Küreselleşme ve uçurum

Küreselleşme ve uçurum


G - 8'lerin Cenova zirvesini protesto eden göstericilerden birinin jandarma kurşunuyla öldürüldüğü gün Türkiye'de de gelir uçurumu gazete manşetlerindeydi.
Amerikalı meslektaşımız Douglas Franz, İstanbul'da gördüğü manzarayı gazetesi New York Times'a şöyle yansıtmış:
"Siyah Porsche'tan inen şık çift paparazzilerin arasından geçip Laila'ya girdi. Bu sırada bir garson, üç otobüs değiştirip mutfağına et girmeyen evine gitmeye hazırlanıyordu."
Franz'ın bu ifadeleri, Türkiye'yi yeniden keşfetmek gibi bir anlam taşıyor. Sadece Franz'a değil, Franz'ın bu saptamasını yeni bir keşif olarak algılayan yerli meslektaşlarımıza da "Günaydın" demek gerekiyor.
Porsche sahipleriyle garsonun mensup olduğu gelir grupları arasındaki uçurum, Douglas Franz Laila'ya gitmeden önce de parmak ısıttıracak kadar büyüktü. 1980 sonrasında seçilen büyüme modeli ve izlenen politikalar sonucunda, Türkiye'de en alt gelir grubu ile en üst gelir grubu arasındaki fark, 11 kata kadar çıktı.
Bu farkın nedeni Türkiye'nin 1980 sonrasında seçtiği ve askeri yönetim altında çok kolayca uygulayabildiği klasik birikim modelidir. Bu model, reel ücretlerin düşürülmesi yoluyla ortaya çıkacak ürün artığının devlet teşviki ile ihraç edilmesi modelidir. Askeri dönemden sonra da bu modeli sürdüren Türkiye'de Franz'ın görünce şaşırdığı görüntüler, doğal ve sıradandır.
Bilim adamlarının saptamalarına göre, 1980'den bu yana işçi başına reel katma değer 1980 düzeyinin iki buçuk misline ulaşmış, bu verimliliğe karşılık reel ücret gelirleri sürekli gerileme göstermiştir. Ücret gelirleriyle emeğin üretkenliği arasındaki ayrım, 1980 - 1997 arasında ücret geliri aleyhine yüzde 150'ye ulaşmıştır.
Bu modelle kalkınıp büyümeye çalışan Türkiye'de, devlet modeli finanse edebilmek uğruna borç batağına girmiş ve debelendikçe daha da batmıştır.
Sistemin finansmanını iç - dış borçlarla ve ücretleri kısarak sağlamaya çalışan devlet, sosyal niteliğini kaybetmiştir.
Yukarıdaki tabloyu değiştirmek ancak maliye politikası araçlarıyla mümkündür. Devletin piyasanın doğal süreci içinde dağıttığı geliri yeniden dağıtabilmesi, aradaki farkı 11 kata çıkarmış yüksek gelir gruplarını vergilendirip transfer harcamalarıyla alt gelir gruplarına kaydırması ile mümkündür.
Ancak, Türkiye'de devletin sosyal amaçla maliye politikası araçlarını kullanmaya gücü yoktur. Bu araçlar da, sadece borçları döndürmeye, kendi finansmanını günü birlik biçimde sağlamak için kullanılmaktadır.
Bu birikim ve büyüme modelinde, gelir adaleti beklemek hayaldir.
"Siyah Porche'tan inen şık çiftle mutfağına et giremeyen garson" gerçeği, ekonominin bir de "bölüşüm" sorunu olduğu anımsanmadıkça değişmeyecektir.