Apo ve Ankara

Apo ve Ankara

     "APO, Roma'da yakalandı."
       Yıllırdır "hayal" gibi görünen bu sonun başlangıcını Ankara'nın bir süre önce Suriye'ye karşı sergilediği kararlı tutumda aramak gerekiyor.
       Ankara'nın "askeri güç kullanma kararlılığı"yla desteklenmiş biçimde Şam'a karşı uyguladığı "baskı politikası" Apo'nun Roma'da yakanlanması sonucuna kadar ulaşmıştır.
       Bu sonuç, her şeyden önce siyasi otoritenin, Meclis, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay'la uyumlu, istikrarlı ve kararlı bir çalışma yürütmesi halinde, ülkenin yaşamsal sorunlarının çözümünde mesafe alabildiğini göstermesi açısından çok önemlidir.
       Apo'nun Roma'da yakalanmasına kadar uzanan sürecin anımsanmasında fayda var:
       Ankara, Suriye'ye karşı uygulayacağı politikayı hükümet, Çankaya ve Genelkurmay üçgeninde detaylı olarak belirledikten sonra ilk ipucunu Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla Ateş vermişti. Org. Ateş, Güneydoğu gezisinde yaptığı konuşmada, Apo ve PKK'yı yıllardır barındırıp destekleyen Suriye'ye karşı gerekirse askeri güç kullanmak da dahil kararlı bir tutum sergileneceğinin işaretini vermişti. Kısa süre sonra Başbakan Yılmaz, Cumhurbaşkanı Demirel ve Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu da aynı yönde mesajlar verdiler. Bu açıklamaların ardından zaman yitirilmeden bir yandan diplomatik yollarla Şam'ı baskı altına alan Ankara, bir yandan Suriye sınırındaki askeri gücünü takviye ederek kararlılığını gösterdi. İç politika malzemesi yapılmadan sürdürülen bu tutum karşısında Şam, Apo'yu Suriye'den çıkartmak zorunda kaldı. Ankara, aynı uyumlu ve istikrarlı tavrını Moskova'ya karşı da sergileyince, Apo orada da barınamadı ve Roma'da yakalandı.
       Ankara'nın benzeri bir başarılı çalışmayı "çeteler ve mafya"ya karşı yürüttüğünü de kaydetmek gerekli. Suriye'ye, Apo'ya ve PKK'ya karşı yürütülen uyumlu çalışmanın bir örneğinin de yine hükümet, Genelkurmay ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yeraltı dünyasıyla mücadelede verdiklerini söylemek mümkün. Başta Alaaddin Çakıcı olmak üzere Sarı Avni ve benzeri yeraltı dünyasının liderlerinin, 800'e yakın çete ve mafya mensubunun yakalanması, birçok önemli olayı açığa çıkartacak cinayetlerin üzerindeki sis perdesinin aralanması, alınan mesafenin büyüklüğünü gösteriyor...
       * * *
       APO'nun yakalanması gibi tarihi bir gelişme yaşanırken, Ankara'nın yeni bir hükümet kriziyle boğuşması elbette talihsizlik.
     "Acaba Apo'nun yakalanması üzerine CHP lideri Baykal, hükümet hakkında verdiği gensoruyu geri alabilir mi?" sorusu, başkent kulislerinde seslendirilmeye başladığı saatlerde, CHP lideri bunun mümkün olmadığını açıkladı. Apo'nun yakalanmasının hükümetle ilgili olmadığını, askerin başarısı olarak görülmesi gerektiğini belirterek, hükümeti düşürmekte kararlı oldukları mesajını verdi.
       Böylece CHP nezdinde Apo'nun yakalanmasının Korkmaz Yiğit'in yakalanmasından daha önemli olmadığı anlaşıldı. Anlaşıldı ki, Ankara, bir yandan Apo'yu İtalya'dan getirtmeye çalışırken, bir yandan da hükümet aramaya devam edecek!
       Baykal'a bakınca beklenirdi ki, anamuhalefet partisi olarak Fazilet de, "sevinçli telaş" ve "acullukta" CHP'den geri kalmaz ve çıkıp ortaya, "başbakanlık görevi benim de benim" diye tutturur...
       Ama, Fazilet Partisi lideri Recai Kutan'da, CHP'de gözlenen telaş yok.
       FP lideri serinkanlı bir tavır sergiliyor.
       Fazilet liderine dün sorduk:
       - Hükümetin düşürüleceği anlaşıldı. Yeni görevlendirme konusunda ne düşünüyorsunuz?
       - Bizim, görev illa bize verilmeli diye bir ısrarımız olmaz. Sayın Cumhurbaşkanı konuyu enine boyuna inceleyecek ve öneride bulunacaktır. Önemli olan ülke çıkarlarıdır. Biz makul olan her öneriye, müzakereye açığız.
       Kutan, hırçınlıktan, aculluktan uzak bu uzlaşmacı tavrı sergiledikten sonra ekliyor:
       - Elbette bu bizim görevden kaçtığımız ve kaçındığımız anlamına gelmemeli. Sayın Cumhurbaşkanı eğer bize görev verirse elbette gereğini yapabilmek için elimizden geldiğince gayret ederiz.
       Kutan, yine CHP'nin aksine, "hemen Çankaya hükümeti kurulsun" diye de düşünmüyor:
       - Herkes Çankaya hükümetinden söz ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı'nın uyarısına rağmen bu yanlışta ısrar ediliyor. Oysa Anayasa'nın 116. maddesi, "hükümetin düşürülmesi hallerinde 45 gün içinde yeni Bakanlar Kurulu kurulamadığı veya kurulduğu halde güvenoyu alamadığı takdirde Cumhurbaşkanı, TBMM Başkanı'na danışarak seçimlerin yenilenmesine karar verebilir" diyor. Bu 45 günlük süreyi atlamak mümkün değil ki. Neden 45 gün içinde yeni bir hükümet kurulamasın?
       Kutan'ın anımsatması yerindedir.
       Bu aşama geçilmeden Cumhurbaşkanı'nın hemen seçim hükümeti kurmasını beklemek "Anayasa'nın bir defa delinmesinden bir şey olmaz" demek anlamına gelir.



Yazara E-Posta: f.bila@milliyet.com.tr