Getiren de biziz astırmıyayan da!

Alpay iyi olduğu için Washington'da


MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun olay yaratacak açıklamalarda bulundu

Getiren de biziz astırmıyayan da!

Fikret BİLA

MİT, giriş kapısına tabela asarak, "Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi" kurarak, "gizli, ulaşılmaz ve esrarengiz" görüntüden çıkan yeni bir yapılanma sürecinde. Bu anlayış içinde Müsteşar Atasagun bir ilki daha gerçekleştirdi. Atasagun, konutunda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Sadece Mikdat Alpay'ın atanması değil, gündemdeki önemli sorunlarla ilgili olarak MİT'in hükümete ve MGK'ya sunduğu görüşlerini aktardı.
Apo'yu biz de kullanmalıyız

MİT, görüşlerini hükümete ve MGK'ya resmen de bildiriyor mu ?
MİT Müsteşarı "evet" yanıtı veriyor:
"Bize görüşümüzü sorduklarında söylüyoruz. Bakın Öcalan'ı getiren de biziz, asılmaması için en büyük mücadeleyi veren de biziz. 10 Ocak'ta Bakanlar Kurulu'nda Başbakan Ecevit, taslağını bizim hazırladığımız bir metni okudu. Asılmamasını korttuğumuz için değil, kendimiz için değil, ülkenin menfaati için savunduk. Apo'yu herkes kullandı, biz niye kullanmayalım ?"
PKK'nın siyasallaşma çabası ve sonuçları neler ? HADEP'in Güneydoğu'da diğer partilerle kıyaslanmayacak oy desteğini, bölge halkının siyasi tercihini sadece etnik kökene göre yaptığı yorumlarını MİT nasıl görüyor?

'Ben de komünist olurdum'
Atasagun'un yanıtı şu: "Biz 18 Nisan seçimlerinden sonra HADEP'in kazandığı yerleri harita olarak MGK'ya çıkardık. Bu biliniyor. Bir siyasi coğrafya var. Ama bizce sorunun özü yine de ekonomik. Bırakın Doğu'yu, düşünün ki, siz Ankara'nın varoşlarında yaşayan 6 çocuğu olan, evine ekmek götüremeyen birisiniz. Akşam televizyonda Televoleleri açtığınızda Türkiye'de 60 kişinin nasıl yaşadığını görüyorsunuz. Ben de olsam komünist olurum. Bakın bölge insanı maç söz konusu olunca yine Milli Takım'ı tutuyor, sokaklara dökülüyor. Ben olayı kaybedilmiş gibi görmüyorum.."

Diyarbakır'da Cim Bom farkı
Gazeteciler, Türkiye - İtalya maçı oynandığında Diyarbakır'da olduklarını ve kahvede maçı izleyenlerin Mili Takım için pek öyle bir havada olmadıklarını, ancak Galatasaray için sokağa döküldüklerini bir gözlem olarak aktarınca, Mikdat Alpay, "Apo Galatasaraylı diye mi" sorusunu yöneltiyor. Gazeteciler bunun büyük etkisi olduğu görüşünde birleşiyorlar.
MİT Müsteşarı devam ediyor:
"Biz oraları maalesef uzun süre bir sürgün yeri oarak gördük. Şimdi tersine döndü. Genelkurmay da, biz de en iyi elemanlarımızı, en iyi araçlarımızı, binalarımızı oraya tahsis ediyoruz."
Devletin yatırım ve güvenlik çabası da "Apo olmasaydı olmazdı" gibi yorumlanıyor mu?
Mit Müsteşarı şu yanıtı veriyor:
"Apo'nun orada 20 senedir bir etkisi olmadı desek yalan olur."
Mikdat Alpay da, "PKK oradaki feodal yapıyı çökertti. Otorite sistemini bozdu" diye ekliyor.

HADEP tercih yapsın

Ya HADEP?
Bu soruya Mikdat Alpay şu yanıtı veriyor:
"HADEP ya bölge partisi olarak kalacak ya da Türkiye partisi olacak. Tercih yapmak zorunda."
Atasagun ise "Bölge partisi kalırsa yüzde 4 - 5 oy alır" diye ekliyor.
PKK'nın eylemsizlik dönemini Türkiye iyi değerlendiriyor mu?
Atasagun'un yanıtı şu:
"Değerlendirmeli bizce. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri büyük gayret gösteriyor. Ama zaman da kaybediyor. Adam (Öcalan) iki senedir burada. Yapılmış olması gerekenler yapılmıyor."
Neden?
"Siyasetçilerin oy kaygıları da etken. Türkiye'de ucuz bir şey var. Kendi hatalarımızı dışarıya yansıtıyoruz. Biraz da kendimizde aramalıyız."

PKK, İntifada'ya hazırlanıyor!

PKK konusunda gelinen noktayı MİT nasıl görüyor?
Atasagun'un yanıtı şu:
"PKK'yı bazıları hafife alıyor. Biz almıyoruz. Hala yurtdışında 4000 - 4500, yurtiçinde 500 kadar silahlı adamları var. Bu güç orada kaldıkça PKK silahlı bir tehdit olarak kalır."
Yardımcısı Mikdat Alpay'ın değerlendirmesi ise şöyle:

"Böyle barış olmaz"
"PKK şu anda hem istediği zaman silahlı eyleme başvuracak bir kadroyu el altında tutuyor, hem de 'demokratik cumhuriyet, barış' diyor. Bu olmaz. Silahlar teslim edilmedikçe bu olmaz. Zaten böyle bir masaya PKK ile oturup konuşma filan da olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde olmaz. Başka temsilciler kendiliğinden çıkacaktır ortaya. Ama yine de bu eylemsizlik hali bizim için kardır."
Müsteşar Atasagun, PKK'nın Filistin'e özendiğini belirterek şu saptamayı yapıyor:

Doğu tehlikelerle dolu
"Medya TV'yi takip ediyoruz. Sayım günü Adana'daki olayları 'intifada' olarak öne çıkardılar. Şimdi Filistin modelini uygulama niyetleri var gibi. Bunu bir şantaj aracı olarak elinde tutmak istiyor."
PKK'nın bu yolla ne yapmak istediği sorusuna ise Mikdat Alpay yanıt veriyor:
"PKK kendi sorununu Kürt sorununa maletmeye, Kürt sorunu haline getirmeye çalışıyor. Böylece kendisini Kürtler'in tek temsilcisi gibi göstermek istiyor."
Avrupa Birliği'ne tam üyelik tartışmaları içinde, bazıları Birliğe girişin Türkiye'yi böleceğini, bazıları ise aksine bütünlüğün güvencesi olacağını savunuyor. MİT bu konuda ne düşünüyor?
Atasagun'un bakışı şöyle:
"Atatürk'ün bize gösterdiği yol Batı'dır. Doğu, görüyorsunuz tehlike dolu. Batı'ya gitmenin yollarını arayacağız. Ama bu, 'gel bizi Yugoslavyalaştır' demek değil."
Batı'ya gitmek için aranacak yollar neler?

"Demokrasi şart"
Atasagun iki açıdan söz ediyor:
"Ben olaya daha çok ekonomik açıdan ve demokrasi açısından bakıyorum. Portekiz'e, Yunanistan'a bakın. AB sayesinde nereden nereye geldiler. Demokrasiyi de tüm kurallarıyla kabul etmemiz lazım. Bir Avrupalı bazı şeyleri nasıl kabul ediyorsa, biz de edeceğiz."

MİT ve asker Kürtçe TV'ye karşı değil

AB Katılım Ortaklığı Belgesi'yle birlikte Kürtçe TV tartışmaları yeniden yoğunlaştı. MİT'in yaklaşımı ne?
Şenkal Atasagun, konunun siyasi olduğunu vurgulayarak şöyle diyor:
"Bu bir hükümet meselesi, hükümetin vereceği bir karar. Hükümet sorarsa söyleriz. Güneydoğu'da çok rahat Medya TV seyrediliyor. Olayları kendi açılarından yalan yanlış aktarıyorlar. Buna karşı bir rakip çıkarsa iyi olur mu, olmaz mı?"

Doğu'ya ulaşmalıyız
Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay, daha net konuşuyor:
"Oradaki vatandaşı kazanmak istiyor musunuz, istemiyor musunuz? İstiyorsanız derdinizi anlatmanız lazım. Neyle anlatacaksınız? İşaretle mi anlatacaksınız? Ben 1965'te Urfa'da hakimlik stajını yaparken vatandaşla anlaşmak için Arapça, Kürtçe tercümanlar kullanmak zorunda kalınıyordu. Bugün de öyle. Onu kazanmak istiyorsak, ona ulaşmamız lazım. Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarı için Apo'yu nasıl kullanıyorsak, Kürtçeyi de kullanırız. Bunu da başkalarının bizden istediği şekilde değil, kendi istediğimiz şekilde yapabiliriz. Yoksa örgüt, yandaşlarına her şeyi yasaklamış. Türk televizyonlarını seyrettirmiyor, Türk gazetelerini okutturmuyor."

Bizde ayrımcılık yok
Atasagun, Türkiye'de ayırımcılık olmadığının iyi anlatılması gerektiğini vurguluyor:
"Amaç ülke bütünlüğünü sağlamak. Yoksa Türkiye'de ayırımcılık yok. Bakın ben Kars doğumluyum, Kürt bölgesi sayılıyor. Ayırımcılık olsa MİT'in başında olabilir miyim ?"
Ama bir tiyatro oyunu, salt Kürtçe diye yasaklanabiliyor? Bu ayırımcılık değil mi?
"Hayır" diyor Atasagun:
"O tiyatro değil. Sincan'daki olaya tiyatro demek mümkün mü? Adam Hizbullah'ın, Amal'ın liderlerini asmış, asker taşlama gösterisi yapıyor. Propaganda. Sırf sahnede sergiliyor diye, buna tiyatro eseri demek mümkün mü?"
Mikdat Alpay, "Bir Kürtçü grubun tiyatro oynaması başka şeydir, devletin vatandaşıyla anlaşması başka şeydir" diye ekliyor.
Kürtçe TV konusundaki yaklaşımını MİT, hükümete resmen bildirdi mi?
Atasagun şu yanıtı veriyor:
"Öcalan'ın asılması konusunda nasıl kanaatimizi sordular ve söylediysek, Kürtçe TV meselesini de sorarlarsa söyleriz. Oradaki kadınların yüzde 60'ı Türkçe bilmiyor."
Bu konuya askerler nasıl bakıyor?
Atasagun, "bu konuda en liberal yaklaşıma askerlerin sahip olduğunu" söylüyor ve ekliyor, "Biz de yüzde 100'e yakın aynı düşünüyoruz."

Anaları kazanamadık
Mikdat Alpay, kadınlar üzerinde duruyor:
"Türkiye Cumhuriyeti orada anaları kazanamadı. Anadili sorun. Anaları kazanacak sistemi kuramadık. Analara hitap etmesini bu devlet bilemedi. Anaları kazanabilseydik mesele zaten bugüne kalmazdı."
Peki hükümet, Kürtçe TV konusunu MİT'e hiç sormadı mı?
"Soruldu" diyor Atasagun:
"Soruldu. Biz de size açıkladığımız kanaatimizi verdik. TSK ve Dışişleri'yle de konuşuyoruz. Hiçbir konuda ciddi bir görüş ayrılığımız yok."

Siyasiler bizim çok gerimizde
Peki, Kürtçe TV'ye geçilmesinin önündeki engel nedir?
"Örgütün tutumu da önemli" diye karşılık veriyor Mikdat Alpay:
"Daha çok soru siyasetçiden geliyor. 25 Şubat 1999'daki MGK'da ekonomik, sosyal önlemler konuşulurken, siyasiler 'bunları nasıl söylersiniz' dediler. Oysa devletin belgelerinde bu konuların daha önce de konuşulduğu görülüyor."
Atasagun sözü alıyor:
"Tabii bizim bürokrat olarak oy sorunumuz olmadığı için rahat konuşuyoruz. Politikacının beli bir tabanı var. Bir söylemden diğerine geçiş kolay değil. Burada örgütün tutumu da önemli. 'Bu benim şartımdır' derse, buna karşı çıkılır. O zaman biz de karşı çıkarız. Şantaj olmaması lazım."

Apo, Atatürk'e özeniyor
Mikdat Alpay, "biliyor musunuz" diyor:
"Apo şimdi Kürt Dil Kurumu kurma peşinde. Ortak bir Kürt dili oluşturmaya çalışıyor. Atatürk'ü taklit ediyor. Zaten Atatürk ne yaptıysa onu taklit etme peşinde."

'Fethullah Gülen sümük çeken biri'

Ve irtica konusu...
İzlenen politikaların, mütedeyyin insanları irticacılara doğru ittiği yorumlarına MİT katılıyor mu?
MİT Müsteşarı, "Mütedeyyin kitleyle şeriatçıları birbirinden ayırmak lazım" diyor:
"Bunlar birbirine karıştırılmamalı. Türkiye'de şeriatçılar var. Yüzde 5 - 8 arasında şeriatçı var. En bariz destekçileri de, bölgede bu sistemle yaşayan ülkeler. Bu ülkelerde panik var. Laik, Müslüman ve demokratik Türkiye'nin yaşayabildiğini, varlığını kabul etmiyorlar."
MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay ekliyor:
"İyi niyetli cami cemaati hepimizin vatandaşı. Geçenlerde bir arkadaşımızın cenazesi vardı. Bir cuma günü. Camiye gittik. Hınca hınç dolu. Huzurlu bir ortam var. Bunların hepsi mürteci değil. Ama onları kullanmak isteyenler aralarında. Burada önemli görev Diyanet'e düşüyor. Mehmet Nuri (Yılmaz) Hoca iyi çalışıyor aslında. Ama cami cemaatini kazanmakta Türkiye Cumhuriyeti başarılı değil. Şeriatçılar başarılı."
Fethullahçılar olayına MİT bakışı nasıl?
Atasagun yanıt veriyor:
"Fethullah'tan bir dönem bana söz ettiler. İşte, kasetlerini seyret, etkiliyor, önemli şeyler söylüyor, diye. Seyrettim, ağlayan, sümük çeken bir adam."

MİT'de yeni düzen

Alpay iyi olduğu için Washington'da

Atasagun, Alpay’ın Washington Büyükelçiliği’ne atanması şöyle anlattı:
"Washington bizim için çok önemli. Şimdiye dek oraya iyi İngilizce bilen elemanlar gönderdik. Ancak iyi İngilizce bilen üst düzey temsilci gönderemedik. Mehmet Eymür gitti. O da daha çok da kendi işlerine baktı. ABD, dünyanın şerifi oldukça siz Washington’da derdinizi iyi anlatamazsınız, dünya sahnesinde istediğiniz etkiyi gösteremiyorsunuz. Biz de öyle birini gönderelim ki, gerektiği zaman CIA Başkanı dahil her kapıyı açabilsin ve Türkiye’nin tezlerini anlatabilsin. Yani Mikdat Bey’in Washington’a gidiş nedeni, Türkiye’nin tezlerini en üst düzeyde anlatmak. Alpay, Washington’da hem CIA, hem de FBI’da akredite olarak çalışacak. İkincisi, yeni yetişen yetenekli genç arkadaşlarımız var. Onlara da hakettikleri yerleri, emeklilikleri gelmeden açacağız."
Atasagun, atamaları Ordu’daki gibi bir kurulun yapacağını söylüyor:
"Bir projemiz var. 60 genç arkadaşımızı seçtik. Bunları bölgelere, yöneticilik yapılacak yerlere gönderiyoruz. Tıpkı askerlerde bir kurmay sınıfı yetiştiriyoruz. Biz de zamanı geldikçe yerlerimizi gençlere vereceğiz."

İşte A takımı
"Alpay’ın atanma kararını, sizin A takımı dediğiniz ben, Mikdat Alpay, Emre Taner ve Sadi Sağdam, birlikte aldık. Önce hükümete açtık. Olur alınca üç hafta önce Cumhurbaşkanı’na, Genelkurmay Başkanı’na sunduk."
Atasagun, Mikdat Bey’in gidişiyle, Eymür’ün ilgisi olmadığını da ifade ediyor ve şöyle diyor:
"Eymür, Washington’a gittiğinde Çakıcı’nın peşinde dediler. Mikdat Bey gidince de Eymür’ün peşinde demeyin. Öyle yaparsanız, bana da, Mikdat Bey’e de zarar verirsiniz."