha oldu. Lokantaların loşluğunda gece mönüyü okuyamayanlara verdikleri yandan ışıklı gözlükler gibi... Ya da nerede ne yapıyor olduğunu mutlaka duyuracak sosyal medya insanları için geliştirdikleri öneri: Profesyonel fotoğrafçıları Julian ile saha çalışması yapmışlar ve Instagram için en güzel fotoğrafları verecek köşeleri tespit etmişler. Her noktada sevimli tabelalar var; gözden kaçırmak imkansız. Benim gibi o nefis denizin tadını sakin bir köşede çıkarmak isteyenlerin favorisi ise, kesin Serenity Beach olur. Müzik çalmayan, sadece bir çeşit yemek ve türlü içecek veren barıyla hizmet veren plajda, mavinin her tonunda yüzmek mümkün. Akşamüstleri burada açık havada yapılan bir başka yoga dersi de cabası... “Tatilden illa bronz döneceğim” diye ısrar etmeyenlerin de, günün en sıcak saatlerinde ağaçların içine saklanmış serin mi serin Sanda SPA’da vakit geçirdiğini de keşfettim. “Peki, Hillside Beach Club’da ne değişmemiş?” diye sorarsanız: İnanılmaz lezzetli yemekleri ve insanı mahçup edecek kadar kibar personeli...

Marka bağımlılığına son!
Lüks markalardan giyinenlerin dahi tektipleştiğini görüp tüm kadınlara kendi alternatif seçimlerini yaratmalarını öneriyorum. Bayıldığım marka Celine’in çantalarından soğuduğumu keşfetmemle başladı, her şey. Celine gibi keskin, iddialı çizgileri olan, Türk kadının tahammül edemeyeceği kadar minimalist bir markadan dahi gına geldi. Öncelikle bunun “suçlusu”, tüketicilerin kendisi. Artık en cool, taviz vermeyen markalar bile 5 metreden tanınacak tasarımlar yaratmayı önemsiyor. Niye? Çünkü insanlar ne marka giyindikleri bilinsin istiyorlar! O zaman stil bunun neresinde? İşte şık giyinmekle stil sahibi olmanın farkı... Stil sahibi kadınlar fena blog’lardaki örneklerin aksine, asla bas bas bağıran “sezon modası” kıyafetler giymez. Her mevsim satın alınacak türlü kıyafete, aksesuara ihtiyaçları yoktur... Herkesin üstüne bir ton da para vererek aynı çantalarla dolaştığını görmemle Bilstore’da satılan Paperthinks “shopping bag”lere bayılmam ise aynı günde gerçekleşti. 225 TL’ye satılan (indirimsiz fiyatı) Hong Kong menşeili markanın tasarımlarında yüzde 100 geri dönüşümlü deri, yüzde 50 kağıt kullanılıyor. Logo da pek zarif biçimde çantanın ücra bir köşesine yerleştirilmiş. Hem Ada’da dolaşırken hem de işe gelirken türlü tıkıştırmayı kaldıran bu çantanın 24 rengi mevcut. Bu arada Paperthinks’in nefis defterleri, iPad kılıfları, polaroide döndüğümden beri beni çok ilgilendiren fotoğraf defterleri, portföy çantaları, ofis masa üstü aksesuarları da var.

Yazının devamı...

BU ARALAR NE MODA?

8 Ağustos 2013

Rana Korgül, iş dışında kalan zamanlarını bolca seyahatle geçiriyor ve renkli konularla ilgili önerilerini sıralıyor

Dekorasyondan seyahate ve modaya; dergiler için hazırladığı renkli konulardan tanıdığımız bir editör, Rana Korgül. İş dışında kalan zamanlarını da bolca seyahatle geçiren Korgül, “Bu aralar bunlar konuşuluyor” diyor... Parantez içleri de benim notlarım; bazılarında hemfikirim bazılarında değil...
* Gezi elbette listenin başında... Gündeme şok etkisiyle girdi ve yankıları devam ediyor. Hiç de geçmeyecek... (Gezi bizi gençleştirdi, kendimize getirdi. Değil bizim için, dünya tarihinin bence biricik sivil hareket örneği olan Gezi’nin yazı olan 2013, hiçbirimizin hafızasından silinmeyecek.)
* Televizyon, gazete devri bitti. Herşeyi sanal takip etmek moda. Haberi çocuktan al gibi haberi sanal medyadan al! Ancak dergi okumanın keyfi hiç azalmadı. Dergi okumaya, almaya tam gaz devam!... (Bir dergici olarak bu maddeye alkış tutmamak elde mi? iPad versiyonların her şeyden önce makul fiyatlardan dolayı tercih edildiğini biliyorum. Her an taşıma kolaylığı da cabası. Peki ya dergi okumayı ritüeli için sevenler? Dergimi kahve eşliğinde sakin ve uzun zamanlar ayırarak Ama resimaltı okumak için ekranı büyütme hareketine alışamamış bir dergici olarak bazen iPad’den okuduğum dergiyi gidip de satın aldığım oluyor.)
* Parklar sadece oturmak, oynamak, vb için değildir. Yaşadığınız semtin parkı deniz kenarındaysa, parktan Boğaz’ın serin suyuna kendini bırakmak şimdi tam zamanıdır. Üstelik çok da zevkli. Çekinmeyi bırakın, parklar bizim... (Şahsen doğduğumdan bu yana Marmara denizine girmediğim bir yaz geçmedi. Ege’den başka deniz tanımam diyenler düşünsün. İnsanlar Adalar’da denize girmezken sahilde cumburlop denize atlar mı, donla denize girme sendromunu aşabilir mi, emin değilim.)
* Deniz kenarında havlu kullanan kalmadı. Şimdi sahilde rengarenk
peştemaller kullanmak moda...

Yazının devamı...

YAKIŞTI MI BAYAN WATERS?

6 Ağustos 2013

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük gruplarından Pink Floyd’un kurucusu Roger Waters’ın “The Wall” adlı prodüksiyonundan görüntüleri internette ilk gördüğümde de çok etkilenmiştim. Esasını izlemekse bugüne dek hiçbir büyük prodüksiyonda yaşamadığımız bir heyecana neden oldu. Bir Madonna, Rihanna konserinin görselliği değil, bahsettiğim...
“Düşünen adamın şovu” diyebileceğim, başından sonuna olduğum yerde dikilirken nasıl geçtiğini anlamadığım konserde, hep birlikte bayıldığımız şarkıları söyledik, muhteşem görsel şovu ağzımız açık izledik ve Gezi direnişinde hayatını kaybeden 4 eylemcinin, Hrant Dink’in, Uğur Mumcu’nun fotoğraflarına baktıkça içimiz yandı. 4 Ağustos’ta İstanbul’da İTÜ Arena’da olmanız lazımdı...
69 yaşına aslanlar gibi gelmiş Roger Waters, kimi insanlar için yaşın sadece bir detay olduğunun kanıtıydı.
Evvelki gün de zevcesi Laurie Waters geldi şehrimize ve elbette ilk fırsatta boğazına mikrofonlar dayandı. Fotoğraflarda Bayan Waters’ın Hermes Birkin çantası dikkatimi çekti. Paranın ve iktidarın insanları nasıl yalnızlaştırdığı, dönüştürdüğü üzerine dünyanın en iyi şarkılarını yapmış adamın karısının elinde her zengin kadının başlıca aksesuarını görmek açıkçası bana garip geldi.
Elbette onun da her kadın gibi modanın tadını çıkarmaya hakkı var. Dünyanın en zengin rockçılarından birinin eşi olma kontenjanından dolayı, alışverişe ayıracak çok parası da... Ancak ne marka olduğu bu kadar belli olan, bir nebze sınıf atlamayla özdeşleştirilmiş bir çantayla gazetecilerin çok olacağı bir ortama girmek bence paranın hayatımıza neler ettiğini en iyi anlatan şarkıyı yazmış Roger Waters’ın hayat arkadaşına yakışmamış!

NE VARSA HOLLYWOOD’DA VAR

Elizabeth Taylor, Sophia Loren gibi sinemanın muhteşem kadınlarının mücevherleriyle de hafızamıza kazındığının farkında olan Bulgari, yeni “Diva” koleksiyonuyla Hollywood’un altın çağına selam ediyor.

Yazının devamı...

BİR KÖŞEYE NOT EDİN...

30 Temmuz 2013

Dünyanın en güzel ciltli ve en fit insanı olmayı hayal edenler... Orada olduğunuzu ve sayınızın hiç de az olmadığını biliyorum...

YILIN KOZMETiK ÖNERiSi

Her koyun kendi bacağından... Konu kozmetik bakıma geldiğinde kadınlar hep mucizeyi bekler. Öyle bir krem olsun ki iki dakikada şap şup sürünce kırışıklar gitsin, cilt gerilsin, yüz ışıl ışıl parıl parıl görünsün...
Biz beklemeye devam ederken dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan kozmetik devleri önerilerle beklentilerimizi havada tutmayı başarıyor. Ürünlerinin inanılmaz takipçisinin olduğu bir marka da Estee Lauder.
Şimdi de beni “mucize”siyle büyüleyecek bir öneriyle geliyorlar. Ne yazık ki kaliteli uyku uyumayalı 4-5 yıl olduğu için cildimde yaşlılık değil ama uykusuzluk izleri hiç eksik olmaz. Şahsi mucize talebim, sabah deliksiz uyumuş gibi görünmemi sağlayacak bir üründür. Estee Lauder duyduğuma göre büyük ilgi gören Advanced Night Repair adlı ürününü daha da bir modifiye etmiş. “2013’ün en büyük lansmanı bu ürün” diyorlar... Aynı dertten musdarip olanların kulağına şimdiden su kaçıralım.

VEGAN MUTFAKLA TANIŞMA

Saf markasını duydunuz mu? Hiçbir hayvansal gıda içermeyen ürünleriyle, özellikle son zamanlarda çiğ beslenme detoksu yapanların ilgi gösterdiği, porsiyon olarak ambalajlayıp sattıkları kuru meyve ve yemişlerinin müdavimi olduğumuz marka, şimdi de Caffe Nero’yla işbirliğine girişti.

Yazının devamı...