Emir-komuta zinciri olasılık dışı

AKP’yi ve hükümete yakın çizgide duran gazetelere bakarsanız, ünlü belgedeki imza Albay Dursun Çiçek’e ait. Bu gazetelerin dünkü manşetleri bu yöndeydi. İmzanın yüzde 90 Albay’a ait olduğunu yazan da vardı, daha kesin ifadeyle, “Askeri rapor savcılığa geldi, imza benziyor” diyen de.
Tam aksi haberlere de rastlamak mümkündü. “Belge yüzde 99 sahte” diyen gazete de vardı.
İmzanın Albay’a ait olduğunu yazan gazetelerde haber kadar yorumlar da dikkat çekiyordu. Örneğin, imzanın Albay’a ait olması, belge emir-komuta zinciri içinde mi hazırlandı, sorusunu gündeme getirdi, diyen haber-yorum karışımı ifadeler dikkat çekiciydi.
Aynı saftaki gazetelerin, imza Albay’a ait noktasından hareketle, belgenin Genelkurmay’da ve emir-komuta zinciri içinde hazırlanmış olmasını kanıtlamaya, en azından bu imzayı o yönde bir karine saymaya yönelik bir gayret gözleniyor.
Oysa iki önemli gerekçe nedeniyle belgenin Genelkurmay Başkanı’nın emriyle ve emir-komuta zinciri içinde hazırlanmış olması olasılık dışı.

Org. Başbuğ’un sözü
Bu gerekçelerden biri kuşkusuz Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un sözü. Org. Başbuğ, “Böyle bir emir verdiniz mi?” diye soran Ertuğrul Özkök’e, “Bu sorunun sorulmasını hakaret sayarım” yanıtını verdi. Bundan daha açık bir güvence olabilir mi?
Org. Başbuğ, bugüne kadarki söylemiyle, sadece söylemi değil tutumuyla da demokrasiye karşı bir girişime izin vermeyeceğini kanıtladı. Her fırsatta TSK’nın demokrasiye, Anayasa’ya, hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını vurguladı. Bununla yetinmedi, aklından demokrasiye karşı bir düşünce geçiren ve bu tür girişimlere yönelen askeri personelin TSK içinde barınamayacağını üstüne basa basa söyledi.
Bu söylem ve tutum içinde Org. Başbuğ’un darbe hazırlığı için emir verdiğini düşünmek abesle iştigal olur.

Yargı devrede
Bir diğer gösterge de Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından haberin çıktığı gün soruşturma başlatmasıdır. Genelkurmay Askeri Savcılığı çok ciddi ve detaylı bir soruşturma yürütüyor. Ayrıca sivil savcılık da temas halinde bu çalışmayı yürütüyor. Askeri yetkililer ile bakanlar arasında da bilgi alışverişi sürüyor. Albay’ın ifadesi alındı, imzası alındı, kriminal inceleme en gelişmiş teknolojiyle ve titizlikle yapıldı.
Bu koşullarda imza Albay’a ait çıksa bile, bunun Genelkurmay Başkanı’nın emriyle ve emir-komuta zinciri içinde hazırlanmış bir belge olduğunu kanıtlamayacağı açık.

Neden?
Düşünün ki, Genelkurmay Başkanı, kamuoyuna, “Bana böyle bir soru sorulmasını hakaret sayarım” diyecek ve ardından yapılan askeri veya sivil savcılık soruşturması, darbeye hazırlık belgesinin Komutan’ın emriyle ve emir-komuta zinciri içinde hazırlandığını açığa çıkaracak. Genelkurmay Başkanı da, “Madem yargı böyle söylüyor, demek ki belgenin hazırlanması için ben emir vermişim, özür dilerim veya istifa ediyorum” diyecek!
Bu herhalde pek akla yakın bir olasılık değil. Org. Başbuğ’un söylem ve tutumu, kendisinden emin olduğunu gösteriyor. Böyle bir emir vermiş olsa, bu kadar açık biçimde konuşur mu ve bu kadar süratli şekilde askeri yargıyı devreye sokar mı? Kendisinden kuşkusu olsa, böyle davranabilir mi?
Elbette, hayır!