Baraj ateşi

Baraj ateşi

       TÜRKİYE'nin yerinde bir başka ülke olsaydı, çoktan yıkılır giderdi. Hem içten hem dıştan şiddetli baskılarla yıkılmaya çalışılan bir ülke daha var mı acaba? Dört bir yanı düşmanla çevrili bir yer daha gösterebilir misiniz? Türkiye'nin yıllardır dışarıdan açılan baraj ateşine direnmiş olması bile bir mucize. Nedir bu baraj ateşi? Türkiye'nin demokrasisinin yetersiz oluşu. İnsan haklarının yeterince korunmaması. Başka? Aslında başka bir şey yok. Ama, bu baraj ateşinin gölgesinde sürdürülen şiddetli bir yıkım kampanyası var.
       Avrupalıların Türkiye'yi dışlarken, "yetersizlik" gerekçesini öne sürmelerini anlamak mümkün. Ancak bunu yaparken Türkiye'ye ve Türklere başbakanların ağzından hakaret yağdırmalarını anlamak mümkün mü?
       Güneydoğu'da PKK bayraklarıyla dolaşan vatandaşlarına arka çıkmalarını anlamak mümkün mü?
       Anlaşılan Avrupa, akılsızlıkta da ortaklık yolunda hızla ilerliyor.
       Gözlerini hırs bürümüş Avrupalı liderleri, yüzyıllar öncesinin krallarıyla, diktatörleriyle karşılaştırmamak olanaksız. Avrupa'nın haritasını yeniden çizerken başvurdukları yöntemler, imparatorluk döneminin yöntemleriyle aynı.
       Bunun son örneğini Bosna'da yaşadık. 'Uygarlığın sembolü' Avrupa'nın Bosna'da yıllar süren vahşi bir katliama nasıl seyirci kaldığını, hatta kışkırttığını gördük. Binlerce insan, kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla öldürülürken, onbinlerce Bosnalı kadının ırzına geçilirken Almanya'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın, İtalya'nın ve diğerlerinin nasıl paylaşım hesapları yaptığını bütün dünya biliyor. Amerika devreye girinceye kadar da bu katliamı izlediler.

       Artık anlaşıldı ki, Avrupalıların çoğunun ilkesi hem üzüm yemek hem bağcı dövmek. Genişleme sürecindeki Avrupa Birliği, bütün sorunlarını çözdü mü de sıra Kıbrıs'ın üyeliğine geldi? Kendi içindeki çatışmaları halletti mi? Doğu Avrupa ile bütünleşmenin problemlerini halletti mi? Hayır. Haydi diyelim, eski Doğu Bloku ülkelerini nüfuz alanına alarak, elli yıl önce Sovyetler'e kaptırdığı bölgeleri yeniden kazanmak istiyor. Pekiyi, çıban başı gibi duran Kıbrıs'a çomak sokarak ne yapmak istiyor?
       Geçtiğimiz hafta çomak biraz daha derine sokuldu. 11 aday ülke ile üyelik sürecini resmen başlatan Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum Kesimi ile de masaya oturma kararı aldı. Arkadaşlarımız Ahmet Sever Brüksel'den, Barçın Yinanç ve Akay Cemal Lefkoşa'dan, Yasemin Çongar Washington'dan bu gelişmenin tüm ayrıntılarını siz okurlarımıza aktardılar. Sorunun giderek nasıl vahim bir hal aldığını birlikte izledik.
       Koskoca Avrupa'nın, yüz yıl önce olduğu gibi, Yunanistan'ın düşmanca politikasının arkasına takılıp gittiğini görmek çok acı. Avrupa karıştıracak, Amerika gelip düzeltecek. İstenen bu mu? Bu salakça politikanın Avrupa'ya da zarar vereceğini düşünemiyorlar mı?

       "Aman bayram zehir olmasın" başlığını taşıyordu gazetemizin dünkü manşeti. Trafik kampanyamız "Hayatı sollama" uyarısıyla başladı. Trafik dehşetine karşı herkesi göreve çağırıyoruz. Artık her yıl 10 bin kişi, bir hiç uğruna ölmesin diyoruz. Bu çok zor değil. Bu ülkenin insanları, trafik uğruna bu kadar kayıp vermeyi haketmiyor. Ama biliyoruz ki, "trafik canavarı" dediğimiz, aslında biziz. El ele verip içimizdeki canavarı yok edelim.
       Bayramınızı yürekten kutluyor, mutlu haftalar diliyoruz.


Yazara E-Posta: H.Bila@milliyet.com.tr