Herşey Konut’ta bitmişti

Herşey Konut’ta bitmişti


Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen'in emekliye ayrılmasının nedenleri gündemi daha uzun süre işgal edecek. Türkbank ihalesi ile ilgili olarak Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun hazırladığı inceleme raporu ardından hakkında soruşturma açılmasının Başbakan Bülent Ecevit tarafından onaylandığını öğrenen Yener Dinçmen emekliliğini istemişti. Aslında bu Dinçmen'in ikinci emekli oluşuydu. Dinçmen 1994'de Başbakanlık Müsteşarı iken kamu görevinden 657 sayılı kanunla emekli olmuş, İlaç İşverenler Sendikası Genel Sekreteri olarak özel sektörde çalışmaya başlamıştı. 1997'de göreve davet edilip Ziraat Bankası genel müdürü olarak yeniden kamuya geçince emekliliğini dondurup ikinci kez devlet memuru olmuştu.
Yener Dinçmen'in ikinci emekliliğinin "istifa ediyorum" diyerek bazı kişileri rahatsız etmek istememesinden kaynaklandığı söyleniyor. Dinçmen'e yakın çevreler de, "İstifa ediyorum deseydi de, yine emekli olacaktı" şeklinde konuşuyorlar. Türkbank ihalesiyle ilgili olarak Başbakan Mesut Yılmaz ve Başbakan Yardımcısı Güneş Taner'in istifa etmesi gerekirken onların istifa etmediği yerde Dinçmen'in istifa etmesinin doğru olmayacağı için engellendiği de söylenenler arasında.
Dinçmen'e yakın çevreler, Türkbank'la ilgili olarak o tarihlerde Başbakanlık Konutu'nda yapılan toplantıda sözü edilen belgenin herkeste olup Hazine'de olmamasının rahatsızlığını Dinçmen'in hep duyduğunu ama bu rahatsızlığın istifa biçimine dönüşmediğini söylüyorlar. Ayrıca Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun inceleme başlatmasını da Hazine istemiş ve kader oyununun faturası Dinçmen'e çıkmış.
Başbakanlık raporunun "seçimlerden önce mi, yoksa seçimlerden sonra mı açıklansın" tartışması da DSP içinde Hikmet Uluğbay ve Hüsamettin Özkan arasında görüş ayrılıklarına neden olmuş.
Hazine eski müsteşarı Yener Dinçmen'e Toprak Holding'le birlikte birçok özel sektör kuruluşundan teklif geldiği ama kendisinin Toprak Holding için kesin bir yanıt vermediği, gönlünün hala devlete hizmet etmekte yattığı söyleniyor.
Öte yandan, Hazine Müsteşarlığı'na yapılacak atamalar konuşulurken, müsteşar yardımcılarından Cüneyt Sel'in adının sıkça geçmesiyle birlikte, diğer müşteşar yardımcısı Ferhat Emil, Hazine Dış İlişkiler eski Genel Müdürü Bülent Payaslıoğlu, İSO Genel Sekreteri ve Hazine eski müsteşar yardımcılarından Bahar Şahin ve Dış Ticaret Müsteşarı Yavuz Ege'nin adları da Ankara kulislerinde konuşuluyor.

Hükümet bozmaya ‘sivil’ken başladı

Küskünlerin dramı, Merve'nin türbanı derken, bu hareketlerin tümünün temelinde Erbakan'ın olduğu söyleniyor. Erbakan'ı yakından tanıyanlar, onun inatçı ve ikna edici kişiliği üzerinde duruyorlar.
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Sanayi Odası toplantısı öncesi Şahap Kocatopçu ile fuayede oturuyoruz. Söz dönüp dolaşıp Erbakan'ın aldatma gücüne geliyor.
Yıl 1960, Şahap Kocatopçu, Milli Birlik Komitesi'nin yönetimde olduğu Türkiye'nin sanayi bakanı. Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'de yassı demirin üretilmesi için 130 milyon dolar hibe, 400 milyon dolar da yüzde 3 faizle kredi ve teknolojik yardım vermek istiyor. Şahap Bey ABD'ye gidiyor ve Ereğli Demir Çelik Fabrikaları'nın kurulması için gerekli finansmanı sağlıyor. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'e müjdeyi vermek için Köşk'e koşuyor. Gürsel Paşa felç olmuş, yatıyor. Kocatopçu'ya hep "Topçu" diye hitap ediyor. "Topçu, şimdi de senden bir otomobil fabrikası istiyorum. Otomobil fabrikasıyla Türkiye hızlı kalkınır" diyor.
Şahap Kocatopçu, Köşk'ten ayrılır ayrılmaz bakan arkadaşlarına otomobil işinin nereden çıktığını soruyor. Onlar da, "Bakanlar kuruluna bir profesör geldi. Otomobil fabrikamız olursa kalkınırız" dedi. O günlerde Bakanlar Kurulu'nda konuşan Profesör Necmettin Erbakan hem İTÜ'de makina dersleri veriyor, hem Makina Mühendisleri Odası başkanlığı yapıyor, hem de su motoru üreten Gümüş Motor'un genel müdürlüğünü yapıyor.
Kocatopçu, Avrupa'nın ünlü otomotivcilerini ziyarete başlar. Almanya'da Türk Alman ekonomik ilişkilerini geliştiren Ekonomi Bakanı Prof. Erhard'a uğrar. Erhard, Türkiye'nin öncelikli ihtiyacını sorar. Kocatopçu, "Doğu'daki halkımızla iletişim kuramıyoruz" der. Erhard, Türkiye'ye iki radyo istasyonu verir. Ondan sonra Kocatopçu utana sıkıla otomobil fabrikası işini açar. Erhard, "yılda 60 bin otomobil üreten otomobil fabrikamız iflas halinde, biz onu nasıl kurtarırız diye bakıyoruz" der. O yıllarda Türkiye'nin nüfusu 40 milyon, yollardaki otomobil sayısı 34 bindir.
Şahap Kocatopçu daha o yıllarda Türkiye'de yabancı sermaye ile otomobil üretiminin mümkün olacağını farketmiştir. Dönüşte Milli Birlik Komitesi kendisinden brifing ister. Kocatopçu durumu anlatır, ama komutanlar fabrikayı yabancı firma ile kurmak istemediklerini, Erbakan'ın önerisi üzerine yabancı teknoloji ile değil, Gümüş Motor teknolojisiyle üretim yapılmasında ısrar edilince, Sanayi Bakanı Şahap Kocatopçu istifa eder.
O yıllarda Milli Birlik Komitesi'ni efsunlayan Erbakan, Şahap Kocatopçu'nun da Sanayi Bakanlığı'ndan istifa etmesine neden olmuştur.

Mehmet Bey'in fendi graniti yendi

Seramiğin ser'i ile granit'in anit"i birleşince Seranit ortaya çıkıyor. Seranit ise 1993'den beri inşaat piyasasında. Çok kısa bir geçmişi olmasına karşın yılda 2 milyon metrekare üretimiyle ve yüzde 30 ihracatıyla inşaat malzeleri arasında önemli bir yer tutuyor. Konu asıl bu değil. Seranit'in kurulmasında asıl ilginç olan başka bir hikaye var.
Evinin inşaatını tamamlamak isteyen Mehmet Gönenç bir gün, inşaat malzemeleri bayiliği yapan Gündüz Atik'in dükkanının önünde beyaz bir Mercedes ile durur. İhtiyacı olan 60 metrekarelik beyaz granitin, ki granit o tarihlerde İtalya'dan ithal edilmektedir, olup olmadığını sorar. Atik ve ortağı ithal graniti getirirler. Mehmet Gönenç diliyle granitin arkasını yalar. Atik ve ortağı, beyaz Mercedesli adamın bu işi iyi bildiğini anlarlar. Ellerindeki malın tamamını verirler. Ancak ellerindeki miktar 40 metrekaredir ve Mehmet bey'in ihtiyacına yetmemektedir. 20 metrekare granit siparişi vermek üzere beklerler. Çünkü İtalya'dan tırın gelmesi için granitin miktarının fazla olması gerekir. Mehmet Gönenç evini tamamlamak için sabırsızlanır. "Kafam kızıyor, kim bu İtalyanlar? Bana granit fabrikası kurdurtacaklar" der.
Astarı yüzünden pahalı olarak kargo ile İtalya'dan geri kalan granitler gelir. Bu süre içinde Mehmet Gönenç çok sinirlenmiş, hammaddesi kil, kuvars ve kaolinden meydana gelen granit üretimine geçmeyi kafasına koymuştur.
Gönenç, birkaç yıl sonra, dükkanını kapatıp bir seramik fabrikasında çalışmaya başlayan Gündüz Atik'i arar ve onu Bilecik'e davet eder. Orada yıllar önce kafasına koyduğu granit fabrikasını kurmuştur. Gündüz Atik'e de iş teklifi yapar.
Konya'dan yıllar önce İstanbul'a göçen lise mezunu bir Şişhane elektrikçisi olup, daha sonra elektrik direkleri için porselen üreten Mehmet Gönenç'in İtalyan granitlerini Türkiye'de üretmeye başlamasının öyküsüdür bu.
Bugün sadece granit üreten Seranit'in ABD Florida'da bir merkezi, Seraros adıyla Türk Cumhuriyetleri'ne yönelik Moskova'da bir ofisi var. İtalya'ya artık granit ihraç eden Seranit'in ayrıca Belçika, Fransa ve Almanya'da da temsilcilikler açmış.

Hazine Dairesi’nde
bir Kosovalı

Kuyumculuk alanında kendini kanıtlayan Gilan'ı yıllardır yabancı bir marka zannettim. Benim gibi düşünenlerin sayısı çoktu. Hatta hep "jilan" diye okuduk. Oysa yazıldığı gibi okunuyordu. Bunu da iki yıl önce Gilan'ın yöneticileri tanıdığım zaman öğrendim.
Kuyumculuğu bir mağazacılık anlayışına taşıyan ve profesyoneller tarafından satışlarını gerçekleştiren Gilan'ın bugün başka işlere kalkıştığını ortaklardan Levent Pişkiner ile konuşurken öğreniyorum. Artık marka olan Gilan sosyal sorumluluğunu da farkederek bir beyin fırtınası sırasında kendilerine yakışanın Topkapı Sarayı'nın Hazine Dairesi'ni onartmak olduğunu görmüşler.
Dünyanın en nadide mücevherlerinin en mükemmel şekilde sergilenmesini kendilerinin bir misyonu olarak düşünmüşler ve kolları sıvamışlar. Ortaklar Kültür Bakanı İstemihan Talay ile bir protokol imzalamış. Topkapı Sarayı'nın girişinde 25 yıldır boş duran salonun da sergi ve konferans salonu olarak restorasyonunu da üstlenmişler.
Gilan 2003 yılına kadar her yıl bir oda olmak üzere Hazine Dairesi'nin dört odasını restore ettirecek. Restorasyonun maliyeti ise bugünkü rakamlarla 700 bin dolar. Gilan harekete geçmek için Anıtlar Yüksek Kurulu'ndan projelerine onay bekliyor.
Öte yandan, Levent Pişkiner, Muharrem ve Ferhan Geylan adlı üç ortakda Gilan'ın ötesinde bir ortaklık bulmak mümkün. Gilan adı herşeyi ele veriyor. Gilan, Kosova'da Priştina'ya yakın bir kasaba. Geylan kardeşler de, Pişkiner de tesadüfen aynı yöreden gelip Türkiye'ye yerleşmişler. Geylanlar Bursa'dan, Pişkiner de İzmir'den gelip, İstanbul'da kurdukları işlerine kasabalarının adını vermişler.

Biri hepsi, hepsi biri için

Geçtiğimiz hafta genç profesyonellerin ağırlıkta olduğu GYİAD'ın kış uykusundan çıktığını ve 12 Mayıs'taki (yarınki) seçimlere üç liste ile gittiğini yazmıştım. Bunlardan birisi de kendilerine "Yeni Kuşak Hareketi" adı verilen grup. İlginçtir, diğer başkan adayları ekibini toplamasına karşın, "Yeni Kuşak Hareketi" önce oluşmuş, içlerinden Hüsamettin Beyazıt'a "sen bizim başkanımız ol" demişler.
Önceki gün bu hareketin üyelerinden Şila Gök, Necdet Aydoğan ve Can Kırcan ziyaretime geldiler. Kendilerinden projelerini dinledim. Kesinlikle artık ellerinde içki bardağıyla "ne olacak bu memleketin hali" diye konuşmak istemiyorlar. Bu memleket için çözüm üretmek üzere harekete geçiyorlar. Hatta listeleri seçilemezse bile projeleriyle, seçilen yönetime destek vermek istiyorlar. Onlar da diğer liste adayları gibi ekip olarak seçilmek istiyorlar. "Çünkü" diyorlar, "Biz projelerimizi birlikte hazırladık. Birimiz hepimiz hepimiz, hepimiz birimiz içiniz".
Yeni Kuşak Hareketi, "rekabet avantajları projesi"yle tekstil, turizm, finans, otomotiv, perakendecilik ve telekom alanlarında Türkiye'nin dünya platformundaki yerini belirliyor. Bir "think tank" gibi ülke sorunlarına yaklaşmak niyetindeler. Yatırım yapmak isteyen ama Türkiye'de muhattap bulamayan yabancı yatırımcılara kucaklarını açmak istiyorlar. Politikaya girmek isteyen üyelerini bu konuda teşvik edecekler.
Genç yöneticilerin herşey gönüllerince olsun. İyi seçimler.