KCK asayiş ve seçim

Ankara yeniden Balyoz davası ve Ergenekon gözaltılarıyla meşgul. Balyoz davasında 31’i general ve amiral olmak üzere 106 muvazzaf subayın tutuklanması, gözleri yeniden bu davaya çevirdi.
Son tutuklamalarla ilgili tartışmalar sürerken, Türk Silahlı Kuvvetleri de (TSK) yeniden hedef tahtasına oturtuldu. Yürüyen hukuki sürecin yanında, yürüyen bir de psikolojik harekât süreci var ki, bu süreç son yıllarda hiç kesilmedi.

Açılım ve KCK asayiş
Habur girişinden sonraki tepkiler dindikten sonra açılım bağlamında adım atılmadığı gerekçesiyle, PKK ve siyasal alandaki temsilcileri, yeniden terör tehdidini gündeme getirmeye başladılar.
Bu süreçte “Güneydoğu’ya özerklik” başlığı adı altında birçok talep dile getirildi. Hükümete bu talepler doğrultusunda adım atması için süreler verilmeye başlandı.
TSK tutuklamaları, Balyoz ve Ergenekon davalarıyla ilgili gelişmeler gündemi kaplamışken, Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin yıldönümü olan 16 Şubat günü İstanbul ve yaygın olarak Güneydoğu’da PKK-KCK cephesi yaygın eylemler yaptı. Sokak gösterilerinde yine çocuklar öne sürüldü, molotof kokteylleri, taş ve sopalarla polise saldırılar gerçekleştirildi.
Bu eylemlerden biri çok dikkat çekiciydi. Hakkâri’de üzerinde “KCK asayiş” yazan bir flamanın önünde, KCK kollukları taşıyan PKK’lılar yol kesip kimlik kontrolü yaptılar. Araçları durdurdular kendilerine göre “asayiş denetemi”nde bulundular.
Polis sokak gösterisi yapan gençlere megafonla, “Hakkâri ÖSS’de sonuncu, gidin evinize ders çalışın” diye sesleniyordu. Ancak evlerde yapılan aramalarda, test kitapları değil, 83 adet molotof kokteyli, 184 adet torpil, 11 adet havai fişek kutusu, 2 adet el yapımı patlayıcı buldu.
“KCK asayiş kontrolleri” bir süre önce Öcalan ve BDP’nin gündeme getirdiği “öz savunma güçleri”nin ilk uygulaması gibiydi.

KCK kolluk kuvveti
Oysa hükümet, açılım programı kapsamında güvenlik güçlerinin yol arama ve kontrollerini azaltması talimatı vermişti. Bir genelgeyle jandarma ve polisin yol kontrolleri yok denecek kadar seyrekleştirildi. Bu, açılım yolunda atılmış bir adım olarak sunuldu.
Hükümetin bu açılımına, PKK’nın verdiği yanıt, “kontrolleri KCK asayiş kolu”na yaptırmak oldu. Bu görüntüler; Öcalan, PKK ve BDP’nin talep ettiği “öz savunma gücü”nün izah etmeye çalıştıkları gibi bir “kültür ve kadın hakları savunması” değil, bildiğimiz “kolluk kuvveti” olduğunu ortaya çıkardı.

Seçim güvenliği
Gelişmeler gösteriyor ki, seçim yaklaştıkça PKK-KCK eylemleri de artacak. Nitekim seçime kadar bu cephenin talepleri doğrultusunda ciddi bir adım atılmazsa, şubat ayında eylemlerin tırmandırılması; mart ayında bölgeye BDP dışındaki parti liderleri ve temsilcilerinin sokulmaması; nisan ve mayıs aylarında diğer lider ve partilere seçim mitingi yaptırılmaması; Kürtçe dışında propaganda yapılmasının önlenmesini öngören bir dizi karar ve hazırlıktan söz ediliyor.
Seçim yaklaştıkça Güneydoğu’da eylemlerin tırmandırılmasıyla gergin bir ortam yaratılmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Bu koşullarda, bölgede seçim ve sandık güvenliğinin nasıl sağlanacağı önemli bir soru.