Doktor...

Doktor...


Cezaevindeki ölüm oruçları, doktorlar arasında bir tartışma başlattı. Bazı doktorlar Türk Tabipler Birliği'nin de görüşüne uygun olarak, ölüm orucundaki birine rızası olmadan müdahalede bulunamayacağını açıkladılar. Bazıları ise doktorun temel görevinin "yaşatmak" olduğunu belirterek, müdahalede bulunmak gerektiğini savundular.
Müdahale edilmemesi gerektiğini savunan doktorların dayandığı Dünya Tabipler Birliği'nin 1991 tarihli Malta Bildirgesi...
Bildirge, açlık grevindeki bir kişiyle doktor arasında, hasta - doktor ilişkisi bulunduğunu belirtiyor ve bu ilişkinin hasta tedaviyi kabul etmese bile sürebileceğini kaydediyor.
Malta Bildirgesi'nin 2. maddesi şöyle diyor:
"... Ahlaki yükümlülükleri açısından hekim hastanın iradesine aykırı da olsa hastayı yaşama döndürmek zorundadır, mesleki sorumluluğu açısından ise sonuçta hastanın kendi iradesine saygı göstermek durumundadır."
4. maddesi ise şöyle:
"Müdahale etmek ya da etmemek konusundaki son karar - temel çıkarları hastanın iyiliği olmayan - üçüncü tarafların müdahalesi olmaksızın hekimine bırakılmalıdır. Gerektiğinde hekim, hastaya, açıkça, onun tedaviyi reddetme, koma durumunda, yapay beslenme ve ölüm riski gibi kararını kendisinin onaylayıp onaylamadığını belirtmelidir. Eğer hekim hastanın reddetme kararını onaylamıyorsa, onun başka bir hekim tarafından takip edilmesini sağlamalıdır."
Aynı bildirgenin yapay beslenme konusundaki hükmünde ise şu ifadeler var:
"Eğer hastanın bilinci bulanır ya da komaya girip kendi başına karar alamayacak durumda olursa, hekim açlık grevi sırasında aldığı kararı her durumda dikkate alarak ve bu bildirgenin 4. maddesini göz önünde bulundurarak iyiliği için tedaviye devam edip etmeme kararında özgürdür."
Bu hükümleri, Türk Tabipler Birliği'nin, "müdahale edemeyiz" biçiminde yorumlamaları ne derece doğrudur? Ötanazi tartışmasında bile hastanın yaşamına son verme kararını "hastanın iyiliği" biçiminde yorumlamanın kabul görmediği Türkiye'de, siyasal amaçlarla ölümü "hastanın iyiliği"ne yormak mümkün olabilir mi?
Son olaylar nedeniyle tartışma ekseninin "doktor etiği"nden "doktorun siyasal tavrı"na doğru kaymakta olduğu söylenebilir. Müdahaleyi uygun görmeyen doktorların "eylemi destekleyen", uygun görenlerin ise "eylemi desteklemeyen" doktorlar biçiminde yorumlanmaya başlaması Türk Tabipler Birliği'ni bu konuya açıklık getirme sorumluluğu altında bırakmaktadır.
İnsan yaşamıyla siyaset yapmaya kimsenin hakkı yoktur, doktorların ise hiç olmamalıdır...