Ağca ve sorumluluk

Ağca ve sorumluluk


       Mehmet Ali Ağca, Türk basınının en değerli öncülerinden Abdi İpekçi'nin katili olarak mahkum edilmiş bir teröristtir. 12 Eylül öncesinin sağ silahlı eylemcilerindendir.
       İpekçi cinayeti, Türkiye'de karanlık güçler zincirini ortaya çıkaracak en önemli halkalardan biridir. Türkiye, bu olayı tam olarak aydınlatamamıştır. Ağca'nın tetiği kimler adına çektiği ortaya çıkarılamamıştır.
       Mehmet Ali Ağca'nın cezaevinden resmi güç desteği ile kaçırılması, Papa'ya suikast girişiminde bulunması, 20 yıla yakın İtalya'da cezaevinde kalması, bu süre içinde sürekli kafaları karıştıracak açıklamalarda bulunması, İpekçi suikastı gerçeğini ve önemini değiştirmez.
       Ağca'nın Türkiye'ye iade edilmesi İpekçi dosyasının aydınlatılması açısından bir fırsat olarak değerlendirilmelidir.
       * * *
       BU konuda basına büyük sorumluluk düşüyor. Basın, Ağca'nın İpekçi'nin katili olarak mahkum edildiğini, bu olayın en önemli sorumlularından biri olduğunu unutmamalı ve sorumluluk içinde hareket etmelidir.
       Oysa, Ağca'nın Türkiye'ye getirildiği ilk gün basına hakim olan genel hava, bir katilin değil, bir şovmenin sözkonusu olduğu izlenimi yaratıyor. Bu yaklaşım, basının düşeceği en büyük hatadır.
       Ağca'nın yargıç huzuruna çıkar çıkmaz şov yapmaya başlaması, şaşırtıcı değildir. 20 yıldır, çelişkili açıklamalar yaparak, zaman zaman akli dengesi bozukmuş gibi davranarak, gerçeği gizlemeyi başarmıştır. Bu konuda basın artık Ağca'nın oyunlarına alet olmamalıdır.
       Fatima'nın üç sırrına kendini sokması, bir dönem mesih olduğunu ilan etmesi, `İpekçi'yi ben öldürdüm, tek başıma yaptım' dedikten sonra, `hayır ben öldürmedim, Oral Çelik ve Yalçın Özbey öldürdü' demesi, Türkiye'ye geldiği gün yargıça değil, medyaya yönelerek, `Ben, İpekçi'nin katili değilim, aktörüm. İpekçi'nin sırları Bekir Çelenk'le gitti' diye konuşması, Ağca'nın alışılmış taktiğini izlemeye devam edeceğini gösteriyor.
       Bu durum karşısında, en az mahkeme kadar, basının da çok dikkatli olması gerekiyor. Basın, Ağca'yı bir magazin malzemesi olarak görüp, "rakı içti", "çiğ köfteyi özlemiş", "Kadıköy'ü görünce dayanamadı, ağladı", "toprağı öptü", "Galatasaray'ı tuttu", "Seda Sayan'ı dinledi", "Tarkan hayranı çıktı" gibi, "haber"leştirmeye devam ederse, Ağca'nın tuzağına düşüp, amacına hizmet edecektir. Böyle bir yaklaşım ona taşıdığından çok daha fazla bir değer biçmek, yapay bir imaj sağlamaktır. Türk basını, bu, özden uzak, magazin yönü ağır basan yaklaşımıyla birçok yasadışı insanı, katili, teröristi, mafya babasını, "efsane" haline getirmiş ve birçok önemli olayı aynı yaklaşımla sulandırmıştır.
       Bu kez, aynı hata yapılmamalıdır.
       Basının üzerinde durması gereken Ağca'nın şovları ve uyandırmaya çalıştığı medyatik merak değil, İpekçi'yi öldüren kirli ilişkileri ve arkasındaki güç olmalıdır.
       Ağca, magazin dünyasının yeni yıldızı değil, İpekçi'nin katili olarak mahkum edilmiş biridir.
       Basının sorumluluğu, bu gerçeği unutmaması ve unutturmamasıdır.



Yazara E-Posta: fbila@milliyet.com.tr