Eleştiri başka, hakaret başka

ABD Başkanı Obama ile yaptığı görüşmede ‘basın özgürlüğü’ ve ‘demokrasi’ konularının gündeme gelmediğini ifade eden Erdoğan, “Türkiye’deki bazı gazetelerde, Cumhurbaşkanı için ‘katil, hırsız’ biçiminde manşetler atılıyor. İddia ettikleri türden bir diktatörlük olsa o tür yayınlar nasıl yapılabilir? Hakaret ve tehdide Batı’da da müsaade edilmez” dedi

Eleştiri başka, hakaret başka

Erdoğan, Washington’daki ikili temasları kapsamında Obama ile Beyaz Saray’da yaklaşık 50 dakika görüşmüştü.

Washington
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Nükleer Güvenlik Zirvesi için geldiği ABD’de yoğun temaslarda bulundu. ABD Başkanı Barack Obama başta olmak üzere birçok liderle ikili görüşmeler yapan Erdoğan, zirvede de nükleer güvenlik ve terörle mücadele konusunda Türkiye’nin tezlerini dile getirdi. Erdoğan, ABD ziyaretinin son gününde temaslarını izleyen, beraberindeki gazetecilerin sorularını yanıtlandırdı. Erdoğan’ın açıklamaları şöyle:
SURİYE’DE NE YAPABİLECEĞİMİZİ GÖRÜŞTÜK: Nükleer Güvenlik Zirvesi ile alakalı gelmiş olduğumuz Washington’da zirveyi bitirmiş olduk. Gerek devlet gerek hükümet başkanlarıyla ikili görüşmelerimiz oldu. Bugün de gerek Cumhuriyetçi gerekse Demokrat kanaat önderleriyle görüşmelerimiz oldu. Nükleer Zirve’de Sayın Obama’nın yemeği oldu. Buna bir çalışma yemeği diyebiliriz. Bütün devlet, hükümet başkanlarının üç ile beşer dakika civarında bazı sunumları oldu. Sayın Obama ile de bir saate yakın görüştük. Görüşmemizin ana ekseni, Suriye’deki gelişmelerdi. Suriye’de bundan sonraki süreçte neler yapabileceğimizi değerlendirdik. Sabahtan itibaren nükleer zirvenin asıl gündemine dair sunumlar oldu, ardından çalışma yemeği. Orada da kendi konuşmamı yaptım. Aile fotoğrafları bu tür zirvelerin gündeminde yer alan değişmezdir. Birçok hükümet başkanıyla, devlet başkanıyla ayaküstü ikili görüşmeler yaptık. Böylece programımızın resmi boyutu bitti.
DUYUNCA ÜZÜLDÜM, O KONULAR GÜNDEME GELMEDİ: (Obama zirvenin sonunda basın toplantısında sizinle birçok alanda verimli ortaklıkları olduğuna değindikten sonra basın özgürlüğü ve demokrasi konularında eleştirilerini dile getirdi. Bunları size de bizzat ifade etmiş olduğunu söyledi. Değerlendirmeniz nedir?) Değerli arkadaşlar, gıyabımda o tür bir açıklama yapıldığını duyunca üzüldüm. Ama şunu söyleyeyim: Sayın Obama’yla görüşmemizde sorduğunuz konular gündeme gelmedi. Bana o türden bir şey söylenmiş değil. Kaldı ki bizler daha önceki telefon görüşmelerimizde, basın üzerinden konuşmak yerine, karşılıklı konuşmanın daha faydalı olacağını da konuşmuştuk.
DİKTATÖRLÜK OLSA O YAYINLAR NASIL YAPILIR? Brookings Enstitüsü’ndeki konuşmamda da belirttiğim gibi eleştiri ile hakareti birbirinden ayırmak lazım. Burada kanaat önderleriyle buluşmamda, kendilerine bunu örneklerle izah ettim. Türkiye’deki bazı gazetelerde, Cumhurbaşkanı için ‘katil, hırsız’ biçiminde manşetler atılıyor. Başlıklarda tehditler savruluyor. Bu hakaretleri yapan gazeteler ve dergiler, halen yayın hayatına devam ediyor. Türkiye’de iddia ettikleri türden bir diktatörlük olsa, o tür yayınlar nasıl yapılabilir? Hakaret ve tehdide Batı’da da müsaade edilmez. Daha geçenlerde Obama’yı faceebook üzerinden tehdit eden biri tutuklandı, tutuklu yargılanıyor. Merkel’e Almanya’da biri benzer bir şey yaptı, yine ceza aldı. ABD yasaları başkana tehdidi 5 yıla kadar hapisle, yüklü tazminatla cezalandırıyor. Hakaret veya tehdit nedeniyle cezalandırma örnekleri, Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerden de verilebilir. Hakaret ve tehdit, basın özgürlüğü ya da eleştiri diye değerlendirilemez. Obama, görüşmemizde bu konuları gündeme getirmiş olsaydı, tüm bu örnekleri önüne koyar, bunları ona da söylerdim.
DİNLEDİKLERİNDE SÖZLERİ KALMIYOR: (ABD’den de benzer örnekler veriyorsunuz, buna rağmen neden Türkiye gündeme getiriliyor? yönündeki soru üzerine) Bu salonda sizden önce kendileriyle bir araya geldiğim kanaat önderleriyle de -Brookings Enstitüsü’nde yaptığım üzere- Adalet Bakanlığımızın açıklamasını paylaştım. Dinlediklerinde, aslında söyleyecek sözleri kalmıyor. Ama dediklerinden farklı bir söz de söyleyemiyorlar. ‘Ülkenin cumhurbaşkanı bunların çoğunun terörle bağlantılı olduğunu açıklıyor, peki bu durumda biz neyi savunuyoruz’ diyemiyorlar.
ÜST AKIL BÖLMEK, PARÇALAMAK İSTİYOR: Üst akıl dediğim olay da bu zaten. Üst akıl, Türkiye üzerinde oyun oynuyor. Türkiye’yi bölmek, parçalamak güçleri yeterse yutabilmek. Türkiye olarak nice zamandır terörizmle mücadele halindeyiz. Ülkemiz terör saldırılarına maruz kalıyor, operasyonlar yapıyoruz. Operasyonları da halkımızın güvenliği, ülkemizin huzuru ve birliği için yapıyoruz. Son olarak Diyarbakır’da 7 kardeşimiz şehit oldu, evlatlarımız şehit oldu. Ama burada konuştuklarımızdan Türkiye’deki terör saldırılarına değinenler sadece bir iki kişi. Lahor’a değinen de sadece bir kişi oldu. Diğerlerinin tümü sadece Paris ve Brüksel’deki saldırıları konuşmakla yetiniyor. Halbuki biz terör nedeniyle 40 bin can kaybı yaşamış bir ülkeyiz. Bunun adeta görmezden gelinmesi kabul edilemez. Kaldı ki mesela Belçika’daki son olay öncesinde, ‘Bu adam teröristtir’ diye uyarmışız. Ama onlar adamı serbest bırakmışlar. Sonra da malum saldırı yaşanmış. Hakeza, Özdemir Sabancı’nın katillerinden Fehriye Erdal’ın Belçika’dan iadesini istiyoruz; ama yıllardır vermiyorlar. Oralarda halen elini kolunu sallaya sallaya serbetçe dolaşabildiği, geçenlerde bir haber kanalı tarafından da görüntülendi. Terör konusunda gereği yapılmazsa elbette bedel ödenir.
HIRSIZA KİLİT Mİ DAYANIR: Washington’daki zirvede, nükleer terör riskinden de bahsedildi; teröristlerin eline özellikle nükleer ürünlerin geçme tehlikesinde bahsediliyor. Mücadele, kuru kuruya konuşmakla olmuyor. Hırsıza kilit mi dayanır? Tahsilli adamdan terörist olmaz yaklaşımını da doğru bulmuyorum. Tahsilli adamlar da maalesef terörist olabiliyor. Nitekim üniversitelerde de terör mensupları yok mu, her tür adam var, kendi kendimizi aldatmayalım. Birlik, beraberlik ve bütünlüğümüz için teröre karşı el birliğiyle, gönül birliğiyle mücadele etmemiz gerekiyor.

Eleştiri başka, hakaret başka

Genel Yayın Yönetmenimiz Fikret Bila, Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği rezidansında verdiği yemeğe katılan Nobel ödüllü bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar ve eşi Esta Gwendolyn ile bir süre sohbet etti.

‘Gülen’in iade edilmesini tekrar söylemeyi gerekli görmedim’
(Görüşmede Gülen’in iadesi gündeme geldi mi?) Bu akşam kanaat önderleriyle konuşurken gündeme getirdim. Sayın Obama’yla görüşmemde gündeme getirmedim. Daha önce birkaç kez söylediğim için tekrar söylemeye gerek görmedim. Arkadaşlarımız, Kerry ve Biden’a müteaddit defalar söylediler de zaten.
İSRAİL CUMHURBAŞKANI İLE KONUŞTUM, OLUMLU BAKIYORLAR: (İsrailli mevkidaşınızla telefon görüşmeniz oldu. İlişkilerin normalleşmesi ve büyükelçiliklerin açılması ne zaman gerçekleşir?) Taksim’deki olay insani ve vicdanı bir olaydır. Bizim bundan dolayı bir başsağlığı dileğimiz oldu. Bu çerçevede gerek ülkemizdeki Musevilerin hahambaşı olan Hahambaşı Haleva, gerek Yahudi Cemaatinin başı olan İbrahimzade ile görüştüm, başsağlığı dileğini ilettim. İsrail Cumhurbaşkanı’na yazılı bir taziye mesajı göndermiştim. Kendileri telefonla döndüler, o görüşme o şekilde gerçekleşti. Telefon görüşmesinde, İsrail’le ilişkiler konusundaki üç şartı hatırlattım. Şartlarımız zaten belli. Birincisi özür, bunu gerçekleştirdiler. İkincisi tazminat: Verilen bir rakam var, bunun İsrail açısından sorun olmayacağı söyleniyor. Üçüncüsü de Gazze’ye ambargonun kaldırılması. Filistin’de Gazze’de ciddi elektrik sıkıntısı var, bunun giderilmesine müsaade edilmeli. Görüldüğü kadarıyla olumlu yaklaşıyorlar. Hakeza, su sıkıntısı da giderilmeli. Bunun için denizden su temini için arıtma tesisi kurulabilir; bunun sondajının yapılması, şebekesinin kurulması lazım. Orada okul, hastane gibi yatırımlar da yapılmalı. Tüm bunlara olumlu bakıyorlar. İnşaat malzemeleri, gıda, ilaç vs.’nin naklinin Türkiye üzerinden olmasını istiyorlar. Aradaki belli ölçüde kapanmış durumda. Bunların aşılması, diplomatik temasları da, ikili ticari temasları da beraberinde getirecektir. Özellikle enerji, doğal gaz konusu önemli. Bunda onların da ülkemizin de Avrupa’nın da menfaatleri söz konusu. Temennimiz aklıselimin hakim olmasıdır. Washington’da görüştüğüm Musevi cemaatinin temsilcilerine de bunları anlattım. Ayrıca Harem-i Şerif’e yönelik ihlallerin durdurulması hususunu da dile getirdim. Onlar bu tür haberlerin dezenformasyon olduğunu ileri sürdüler. Biz de elimizde bilgiler olduğunu, dolayısıyla ihlallerin durdurulması hususunda yardımcı olmalarını söyledik.
TEMMENNİ EDERİZ Kİ DÜZELİR: (Türkiye-Rusya arasındaki ilişkilerde son durum nedir? Rus tarafından yumuşama sinyalleri geldiğinden söz ediliyor) Temenni ederiz ki bahsettiğiniz türden yumuşamalar olur ve aramızdaki sıkıntıları aşarız. Ancak henüz o noktada değiliz. Rusya, Washington’daki Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne alt düzeyde bir temsilci bile göndermedi. Burada Rusya hiç yoktu.

‘Anayasanın halktan onay alacağına inanıyorum’
(Bu yıl bir anayasa referandumu bekliyor musunuz?) Hükümetin bu noktada yaptığı çalışmaları biz de takip ediyoruz. Ak Parti, benim başbakanlık döneminde bu konuda geniş bir çalışma yapmıştı. O çalışma zaten Ak Parti’nin malıdır. O çalışma güncellenebilir, bazı yeni eklemeler yapılabilir. Cumhurbaşkanlığı olarak sadece bir katkı mahiyetinde bizim de yaptığımız bir çalışma var. Sivil toplum örgütleri ile ATO’da bir adım atmıştık. Halkımızın bunu gündemde tutması, yeni anayasanın gündemde olması, konuşulması, tartışılması tabii ki çok önemli. Halkın gündemine getirmeden parlamentoya getirmek sıkıntılı olabilir. İktidar partisinin yeterli vekil sayısı yok. Ancak gizli oylama söz konusu olabileceği için temennimiz 330’un yakalanabilmesidir. Yeni anayasa konusunda halka verilmiş bir söz var. Halk bunu bekliyor. Hükümet de partiler de bu konuda üzerlerine düşeni yapmalıdır. Asgari müşterekleri olan partiler bir araya gelerek bu problemi pekâlâ çözebilir. Referanduma götürüldüğünde, yeni anayasanın halktan kesinlikle onay alacağına inanıyorum.
TSK EN GÜZEL CEVABI VERMİŞ: (Genelkurmay Başkanlığı, birtakım iddialar üzerine paralel yapılanmaların sızmasına asla izin verilmeyeceğini açıkladı. Bu konudaki değerlendirmeniz?) Türk Silahlı Kuvvetleri en güzel cevabı vermiş. İlave söze gerek yok!

‘ABD’ye 1800 isim verdik’
(ABD, YPG konusunda Türkiye’nin tezlerine yaklaşıyor mu?) Şunu açık ifade etmeliyim ki PYD ve YGP konusunda ilk zamanlara kıyasla daha iyi bir noktadayız. Obama, Kerry, Biden ile yaptığımız görüşmelerde Türkiye’nin güneyinde PYD/YPG yapılanmasına izin vermeyeceğimizi söyledik. O bölgede DAİŞ’le mücadele için ABD’ye 1800 isim verdik, 600 isim daha vereceğiz. Bunlar yetişmiş insanlar; bir kısmı Arap bir kısmı Türkmen. Bu insanlar şu anda mücadele için her şeye hazırlar. Dolayısıyla, ABD’nin artık bahanesi söz konusu olamaz. Zira karada her şeylerini ortaya koyan bahsettiğimiz insanlar, orada bizim için varlar. Bunlar, DAİŞ ve diğer terör örgütlerine karşı her türlü desteği vermeye hazırlar. Ilımlı muhalifler bunlardır.
KARARLILIĞIMIZ BELLİ: Biden ile de Kerry ile de konuştuk; onlar da bir PYD devletine müsaade etmeyeceklerini söylüyorlar. Bu ifadeyi Kerry ve Biden da kullandığına göre diyecek bir şey kalmıyor. O bölgede farklı bir yapılanmaya tevessül eden olursa kararlılığımız bellidir.
DAMAĞA DEĞECEK BİR ŞEY VARSA HİÇBİRİ YANAŞMIYOR: (Obama ile uçuşa yasak bölge, güvenli bölge konuları da gündeme geldi mi?) Bu konu da gündeme geldi. G20’deki görüşmemizde Suriye sınırları dahilinde 98’e 45 kilometrelik bir alanın terörden arındırılmış güvenli bölge ilan edilebileceğine değinmiştik. Dün akşam kendisine söyledim: ‘O bölgeyi illa o ölçülerde tutmak şart değil, daha da büyütmek mümkün’ dedim. ‘O bölgede gelin 500’er metrekarelik alanlar içinde konutlar yapalım; gerek Suriye’deki insanların gerekse ülkemizdeki mültecilerin oralara yerleşmelerini sağlayalım’ dedim. Bu konuyu Merkel’e de açtığımı söyledim. Ne var ki damağa değecek bir şey varsa hiçbiri buna yanaşmıyor. Bir 3 milyar euro, daha sonra bir 3 milyar euro daha denildi. Peki, geldi mi? Gelmedi. Zaten, ‘bade harabül Basra’, gelse ne olur? Bunlar zamana oynuyorlar. Ancak bakıyorum bu işi ciddiye alıyoruz. Biz 10 milyar doları para gelecek diye mi harcadık? Nitekim gele gele 450 milyon dolar geldi. O da donörlerden geldi. Mültecilerle ilgili olarak ABD’yle, koalisyon güçleriyle birlikte çalışarak gereken adımları atmamız lazım.
‘5 BİN DAİŞ’LİYİ HALLEDEMİYOR MUYUZ’ DEDİM: Mesela 2.5 milyonluk nüfusa sahip olan Musul’a DAİŞ 5 bin kişiyle hükmediyor. Bizler, 5 bin DAİŞ’liyi halledemiyor muyuz? Bunu Obama’ya söyledim. Bu işi halledersek, orada yeni bir süreç başlar; Musul halkı kendini bulur. Etraftaki Ramadi, Ambar gibi vilayetlerdeki halk da Musul’u örnek alarak kendilerini bulabilirler. Yeter ki onlara güç verelim, destek verelim. Mesela peşmergeler, bir güç buldular, DAİŞ’i Sincar’dan derdest ettiler. (Türkiye’nin Musul’u kurtarma harekâtına katılması söz konusu mu?) Başika ile Musul’un arası 30-40 kilometre. Başika için bizi koruyor diyor oradaki kardeşlerimiz. Musul’dan Başika’ya saldırıyı yaptı DAİŞ onun üzerine bu adımlar atıldı.

Eleştiri başka, hakaret başka

Erdoğan, ABD ziyaretinin son gününde temaslarını izleyen, beraberindeki gazetecilerin sorularını yanıtladı.Yasin Bülbül-AA