“Milliyet Buluşmaları” bu kez Bursa’daydı... “Türkiye’ye yatırım, geleceğe yatırım” sloganıyla gerçekleştirdiğimiz Bursa buluşmasında, yazarlarımızla Başbakan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Bülent Arınç’ı, siyasetçileri, işadamlarını ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini bir araya getirdik.
Üretim gücü, sanayideki öncülüğü, ulaştığı refah düzeyi ve toplumsal barış ve huzuruyla Türkiye’nin örnek kentleri arasında yer alan Bursa’nın geleceği de çok parlak görünüyor.
Başbakan Yardımcısı Arınç ve Bursa Valisi Şahabettin Harput, Bursa’nın doğanın cömertliğinden ve insanının çalışkanlığından kaynaklanan zenginliklerini özetlediler.
Konuk, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olunca, yazarlarımızla sohbete, yine siyaset ve maalesef terör damgasını vurdu. Aynı gün 8 polisimizin şehit edilmesi, Bursa toplantısının da gündemiydi.

“Çılgınlık noktası”
Başbakan Yardımcısı Arınç, Milliyet yazarlarının terör eylemlerindeki tırmanışta Suriye’nin rolü olup olmadığına ilişkin sorusunu yanıtlarken, şu değerlendirmeyi yaptı:
“PKK’nın eylemleri çılgınlık noktasında. Bizim aldığımız bilgilere göre, özellikle Suriye’de yaşanan son olaylardan sonra bu durumu fırsat bilen, PYD’nin de desteklemediği bir grup, taşkınlık yapmaya çalıştı. Türkiye’de de birkaç alanda hakimiyet kurmaya çalıştılar. PKK, özellikle kamu dairelerine kendi bayraklarını çekmeye çalıştı. Böylece uluslararası alana taşımak istediler. Eyleme gönderilen teröristlere ‘dönmeyeceksiniz, öleceksiniz’ talimatı verilmiş. Dönseler orada PKK tarafından öldürülecekler. Bu kadar acımasızlar. İran, Suriye’de yaşanan olaylara bizden farklı bakıyor. Suriye’deki hükümeti açıktan destekleyen bir İran var. Keza Irak’ta bir Maliki var. Türkiye ise, halka yöneltilmiş bir katliam olduğu için karşı çıkıyor. Yoksa Suriye ile iyi giden ilişkilerimizi bozmak için bir neden yoktu. Ama ortada bir katliam var. Bu koşullarda Türkiye, ‘sen böyle yaparsan biz de böyle yaparız’ diyor, olabilirler. Halkına karşı katliam yapılırken Suriye rejiminin ömrünü uzatmaya çalışmak yanlıştır.”

“Habur’u istismar ettiler”
Arınç, artan terör olayları karşısında hükümetin açılım yaklaşımından vazgeçip geçmeyeceği, nerede yanlış yapıldığı, sorunun nedenlerine yönelik analizinin ne olduğuna ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı:
“Son olaylara bakıp da karamsar olmaya gerek yok. Nerede yanlış yapıldığı sorusunun yanıtı Fikret Bila’nın ‘Komutanlar Cephesi’ kitabında var. Orada terörle mücadele etmiş eski Genelkurmay başkanları ve diğer komutanların önemli tespitleri ve analizleri var. Ben, her zaman orada söylenenlere bakılması gerektiğini söylüyorum. Orada nerelerde yanlış yapıldığı da söyleniyor.
Biz, sorunun nedenlerine yönelik olarak iyi niyetle bir açılım süreci başlattık. Daha sonra Sayın Başbakan, bu projeye, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi adını verdi ki öyledir. Bu bağlamda adımlar atıldı. Habur bir kırılma noktası oldu. Habur istismar edildi. Habur’dan gelenler, Apo propagandası yaptılar. Böyle yapınca da tutuklandılar. Muhalefet de Habur’u eleştirdi; utanç olduğunu, suç olduğunu söyledi. Muhalefet, iktidarı acımasızca sıkıştırdı. Bu olunca hükümet de, ‘ne oluyor’ diye düşünmeye başladı. Süreç böylece hem PKK hem de muhalefet tarafından istismar edilmiş oldu.”
Arınç, açılım sürecinde atılan adımların küçümsenmemesi gerektiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Yine de Kürt vatandaşlarımız ne isteyebilir diye, düşünüyoruz. Açılım, sadece Kürtler için de düşünülmemeli. Başka talepler de var. Onları da karşılamak için bu süreç başlatıldı. RTÜK’te yönetmeliği değiştirdik. TV’de 30 dakika, radyoda 45 dakika anadilde yayın yapılıyordu. Bu yayını yerel ve bölgesel televizyonlar için 24 saate çıkardık. Ulusal televizyonlar, bu yönde talepte bulunmadılar. Keza altyazı zorunluluğunu da kaldırdık. Ve bize teşekkür edildi. Denildi ki, ‘bu yayınlardan önce Kürtçe yayın yapıyor diye İran televizyonunu, Ermenice yayın yapıyor diye Ermenistan televizyonunu izliyorduk ama şimdi gerek kalmadı, TRT’yi izliyoruz’.
Keza yaraların sarılması amacıyla terör mağdurlarına tazminat uygulamasını getirdik. Kim terörden mağdur olduysa zararlarını karşıladık, bu amaçla 4,5 katrilyon ödeme yaptık.
Son olarak Kürtçe seçmeli ders oldu. Mardin, Elazığ, Tunceli’de üniversiteler, yaşayan diller adı altında enstitüler açtılar.
Buna karşın dendi ki, ‘Kürtçe eğitim dili olsun’. Bu hukuken de fiilen de mümkün değil. Diyelim ki, hukuken değişse bile fiilen öğrenci ve öğretmen bulmak mümkün değil. Ben, TRT’de Kürtçe program yapacak adam bulamıyorum. Üç sene sonra yayın yapacak noktaya ancak gelebildik. Demek ki aşama aşama yapılabiliyor. Ama bunun dışında bizden başta OHAL’in kaldırılması olmak üzere ne istenmişse gerçekleştirdik, buna karşın iç politikada vatan haini ilan edildik.”

BDP kadın kontenjanı
Arınç, siyasette kadın kontenjanına ilişkin soruya karşılık verirken de, şöyle konuştu:
“Genel başkanımızın bu konudaki hassasiyetini bilerek konuşuyorum. Partimizin il ve ilçe yönetimleri 50 kişidir ve Başbakan, ‘şu kadar kadın ve genç olacak’ diye özellikle talimat vermiştir. Bursa il yönetimi 50 kişi, 10’u kadın.”
Arınç, BDP’nin kadın kontenjanının daha fazla olduğunun hatırlatılması üzerine de şöyle devam etti:
“BDP’nin kadın milletvekilinin sayısını artırmasına gerek yok. Polis tokatlamak için kadın milletvekili arıyorlarsa zaten onlarda var. BDP’nin kadın milletvekilleri, otobüslerin üzerinde bar bar bağırıyorlar, bir diğeri de aşağıda polis müdürü tokatlıyor.”

“Film rezalet, vahşet de...”
Başbakan Yardımcısı Arınç, İslam aleyhine çekilen film ve ABD’nin Libya Büyükelçisi’nin öldürülmesiyle sonuçlanan tepkilere ilişkin soruya da, şu karşılığı verdi:
“Film rezalet. Bu olay iki açıdan rezalet: Kutsal değerlere saldırması itibarıyla, tepki adına yaratılan vahşet itibarıyla. Avrupa’da daha önce de kutsal değerlere böyle saldırılar oldu. Danimarka’da, Hollanda’da. Bir karikatür olayı yaşandı. Filme karşı tepki diye ABD Büyükelçisi’nin öldürülmesi de vahşettir. Ben, Kaddafi’nin de vahşice öldürülmesine vahşet demiştim. Elçiler dünyanın her yerinde saygınlık görmeli.”

Tutuklu gazeteciler
Arınç, tutuklu gazeteciler ve milletvekilleriyle ilgili soruyu da, şöyle yanıtladı:
“3. Yargı Paketi’nde gerekli düzenlemeler yapıldı. Biz, yasa değişikliğini yaptık. Ancak yorumu hakimler yapıyor. Hakimlere gerekçe yazma zorunluluğu getirildi, onlar da kendilerine göre gerekçe yazıyorlar. Özgürlük hakimleri düzenlemesi yapıldı. Tutuklamaya karar veren hakimle yargılamayı yapan hakimin farklı olması düzenlemesi yapıldı. Fakat yorumu tümüyle yargıya bağlı bir olay.”


 

Yazarın Diğer Yazıları