İktidar ‘küstüm oynamıyorum’ diyemez

Arınç, açılımla ilgili tartışmalardaki üslubu eleştirdi: "İktidar ‘küstüm oynamıyorum’ diyemez"

Başbakan Yardımcısı Arınç açılımla ilgili tartışmalardaki üslubu eleştirdi ve: ‘Küstüm, oynamıyorum’ demek, iktidarın yapacağı şey değil. Muhalefette bunu söylemek daha kolay. İktidar kanadı alttan almak durumunda

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, önceki akşam gazetelerin Ankara temsilcilerine verdiği iftarda, hükümetin Kürt açılımı başta olmak üzere, gündemdeki konulara ilişkin görüşlerini açıkladı. Arınç’ın çeşitli konulardaki görüşleri özetle şöyle:

Örtü atma geleneğiİktidar ‘küstüm oynamıyorum’ diyemez
Gerginliği artıran birbirlerinin yüzüne bakılamayacak hale getiren suçlamalar oldu. Böyle devam etmesi mümkün değil. O zaman Balıkesir’deki MHP’li, genel başkanının sözüne bakarak hareket ediyor, diğer yerdeki CHP’li de “genel başkan böyle buyurdu, ben böyle konuşacağım” diyor. Hatta yan yana esnaf dükkânındakiler de birbirlerine bu gözle bakıyor. Bu çok yanlış bir şey. Türkiye’de bu işlerin bir yolunu bulmalıyız. Keşke bu kadar ağır sözlere aynı ağırlıkta cevap verilmese.
Ben bu üslubu çok yakışıksız buluyorum. Ama aynı şekilde cevap vermeyeceğim dese, belki tartışma bitecek. Hani Güneydoğu Anadolu’da bir gelenek var. Kavga ederlerken birisi başındaki örtüyü yere atarsa o kavga bitermiş. O da, Şeyh Edebali’nin vasiyetini çok hatırlayan Başbakan’a düşüyor herhalde. Onlar bölmek istesin, sen bütünleştirici ol, onlar sert olsun sen yumuşak ol gibi 8-10 maddesi var. Başbakan Şeyh Edebali’nin bu sözlerini çok sever, çok yerde söyler. O’na düşen bu hareketi yaptırmamız lazım.
“Küstüm, oynamıyorum” demek, iktidarın yapacağı bir şey değil. Muhalefette bunu söylemek daha kolay. İktidar kanadı alttan almak durumunda. Başbakan’ı da aşağıya çekmeden bir yol bulunabilir. İşte akil adam çözümü denilen budur.

Ben sertlikten yana değilim
Bunu her yerde söylüyorum. Bu işi kim tırmandırırsa vebaldedir. Onur Öymen’in, Bahçeli’nin, Baykal’ın üsluplarından ne kadar rahatsızsam onlara karşılık verirken, itham edici olmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. Bu muhalefetin yapabileceği şeyler olsa bile iktidarın yapmaması gereken şeylerdir.
Biz ülkeyi yönetiyorsak herkes bu projeyi konuşacak. Beşir Atalay Bey’in söylediği gibi bu iş polemiklerle çözülemez. Liderlerin çevresindekilere “sert üslubunu istemiyorum” demesi lazım. “Suçlayıcı olmanızı istemiyorum, gerginlik istemiyorum, bu Türkiye’ye dalga dalga yayılıyor” demesi gerekli. “Küstüm, oynamıyorum” demek olmaz, olmamalı.
Bahçeli ve Baykal’la bir araya gelmenin Türkiye’ye büyük bir faydası var. Görüntü olarak faydası var. İçeride hal hatır sorsalar, el sıkışsalar, bunun topluma olumlu yansıyacağını düşünüyorum. Ama bunun için bir ara formül bulmak, temin etmek lazım. Akil adamlık burada yani.

Bahçeli idamda zehirli su içti
Bu işlerde siyasi mutabakat şart. İdamın kaldırılmasını hatırlayalım. Bahçeli karşı olmasına rağmen hükümette mutabakat oldu. Bahçeli için zehirli su içmek gibi bir şeydi. İdam kaldırıldı. Ben bu işte de Bahçeli’den ve partisinden katkı bekliyorum. Hayal ediyorum, diyelim.
Bu iş çözülecekse herkesle görüşülür. Baykal “gelmeyin” dese de, itse de görüşülebilir. Bu iş çözülecekse Baykal’ın elini bile öperiz. Yaşı da buna müsait. Liderlerin görüşmesi önemli. Halka mesaj verir.

İsmet Paşa, Aydemir’e ne yaptı?
İsmet Paşa, Talat Aydemir olayında “silahları bırakın affedeceğim” dedi. Onlar yargılandı mı? Hayır. Peki bu hukuki miydi? Hayır. Ama sorunu çözdü, akıllı bir hareket yaptı. Bunu yaparken Ceza Kanunu’na da Anayasa’ya da bakmadı.
Bu işi çözmek için ne gerekiyorsa yapmalı.

DTP yasal partidir
Bu toplumda karşılığı olan bir süreç. Başladıktan sonra İmralı’yı da aşan, DTP’yi de aşan bir süreç var.
Siz DTP’yi teröristle bir tutar, yasal olmayan bir parti yerine koyarsanız, Güneydoğu’da masum Kürt’le teröristi aynı kefeye koymuş olursunuz. Oy oranlarına bakarsanız yine azınlıkta kalıyorlar. Türkiye’nin 9 vilayetinde varlar. Oy almışlar. Böyle bir partiyi yok sayarsanız, hiçbir sonuç alamazsınız.
Başbakan DTP’yle görüşmeden önce ben 6 aydır “Görüşmek lazım” diyordum. Ben hangi ile gitsem DTP’li belediyelere de gittim. Valiler bana “aman” diyorlardı, ben de “Onları halk seçmedi mi, milleti belediye, devleti valilik temsil eder” diyordum.

Orgeneral Aksay’a yanıt
(Yeni Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Aksay’ın devir teslim törenindeki konuşmasına atfen)
“Son terörist ölünceye kadar bombalamalar devam edecek” denildi. Bu sözleri iyi değerlendirmek lazım. Sadece silahla, bombalamayla bitmedi. Terör bir sonuçtur. Sonucu meydana getiren sebepleri ortadan kaldırmamız lazım.

Medya olumlu yaklaşıyor
Bu konuya medya, tahminimizin ötesinde sahip çıktı. Medya yüzde 60 olumlu. Belki daha fazla. Edindiğim intiba olumlu. Önemli yazarlar konuya olumlu yaklaşıyor. Peşinen olumsuz yaklaşan az.

Eruh’ta edepsizce kutladılar
PKK 80 öncesi Apocular hareketi olarak başladı. Sonra 80 sonrası Eruh baskınıyla açığa çıktılar. 25 yıl geçmiş ki Eruh’ta edepsizce kutladılar. Şunu soruyorum:
25 yılda en az 10 Genelkurmay Başkanı değişti. En az 10 hükümet oldu. En az 10-15 Kara Kuvvetleri Komutanı geldi geçti. Bunların hepsi mutlaka pek çok şey yaptılar. Ama sorulduğu zaman hepsi de bir şeyler söyledi. Kimi “Kürt kimliğini tanımak istemedik, kart kurt diye karikatürize ettik” dedi. Kimi “Kürtçe konuşmayı yasaklamakla ne kadar yanlış etmişiz” dedi. Kimisi Diyarbakır Cezaevi’ndeki koşullardan bahsetti. Kimisi onların yerine şunları yapsaydık diye hatalarını yanlışlarını kabul ettiler. Tüm bunları gördükten sonra yapılacak şeyin siyasi, sosyal, toplumsal boyutu var.

Özel TV’ler Kürtçe yayın yapabilir
“TRT sabahtan akşama kadar Kürtçe yayın yapıyorsa özel televizyonlara da bu hak tanınmalı” diyenler var. Bence bu tartışılabilir. Olabilirliği olan bir mesele. Korkmamak gerekir.

Başbakan’ın yaşam riski vurgusu
Benzerlerini çok söyledi. “İki gömleğim var” diye. Biri bayramlık biri idamlık. Çok hoş değil ama özellikle Ergenekon ile ilgili iddianameler, klasörler ortaya çıktıkça birilerinin birileri hakkında ne yapmak istediğini öğrenmiş oluyoruz.
Ben riski bu açıdan ele almadım. İki sene sonra seçim var. Bu seçimin sonunu tayin edecek bir çalışma içindeyiz. AK Parti başarılı olursa, halkın büyük çoğunluğunun onayladığı güven ortamı oluşursa halk bundan dolayı ödüllendirir. Aksi takdirde başarısız kılınırsa bu seçim kaybına bile yol açabilecek bir risktir.
İki parti de özellikle bunu bekliyor. Ak Parti yıpransın önü kesilsin, vatan hainliğiyle suçlansın, halkta derin kaygılar meydana gelsin hatta düşmanlığa dönüşsün ve biz CHP ile MHP iktidar kazanalım diye düşünüyor olabilirler.

Dağdan indirmek
Dağdakilerin indirilmesi noktasında, kapsamlı af da dahil, silahların susması ya da silah bırakılması nasıl mümkün olabilecek? Bu süreç içinde çok çarpıcı gelişmeler de oldu. Olsa olsa böyle düşünüyorlardır denen şeylerin aksiyle karşılaştık. DTP‘nin ileri gelenleri (Emine Alna ve çevresindekiler değil) “Mutlaka bir af gerekir” diyordu. Şimdi ‘Af da gerekmez’ deyip bütünlükten yana olduklarını söylüyorlar.

DTP, CHP’den daha ileri
Kapsamlı projenin içinde herkes kendine en makulü bulmaya çalışıyor. Bizim bazı kabullerimiz var. Onları mutlaka uygulamak isteriz. Türkçenin resmi dil oluşunu tartışmamak lazım. Birliği bütünlüğü, hem de herkesin aynı dille eğitim alması konusu önemli argüman. Ana dille eğitim ve öğretimi ayrı tutmak lazım. “Kürtçe de resmi dillerden biri olsun” diye seslendiren birine karşı elbette tartışabiliriz. Şimdi ortaya konan düşünce ve fikirlerde DTP’nin bazı düşünceleri MHP’den ve CHP’den çok daha ileri. Olumlu anlamda. Hiç beklemediklerimiz de çıkabilir.
Sorun askerin de söylediği kadarıyla; İlker Başbuğ da, Büyükanıt da “önemli olan dağa çıkışları durdurmak ve dağdakileri indirmek” demişlerdi. Bu çok önemli. Yukarıdan indirmenin yolu bir şekilde kararlaştırılacak. Dün veya evvelsi gün Genelkurmay Başkanı, Başbakan’ı da alarak “14 kişi geldi 10’u serbest, 2’si şöyle oldu”, dediler. Bu sözler önemlidir.

PKK’nın yöneticileri ne olacak?
Örgütün üst düzeyinde insanlar var, Murat Karayılan, Cemil Bayık. Bunlar yönetici. Eylemleri program haline getirip yönlendiren insanlar var. Bunlarla ilgili çok önemli kararlar alınması lazım. Henüz bu aşamada değiliz.
Şahsen birilerinin söylediği konular da var aklımızdan geçen. Eğer bir devlet projesi olarak uygulanacaksa bu, medyasıyla, yargısıyla, üniversitesiyle, silahlı kuvvetleriyle, diğer kurum ve kuruluşlarıyla uygulayalım dendiği anda yürürlüğe konacak projelerdir. Terör örgütünün iflası denen konuya giderken bunu da gerçekleştirmeye ihtiyacımız var.

Kandil silahsızlandırılmalı
Bir de Mahmur Kampı var. 11-12 bin kişinin bulunduğu söyleniyor. Boşaltılmasını bence başka bir prosedür olarak düşünmek lazım. Türkçeyi konuşamayan ve BM gözetiminde olan bir kampın boşaltılması söz konusu. Hem Mahmur Kampı’nın hem de Kandil’in silahsızlandırılması örgüt elemanlarının dönmeleri, teslim olmaları ya da suçsuzsa serbest bırakılmaları iyi bir psikolojik harekât olarak düşünülmesi lazım.

Başka ülkeye gidebilirler
Bunlar Türkiye’ye getirildikleri takdirde ne olacak? Bu kadar eylemleri açığa çıkmış, konuşmaları, düşünceleriyle, yön vermeleriyle, aldıkları kararlarla vs. ile. Bunların yargılanması söz konusu. Ceza yemeleri de söz konusu. Onların yerine koysa kendisini kimse cesaret etmez. Buna kimse çıkıp da ben geldim cezama razıyım demeyecektir.

Hepsi 40-50 kişi
Yani bu uluslararası örgütler konusunda da yapılan bazı örnekler var. Bunlar içinde de Türkiye’ye zarar vermeyecek konumda tutulmaları amaçlanmış olabilir. Başka ülkeye gönderilmeleri mi? Belki o belki bir başkası. İsimlendirmek istemiyorum. Örgütün tamamen tasfiyesi konusunda ciddi kararlı hareket yapılacaksa bunların da düşünülmesi lazım. Sayıları da o kadar fazla değil. Sayı 40-50 civarında bildiğim kadarıyla.

ABD planı demek geri zekâlı işi
ABD örgütün tamamen tasfiyesinde samimi. Ancak “Bu bir ABD projesidir” diyenler hayal görüyor. Manipüle etmek demektir. Söyledikleri isimler gibi insanlar ABD’de her kurulda var. Eline kalem alan bir şeyler yazar. Bazen beğendiklerimizi bazen beğenmediklerimizi yazar. “ABD’de yazılmış Türkiye’de AK Parti uyguluyor” demek biraz geri zekâlı işi. Bu bizim kendi sürecimiz.

Çiller ve Güreş gibi olmaz
Bu projenin belki 10 maddesi varsa biri de “Ne olacak?” maddesidir. Şu kararı vermek için henüz erken. Konuşulanlar, resmi anlamda yazılı bildirenler var. Sözlü bildirenler var. Dışarıdan katkı sağlamayı amaçlayan kişi ve gruplar da var. Her söylediklerine dikkat etmek lazım.
Alınacak karar ilk defa düşünülen bir karar, Çiller gibi değil. O asker gücüyle yok etmek istedi.
Bunun Doğan Güreş’e şöyle yap, demekle çözülemediğini görüyoruz. Türkiye’nin bütünlüğü açısından sadece polisiye tedbirlerle, bombalamayla çözülecek gibi gözükmüyor.

Teğmenin edepsizliği
Akan kan dursun diyenler, bizzat şehit cenazesinin başında duran anneler. Öyle bir aşamaya geldi ki anneler ‘Hakkımı helal etmiyorum’ demeye başladı. Hele ki şu teğmenin (Elazığ’da bir eri pimi çekilmiş el bombasıyla cezalandırması sonucu 4 askerin şehit olmasına neden olan teğmeni kastediyor) edepsizliği, yaptıklarından sonra.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde belirsizlik
Temmuz ayında milletvekili olduk. Cumhurbaşkanı ağustosta seçildi. Ama referandum ekim ayında gerçekleşti. Acaba hangisine tabiyiz. Hangisi geçerli. Kendi özel kanaatim farklı. Şu anda milletvekili seçiminin 4, cumhurbaşkanlığı seçiminin 5 yılda olması konusunda konsensüs var gibi.
Muhalefetin bu yöndeki sözlerini Başbakan tekzip etmedi. Veya katılmadığını ifade etmedi. Aksine 4-5 yılda seçime gideceğimizi söyledi. Kişisel kanaatim korunmuş haklar veya müktesep hak olarak 5 yıl ve 7 yıl olması gerektiği yönünde. Bir tek ben böyle düşünüyorum.
Keşke bir 5. madde konabilse ve bu iş açıkça gösterilseydi. Yani bu hüküm, şu seçimden sonra hüküm ifade eder şeklinde. Ama olmadı. “Ben koyalım” dedim. Ama grup başkanvekilleri vs., “Biz konuştuk, anlaştık geçici maddeye gerek yok. Bundan o anlaşılır” demişlerdi. Şimdi kanaatlerinin değiştiğini görüyorum. Tabii 7 yıl olursa o zaman tek dönem mi seçilmiş olacak? 5 yıl olursa ikinci dönem seçilme imkânı olacak. Etraflıca inceledim. Meclis Kanunlar Kararlar Dairesi’nin de kararı net olmamakla birlikte 4 ve 5 olması gerektiği şeklindeydi.
Rapor bana verilmedi ama Köksal Bey yaptırmış. Ben ısrar etmiyorum ama kanaatim bu şekildeydi. 2011’de seçim olacaksa 2010 yılı, 2011 başı seçime dönük hazırlıklar yapılacak. Meclis kararı gerekilir.
Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine ilişkin bir düzenleme gerekiyor. Onunla ilgili bir kanun değişikliği hazırlandı. Gelebilir. Erken seçime yönelik bir karar alınsa zaten bu tartışma biter mi, diye soruluyor. Evet bir erken seçime gidilse şüphesiz. Ama böyle bir şeye ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. 4 yıllık süre bitmeden yapılacak seçim karar alınması halinde mümkün.
“Gül ikinci kez aday olabilir mi?” sorusuna ise Arınç, “Tabii. Halk tarafından ilk defa seçilmiş olacak. Dolayısıyla kullanabilir o hakkını. Şüphesiz kullanabilir” yanıtını verdi.
“Siz aday mısınız?” sorusunu ise Arınç, “Hayır, hayır. Şimdilik hayır” diye yanıtladı.

İktidar ‘küstüm oynamıyorum’ diyemez
Soldan sağa: Erdal Sağlam (Hürriyet-CNN), Mustafa Ünal (Zaman), Ferhat Koç (Milli Gazete), Salih Melek (Basın yayın Enformasyon Genel Müdür Vekili), Bülent Arınç, Fikret Bila (Milliyet), Nuri Elibol (Türkiye), Serdar Arseven (Vakit), Utku Çakırözer (Akşam).

Oktay Vural’ı görünce Kamer Genç melek geldi
Oktay Vural’dan her gün hakaret yemek bize ağır geliyor. Biz de şöyle bir cevap verelim diyoruz ama bu süreç uğruna nelere katlanıyoruz. Çirkinlikle kimse yarışamaz Vural ile. Kamer Genç bile bana daha şirin gözükmeye başladı. Ne kadar sevimliymiş. Hayatta sevmediğim bir insan, Vural yüzünden melek gibi gelmeye başladı. Beterin beteri vardır. Adama “Tillolusun” dedim. İnadından “Aydınlar” diyor. Bir tek kaymakam der bir de sen. 72 millet “Tillo” diyor. Ne var utanacak? Tillo Tillo ne var bunda ya. İnadından ben Aydınlar diye biliyorum dedi. Genç olsa “Dersim” derdi. Norşin’e “Norşin” denir biliyorum.
Tillo’nun Tillo olduğunu biliyorum. Sen de biliyorsun. Eski Madrid Büyükelçisi’ne sorsak (Oktay Vural’ın kuzeni Volkan Vural) o derdi... Ziya Gökalp nasıl Türkçü ise bunlar da Arap ama Türkçülük
yapıyor.

Cumhurbaşkanı başka ne yapacak?
Cumhurbaşkanı söyleyeceğini söyledi. Böyle bir imkânın var olduğu ve fırsatın kaçmaması gerektiğini Türkiye’nin iyi şartlarda iyi imkânlarda bu sorunu çözmesi gerektiğini ima eden konuşmaları oldu. Devletin, milletin birliğini temsil eden bir makamın, her gün siyasi partilerle bir araya gelip gel bakalım demesi de mümkün değil. Kaldı ki MGK hakkında size bilgi vereyim dediği insandan ret yanıtını aldı. Bütün bunları dikkate almak lazım.
“Sen Bizans tekfuru musun?” diyen insanların üslubuyla Cumhurbaşkanı neyi ele alacak? Bir iş yapılacaksa hükümet tarafından yapılacak. Hükümet yapacağı işi doğru düzgün ve sonuç alacak şekilde yapması lazım. Bunun için de konuşabileceği herkesle,
konuşup alabileceği en yüksek mutabakatı alacak
ve yola çıkacak.