Mahkemeye verirse memnun olurum

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Brüksel’deki konuşması nedeniyle kendisini mahkemeye vereceğini söyleyen Başbakan Erdoğan’a yanıt verdi: Ben de mahkemeden Uludere talimatını kimin verdiğinin tespit edilmesini isterim!...

AYDIN
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “Özgürlük, demokrasi ve barış” adı altında yapacağı bir dizi mitingin ilkini dün Aydın’da gerçekleştirdi. İzmir’de buluştuğumuz Kılıçdaroğlu, seçim otobüsüyle Aydın’a giderken gündemdeki konulara ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini Brüksel’de Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a benzettiği için, “Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı’na kimsenin katil demesine müsaade etmem” diyerek, mahkemeye vereceği yolundaki açıklamasına Kılıçdaroğlu, “Mahkemeye verirse memnun olurum. Böylece bazı karanlık olaylar aydınlığa kavuşur” yanıtını verdi.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın kendisini mahkemeye vermesi halinde Uludere’yi bombalama talimatını kimin verdiğinin ortaya çıkacağını belirtti. Kılıdaroğlu, “Ben de mahkemeden bu talimatın kimin tarafından verildiğinin tespit edilmesini isterim. Genelkurmay’da bu talimat vardır. Genelkurmay zaten Başbakan’a bağlı olduğunu ve aldığı talimata göre hareket ettiğini açıklamıştı” diye konuştu.

‘Ölümüzü çiğnemeden olmaz’

Mahkemeye verirse memnun olurum

Aydın’da “Demokrasi ve Özgürlük İçin Meydan Okuyoruz” mitinginde konuşan Kılıçdaroğlu, “Bizim ölülerimizi çiğnemeden, bedenlerimizi çiğnemeden Türkiye’de rejim değişikliğine asla izin vermeyeceğiz” dedi.

‘Uludere talimatı belli olur’
Kılıçdaroğlu, Reyhanlı’da 51 vatandaşımızın yaşamını yitirdiği bombalamaların Suriye tarafından yapıldığına ilişkin iddialara, “MİT’in elinde bu yönde belge veya bilgi varsa açıklasın. Suriye’nin bir teklifi var. MİT, El Muhaberat’la masaya otursun, belgeleri, bulguları ortaya koysunlar ve ne olduğu ortaya çıksın” karşılığını verdi.
Kılıçdaroğlu, sorularımızı yanıtlarken, gündemdeki konularla ilgili görüşlerini şöyle özetledi:
“Başbakan’ın mahkemeye götürecek olmasından mutluluk duydum. Mahkemeye verirse bundan memnun olurum. Böylece karanlıkta kalan bazı olaylar aydınlığa kavuşur. Mesela Uludere olayının talimatını kimin verdiği belli olur. Çünkü Genelkurmay’ın bir açıklaması olmuştu ve sitesine koymuştu. Ama Başbakanlık’tan bir açıklama gelmedi. Genelkurmay, aldığı talimatla görev yaptığını belirtmişti. Başbakan, mahkemeye verirse ben de mahkemeden bu talimatı kimin verdiğinin tespit edilmesini isterim. Genelkurmay’da o talimat vardır. Sözlü talimatla sınır ötesi harekât yapılamaz. Bu talimatın Genelkurmay’da yazılı olarak bulunması gerekir. Giderse suç işlemiş olur.

‘Brüksel bir kriz değil’
Ben ziyaretim sırasında Sosyalist Grup toplantısında 10 dakikalık bir konuşma yaptım. Çok sayıda milletvekilinin sorusunu cevapladım. Tutuklu gazetecilerden demokrasi ihlallerine kadar birçok soruya yanıt verdim. Daha sonra ortak basın toplantısı yaptık. Buraya kadar bir sorun yoktu. Ortak basın toplantısı bittikten sonra bir Türk gazeteci Başbakan’ın CHP’yi Baasçı, Esadçı olmakla suçladığını söyledi ve görüşümü sordu. Ben de onun üzerine görüşümü açıkladım. Yani, ben bu konuşmayı yabancılara karşı Sosyalist Grup toplantısında yapmış değilim. Bir Türk gazetecinin iç politikaya ilişkin sorusuna yanıt verdim.
Zaten bir gün önce de CHP grubunda aynı görüşümü açıklamıştım. Daha sonra normal temaslarımıza devam ettik. Saat 18.00’de Swoboda ile görüşmemiz vardı. Görüşmeye gittiğimizde bana Swoboda’nın rahatsızlık duyduğu ifade edildi. Bunun üzerine düşünceye, ifade özgürlüğüne saygı duymayan biriyle görüşmeye ben de gerek duymadım. Ve görüşmedim. Bu kriz olarak yansıdı ama kriz değil. Görüşmeyi iptal eden biziz.”
Kılıçdaroğlu, Başbakan’ın ABD’de kapılarda karşılandığı, kendisinin ise kapıda kaldığı şeklinde sosyal medyada yapılan yorumların hatırlatılması üzerine ise, “Ben kapıda kalmadım, görüşmeyi kabul etmedim” yanıtını verdi.

‘Dozu artırmalıyım’
Kılıçdaroğlu, yurtdışında Başbakan’ı ağır dille eleştirmesinin yanlış olduğuna yönelik eleştirilere de şu yanıtı verdi:
“Şunu söyleyeyim: Bir Başbakan 34 yurttaşın ölümünden ötürü sorumluluk duymuyorsa ve ben bunu defalarca dile getirmişsem, Mısır’daki sağır sultan duymuşsa, ama o duymamakta direniyorsa, dilimi sertleştirmek zorundayım onun duyması için. Suriye konusunda defalarca uyarımıza rağmen ‘yanlış yapıyorsun Başbakan’ dememize rağmen, ‘Siz Esad’ı destekliyorsunuz. Baasçı partisiniz’ diyorsa, ben eleştirilerimin dozunu artırmak zorundayım. Bundan sonra Başbakan, ‘siz Baasçısınız, Esad’ı destekliyorsunuz’ diyemeyecektir. Çünkü bunu söylediğinde kendisinin de Esad’la aynı yerde olduğunu halkın belleği yakalayacaktır.

‘İddiaları düştü’
Başbakan, ABD’ye giderken, gazetelerin ne yazdığını bir hatırlayalım. Başbakan, Obama’ya bir dosya götüreceğini, Esad’ın kimyasal silah kullandığına ilişkin delilleri olduğunu, bunu vereceğini ve onu ikna edeceğini söylüyordu. Şimdi bir de dönüşüne bakalım. Suriye konusunda Obama net bir yanıt verdi. ‘Askeri müdahale yok’ dedi. Birinci düşüşü burada. Obama’yı kimyasal silah kullanıldığı konusunda ikna edemedi. İkinci düşüş burada. Suriye’de uçuşa yasak bölge istiyorsa bu da kabul edilmedi. Üçüncü düşüş de burada. Başbakan, ‘Gazze’ye gideceğim’ diyordu. Buna Şeria’yı eklemek zorunda kaldı. Dördüncü düşüş de burada.

‘T.C. Başbakanı suç işliyor’
Biz, Suriye’deki tarafların da dahil olacağı Rusya ve Çin’in de katılacağı uluslararası bir konferansın Türkiye’de toplanmasını önermiştik. O zaman Başbakan karşı çıkmıştı. Bizim önerimizi ipe un sermek olarak değerlendirmişti. Obama ile görüştükten sonra şimdi böyle bir konferansı kabul etmiş görünüyor. Demek ki bu öneriyi kabul etmesi için Obama gibi bir aktöre ihtiyaç varmış. Başbakan, Obama görüşmesinden sonra Cenevre’deki konferansa, orasından burasından nasıl katılırım diye düşünüyor. Türkiye’nin imajı Erdoğan’ın Obama görüşmesinden sonra ciddi yara aldı. Söylediği hiçbir şey tutmadı. Daha nemli bir şey söyledi. Suriye’de terör gruplarından bahsetti. Düne kadar böyle bir şey söylemiyordu; sadece Esad’ı terörist olarak görüyordu. Demek ki o konuda da ikna edildi. Erdoğan açıkça suç işliyor, kendi topraklarında yabancı ülkelerde savaşacak militanlar yetiştiriyor. Bu suçtur, isleyen de TC Başbakanı’dır.

‘Birlikte ilan etsinler’
Suriye’nin bir teklifi oldu; ‘Reyhanlı’yı beraber çözelim’ diye. AKP bu çağrıya sessiz kalamaz. Varsa Suriye’yi itham edecek belgesi, dokümanı El Muhaberat ile MİT otursun, önüne bütün belgeleri koysun ve bütün dünyaya ilan edilsin. O zaman Esad yönetiminin suçlu olduğu dünyaya ağır biçimde ilan edilmiş olur. Şunu söyleyebilir Erdoğan: ‘Suriye ile muhatap olmayız.’ Biz de şunu deriz: ‘Apo’yla muhatap oluyorsun da Suriye ile niye olmuyorsun?’ El Muhaberat da bunun resmi istihbarat örgütü. Türkiye bu talebe sessiz kalırsa Suriye’yi suçlamak konusunda eli hafiflemiş olur. Türkiye bir belge açıklamadı sadece söylenti var. Kamuoyuna açıklaması yeterli değil çünkü 5 bakan olaydan sonra açıklama yaptı, birbirini tutmuyordu. Belki yüzde 100 belge yoktur. Belge bulmak zordur ama bilgi ve bulgular vardır.”

Okuyan sürprizi
Aynı uçakla İstanbul’dan İzmir’e gelen eski bakanlardan Yaşar Okuyan da, Kılıçdaroğlu’nun parti otobüsünde yolculuk etti. Kılıçdaroğlu, Okuyan’ın Aydın’daki mitinge katılmak istediğini belirtti.

Mahkemeye verirse memnun olurum

Kılıçdaroğlu Bila’nın sorularını yanıtladı.

‘Sorumlu olan siyasetçilerdir’

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Reyhanlı’daki patlamaları gerçekleştiren kişi ve araçların MİT ve emniyetin takibinde olmasına rağmen, bunun nasıl gerçekleştirildiğini anlayamadığına ilişkin ifadesiyle ilgili olarak da şöyle konuştu:
“Sayın Başbakan, zaten eşgüdümde zafiyeti olduğunu söyledi. Eşgüdüm zafiyetinden sorumlu birilerinin olması lazım. Herhalde bu da Reyhanlı Emniyet Müdürü değildir. Bizim açımızdan sorumlu siyasetçidir. Bürokratlar onların emrinde olan kişilerdir.“

‘Zirvede dışişleri müsteşarı yok’

Kılıçdaroğlu, Erdoğan ile Obama’nın akşam yemeğine Türkiye’nin Washington Büyükelçisi ve Dışişleri Müsteşarı’nın katılmamasını da şöyle eleştirdi:
“Gazetelerde bir fotoğraf var. Obama, Erdoğan, iki dışişleri bakanı, MİT Müsteşarı var ama bu ülkenin büyükelçisi ile Dışişleri Bakanı o yemekli zirvede yok. Kalıcı olan büyükelçi ve Dışişleri Müsteşarı’dır. Toplantıya katılmaları gerekirdi. Tutanakların devlet arşivine konulması lazım.”
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Beyaz Saray’da Obama tarafından üst düzey bir protokolle karşılanması ve ağırlanmasına ilişkin olarak da, “Her övgünün bir maliyeti vardır, o maliyeti görüyoruz. Her zaman beyzbol sopası gösterecek hali yok” dedi.

‘Başkanlıktan vazgeçmeli’

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın Başbakanlık sisteminin olmazsa olmaz olmadığı yolundaki açıklamalarını değerlendirirken de, “Başbakan’ın başkanlık sisteminden vazgeçmesi önemli. Bunu Meclis’ten geçiremeyeceğini anlayınca vazgeçmek zorunda kaldı. Biz, CHP Meclis’te oldukça bunun geçmeyeceğini söylemiştik. Şimdi bunu gördü. Anayasa görüşmelerinde daha önce de masadan kalkmaya kalkışmışlardı. Şimdi Meclis’in tatile girmesini bahane ederek kalkmak istiyor. Oysa bize göre Meclis tatile girse de yeni Anayasa çalışmaları devam etmelidir, çünkü Türkiye’nin çağdaş bir anayasaya ihtiyacı var. Vazgeçmiş olması kendi beklentilerinin gerçekleşmeyeceğini görmüş olmasındandır. Kendi arzusuna göre değişiklik yapmak istiyor, olmuyor. Baktı o niyet ‘gerekleşmiyor vazgeçelim’ dedi. Umudunu Meclis’in tatiline bağladı” diye konuştu.