Özkök: Bektaşi fıkrasına döndü

Balyoz davasına konu olan 1. Ordu seminerinin yapıldığı dönemde Genelkurmay Başkanı olan Hilmi Özkök’ün yaptığı değerlendirmelerle ilgili bir tartışma yürüyor.
Özkök Paşa’nın, alt rütbedekilerle üst rütbedekilerin aynı ceza aralığına sokulmasını beklemediğine, kademelendirilmiş bir dağılım beklediğine, alt rütbedekilerin kayıplarının daha fazla olduğuna, askerlik mesleğinde itaatin esas alındığına ilişkin görüşlerine karşı, albay ve daha alt rütbedeki tutuklu subayların verdikleri yanıtı dün paylaşmıştım.
Kurmay Albay Cem Okyay ve 21 arkadaşı, gönderdikleri yanıtta, Özkök Paşa’nın bu açıklamalarını kendilerini “suçlu” olarak gördüğünün ifadesi olarak algıladıklarını ve kabul etmediklerini vurguluyorlardı.
Keza Özkök Paşa’nın diğer bazı açıklamalarına atıf yapılarak yargılamanın adil olduğu anlamına gelen ifadeler kullandığı belirtiliyor ve eleştiriliyordu.

Bektaşi örneği
Özkök Paşa, dünkü görüşmemizde, gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlardan bu tür anlamlar çıkarılmasına çok üzüldüğünü belirtti.
Kendisine yanıt gönderen albay ve daha alt rütbedeki subaylar da dahil olmak üzere hiçbir silah arkadaşı için “suçlu” ifadesini kullanmadığı gibi bu anlama gelecek bir değerlendirme yapmadığını vurguladı. Aksine, dava devam ederken, benim bir sorum üzerine, “bütün silah arkadaşlarım benim gözümde tertemizdir” karşılığını verdiğini anımsattı ve bu düşüncesinin de değişmediğini ifade etti.
Özkök Paşa, açıklamalarından sadece bir sözcüğün veya cümlenin öne çıkarılması, öncesindeki ve sonrasındaki ifadelerden koparılması nedeniyle özellikle gazete başlıklarının düşüncesini tam yansıtmadığını hatta yanlış anlamalara meydan verecek biçimde bağlamından yansıdığını da belirterek şu örneği verdi:
“Gazetecilerin sorularına verdiğim yanıtlar, bağlamından kopuk sunulunca anlam farklılaşıyor. Önündeki, arkasındaki cümle okunmayınca farklı anlamlar çıkarılıyor. Bu iş Bektaşi fıkrasına döndü. Bektaşi’ye sormuşlar:
- Niye namaz kılmıyorsun?
Demiş ki:
- Kuran’da namaz kılmayın, yazıyor da ondan.
‘Olur mu’ demişler:
- Kuran’da namaz kılmayın yazar mı?
‘Getirin Kuran’ı’ demiş Bektaşi, açmış bir cümleyi göstermiş:
- Bakın ne yazıyor burada? Namaz kılmayın, yazmıyor mu?
Bakmışlar ki, ‘namaz kılmayın’ yazıyor gerçekten ama bu ifadenin bir de öncesi var, cümlenin tamamı şöyle:
- Kendinizi bilmeyecek kadar sarhoş iken namaz kılmayın!
Benim ifadelerim de böyle oldu. ‘Mahkeme kararı adil değil mi’ diye soruluyor, ben cümlenin başında, ‘hukukçu değilim, adildir, değildir diyemem’ manasında ‘yargılayamam’ diyorum, bu kısmı görülmüyor, sadece başlık okunuyor ve farklı anlam çıkarılıyor. Keza askerlik mantığını anlatıyorum, bu mantığa göre astın üstün emirlerine itaat ettiğini, böyle yetiştirildiklerini, böyle olmasına rağmen aynı sorumlulukta görülmeleri halinde kayıplarının çok daha fazla olduğunu, bu nedenle alt rütbedekilere daha çok üzüldüğümü söylüyorum, buradan da, ‘bize suçlu dedi’ gibi bir sonuç çıkarılıyor. Bunlara üzülüyorum.”

“Tolga Örnek’i hoşgörüyorum”
Özkök Paşa, Balyoz davasında 20 yıl ceza alan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in oğlu Tolga Örnek’in, Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman’ı kastederek, “amca dediğim için utanıyorum” şeklindeki sözlerine de üzüldüğünü belirtti. Bu konudaki soruma şu yanıtı verdi:
“Tabii okudum bu sözleri ve çok üzüldüm. Gençliğine, acısına, üzüntüsüne veriyorum ve hoşgörüyorum. Şimdi olay çok taze, duygulanmış olması çok normal. Üzüntüsünden kaynaklandığını düşünüyorum.”

“Milli mutabakat hükümeti”
Özkök Paşa, Balyoz davasına konu olan 1. Ordu’daki plan seminerinde, en kötü senaryo oynanırken çerçevenin aşıldığı, gerçek kişi isimlerinin kullanıldığı ve bu konuda Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’a inceleme emri verdiği şeklinde özetlenebilecek ifadesiyle ilgili sorum üzerine de şöyle konuştu:
“Çetin Paşa’nın (Doğan) bazı konuşmalar yaptığı kulağıma gelmişti. Kalabalık içinde bazı konuşmalar yaptığı, ‘milli mutabakat hükümeti’nden söz ettiğini duymuştum. Bu seminerde de bu yönde konuşmalar yaptığı da geldi. Ben de bunun üzerine Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Paşa’ya (Yalman), ‘böyle şeyler geliyor kulağıma, şuna bir bak, bir incele’ dedim. Yoksa öyle yazılı bir emir vermedim. Olay bundan ibaret. Zaten sonra o dönemde Genelkurmay İkinci Başkanı olan Yaşar Paşa (Büyükanıt) ile yine o dönemde Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı olan İlker Paşa (Başbuğ) mahkemede bilgi verdiler. Bizi de bilgilendirenler zaten onlardı. Ben, bunu da size ifade etmiştim, siz de yazmıştınız. Bizim bildiklerimiz de onların verdiği bilgiler, demiştim.”