Afrika’da insanlık ayıbı

Cumhur-başkanı Tayyip Erdoğan’ın ziyaretleri sırasında Fildişi, Gana, Nijerya ve Gine’de gördüğümüz manzaralar kelimenin tam anlamıyla “şok” ediciydi.
Fakirlik, yoksulluk, işsizlik, kötü yaşam koşulları zaten ilk bakışta görülüyor.
Ancak, başkentlerin sokaklarında yürüyüp, daha dikkatli gözleyince vahametin boyutları insanı isyan ettiriyor.
Fildişi’nin başkenti Abidjan’da, Gana’nın başkenti Akra’da, Gine’nin başkenti Konakri’de kanalizasyon yok.
Lüks apartmanlar, evler, oteller ve resmi daire binaları dışında tuvalet yok. Sokakların kenarına açılmış dar su kanalları tuvalet işlevi görüyor. İnsanlar kadın, erkek, çocuk tuvalet ihtiyaçlarını açıkta, bu kanallarda görüyorlar. Evin hemen önünde kadınlar odun ateşinde yemek yapıyor, çamaşır yıkıyor, hemen önündeki tuvalet kanallarında çocuklar oynuyor, ayakları çıplak. Çoğunda ayakkabı yok.
Sadece tuvalet gibi kullanılan su kanalları değil, sokaklarda, meydanlarda, deniz kıyısında yığılmış çöpler, çöp dağları da dikkat çekmeyecek gibi değil. Bütün çöpler sokakta...
Dev çöp konteynerleri de tıka basa dolu ve günlerce, haftalarca öylece bekliyor.
İnsanlar bu koşullarda yaşıyor ve yüzlerinden tebessüm eksik olmuyor.
Bunun bir kültür veya kader olduğunu kabul etmek mümkün değil.
Başkentlerin göbeğinde değil 21. yüzyıl henüz 19. yüzyıla ulaşmamış koşullarda yaşıyor insanlar.
Bu gerçek hiç kuşku yok bir büyük insanlık ayıbı.
Yüzyıllar boyunca bu ülkeleri sömürge olarak kullanmış Fransa’nın, İngiltere’nin, Amerika’nın, koskoca Birleşmiş Milletler’in alınlarında kara bir leke olarak taşıdıkları insanlık ayıbı bu. Köle olarak çalıştırdığı, alıp sattığı, petrolünü, gazını, madenini, ağacını, meyvesini sömüre sömüre bitiremediği ve hâlâ şirketleriyle, askerleriyle üzerine çullandıkları bu insanların yaşam şartlarını iyileştirme konusunda parmaklarını kıpırdatmamış olmaları kabul edilebilir gibi değil.
21. yüzyılda başkentin göbeğinde tuvalet ihtiyacını su kanallarında gören insanların yoksulluk ve pislik içinde yaşamaları, “sahip”leri hiç rahatsız etmemiş. Onların gözleri hâlâ dokunulmamış maden yataklarında, petrolde, doğal gazda, kakaoda, kauçukta.
Kölelik aynen devam ediyor ama kimin umurunda?

Aylık 100 dolar
Bu koşullarda bir oda bile olup olmadığı belli olmayan derme çatma yapılarda, toz duman, koku, tuvalet akıntısı içinde yaşayan bu insanların aylık geliri 100 dolar. O da kişi başına değil...
100 dolarla aile geçindirmeye çalışıyorlar.
Emek en ucuz mal. Ortalama ömür hâlâ erkeklerde 41, kadınlarda 47 yaş.
Oysa ziyaret ettiğimiz dört ülke de çok zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına ve verimli topraklara sahip. Yüzyıllar süren sömürge hali nedeniyle zenginliklerinin farkında bile değiller. Son yıllarda bu zenginliklerinden yararlanmaya çalışıyorlar ama Nijerya ve Gana’da İngilizler, Fildişi ve Gine’de yine Fransızlar var. Onlardan ne koparabilirlerse iş yapmaya çalışıyorlar. Kaynaklarına tam olarak sahip olabilseler, üzerinde bağımsız tasarruf hakları olsa, sahra altı Batı Afrika ülkeleri dünyanın en zengin ülkeleri olabilir. Ama yaşam koşulları hâlâ aktarmaya çalıştığımız gibi.

Afrika’ya yardım
“Medeni dünya” diye böbürlenen sömürgeci Batı ülkelerinin “medeniyet”, “insanlık”, “insan hakları”, “insanca yaşam” gibi kavramları ağızlarına almaya bile hakları yok. Bu ülkeler insanlıktan söz edecek, insan haklarından, eşitlikten, adaletten dem vuracaklarsa, önce bu Afrika’ya olan tarihi borçlarını ödemeleri gerekir. Aksi halde kimseye verecekleri en ufak bir ders, böbürlenecekleri en küçük bir nitelikleri olduğuna Afrika’yı gören kimse inanmaz.
Bu ülkelerin yönetimleri, kaynaklarını kullanmanın yollarını mutlaka bulmalı, uluslararası dayanışmayla Afrikalılar bu insanlık dışı yaşamdan kurtarılmalı. Hem bü ülkelerin hem dünyanın bunu yapacak kaynağı, teknolojisi var. Önemli olan bu sorumluluğu duymak ve gereğini yapmak.
Türkiye böyle bir dayanışmaya öncülük edebilir.
Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin attığı yardım adımı, bütün belediyelere yaygınlaştırılabilir.
İstanbul Belediye’si bu ülkelerin başkentlerine çöp kamyonu, otobüs, temizlik araçları hibe ediyor.
Bunu hali vakti yerinde diğer belediyelerimiz de yapabilir.
Bu girişim Türkiye ve dünya çapında bir kampanyaya dönüştürülebilir.
Yine ülke ve dünya kaynaklarından bu kentlerde konutlar, okullar, hastaneler inşa edilebilir, kanalizasyon başta olmak üzere altyapı yatırımları yapılabilir.
21. yüzyılda İnsanlıktan, medeniyetten söz edilecekse önce Afrika’ya olan borç ödenmelidir.