T.C. tepkisi yol gösterici olmalı

Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan T.C.’nin bazı kamu kurumlarının tabelalarından kaldırılması kamuoyunda güçlü ve yaygın tepkiye neden oldu.
Milyonlarca kişi, facebook adreslerinde isimlerinin başına T.C. rumuzunu ekledi.
Gerekçesi nasıl izah edilirse edilsin halk bu uygulamayı kabul etmedi. Öne sürülen gerekçelerden tatmin olmadı.
T.C. konusunda gösterilen tepki iyi okunmalı ve süreci yönetenler ve tarafları açısından yol gösterici olmalıdır.

Simgelerle oynama mesajı
Bu sürecin, Kurtuluş Savaşı’nı, başta bayrak olmak üzere ulusun değerlerini, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü silikleştirerek, zaman zaman yok sayarak ve hatta suçlu ilan ederek yürütülmesi yapılabilecek en büyük yanlıştır. Akil İnsanlar olarak belirlenen heyet mensuplarının illere yaptıkları ziyaretlerde karşılaştıkları sorular bunu kanıtlıyor.
Süreç yürütüyoruz diyerek, bu simgelerle oynanmamalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti’ni gizleyerek, yürümeye çalışmak doğru bir yöntem değildir.
Akil İnsanlar’la toplantı yapılan salonlarda halkın Türk bayrağı ve Atatürk resmi görmek istemesi, yokluğuna tepki göstermesi de bunu kanıtlıyor.

Atatürk’e bakış
Türkiye’de mütedeyyin olarak tanımlanan dindar kesimlerin, Atatürk’le de Türk bayrağıyla da, Türkiye Cumhuriyeti’yle de T.C. rumuzuyla da bir sorunları yoktur. Atatürk, dindar kesimlerin gözünde de ulusal kahramandır. Zaferle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı’nın lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderidir.
Atatürk’le sorunlu kesim, mütedeyyin tanımının dışında kalan dini esaslara dayalı devlet isteyenlerle, ayrılıkçı olanlardır.
Bu gruplara bakarak Türk milletini oluşturan büyük gövdenin değerlerini ve simgelerini örseleyecek hareketlere yönelmek sürecin tüm tarafları için hata olur.

Temel amaç
Temel amaç, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti tanımını toplumun her kesiminde yaşama geçirmek ve her birey için güvence haline getirmek olmalıdır.
Bu amaç, bireysel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri kaldırmak, yüzyılların getirdiği ortak kültürü, ortak değerleri tahrip etmeden, farklılıkların siyasal birlik içinde yaşanmasına olanak sağlamakla mümkün olur. Bunun koşullarından ilki samimi bir şekilde terörün terk edilmesidir. Hiçbir gerekçenin terörü haklı göstermeyeceği konusunda samimi görüş birliği oluşturmak ve bunu da ilan etmektir.
Terörü, siyaset yöntemi olarak haklı göstermeye çalışmak, salam politikası izlemek, sürece stratejik hedefi gizleyerek taktik kazançlar hesabıyla bakmak, geri tepecek bir yaklaşımdır.

Baydemir’in sözü
Diyarbakır’daki Milliyet toplantısında Belediye Başkanı Osman Baydemir, çok sık, “Dikkat edin biz Türklere kötü bir söz söylemedik, Türk halkıyla bir sorunumuz yok, niye olsun?” vurgusu yaptı.
Türkler de Kürtlere kötü bir söz söylemedi. Türk halkının da Kürtlerle bir sorunu olmadı. Yıllardır aynı mahallede, aynı işte, aynı evde barış içinde yaşadılar. Kürtlere değil, PKK’ya, teröre söz ettiler. Ayrılmaya, ayrılıkçılığa itiraz ettiler. Sorunu, her zaman devletin güvenlik güçleriyle PKK arasında bir konu olarak gördüler. Terörle mücadeleyi güvenlik güçlerinin işi ve sorumluluğu olarak algıladılar. Ne Türkler ne Kürtler birlikte yaşadıkları yerlerde birbirlerine düşmanlık yaptılar. Bu çatışmanın günlük yaşamlarına yansımasına izin vermediler.
Toplumun gösterdiği bu olgunluk, bu hoşgörü paha biçilmez bir şanstır.
Bu şans heba edilmemelidir.