Taşeron

Taşeron

       İTALYAN halkı da ne çektiyse, kendisini başka güçlerin taşeronu yapan yöneticilerinden çekti. İkinci Dünya Savaşı dönemindeki İtalyan yönetimi, Hitler Almanyası'nın taşeronuydu. D'Alema başkanlığındaki bugünkü iktidar acaba kimin taşeronu?
       İnsan, İsa'dan bu yana tarihi şöyle bir düşününce hayrete düşmekten kendisini alamıyor. Muhteşem Roma İmparatorluğu'nun merkezi, Rönesans'ın beşiği, Aydınlanma'nın ilk yuvası İtalya'daki kültür birikiminin, gelip D'Alema adında bir garip politikacıya dayanması ne kadar hazin. Öyle bir politikacı ki, Batı Avrupa'da komünizmin son kalıntısı. Ne kendi halkına, ne dünyaya söyleyeceği bir şey var. Hasbelkader iktidara gelmiş abuk sabuk bir koalisyonun tamtakır başbakanı. Ne tarih bilgisi, ne uluslararası politika birikimi, ne stratejik değerlendirme yeteneği, ne de bir karış ötesini görebilecek vizyonu var.
       Uçak kaçırarak şöhret olmak isteyen hava korsanları gibi, teröre sahip çıkarak Avrupa'da sesini duyurmak isteyen bir zavallı. Üstelik koskoca İtalyan devletini yalancı durumuna düşüren bir zararlı. İtalyan makamlarının Ankara'ya gönderdiği ve Adalet Bakanı Denizkurdu'nun televizyonlardan okuduğu mesajda, "Abdullah Öcalan'ın iade edilmek üzere tutuklandığı" yazıyordu.
       İtalyan Başbakanı basın toplantısı yapıyor. Önüne Öcalan'dan bir not getiriyorlar, "Ben terörü bıraktım" diye. O da, "Gördünüz mü, bırakmış" diyor. İtalya Başbakanı'nın komikliğine bakın, maskaralığa bakın.
       İtalya Başbakanı, Türkiye Başbakanı ile görüşmek istiyor. "Galatasaray -Juventus maçında buluşalım" diyor. Ciddiyetsizliğe bakın.
       Aslında bütün bu tavırların D'Alema ve benzerlerinden gelmesine şaşırmamak gerek. Komünizm çökünce Batı Avrupa'nın komünistleri sap gibi ortada kaldılar. Çareyi çevrecilikte, çayır çimen edebiyatı yapmakta buldular. Onu da yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Ve anlaşılan şimdi de "reytingi yüksek" terör örgütlerine sahip çıkarak varlıklarını kanıtlamak istiyorlar.
       Güç sahipleri, bunlardan daha safsalak taşeronlar bulamazlardı. O güçler, Haçlı seferlerini başlatan gariban papaz Pierre L'Ermit'i 800 yıl sonra bugün İtalya'da buldular.
       Bu işin içinden insan kanı ve uyuşturucuya bulanarak çıkacak olmaları da umurlarında değil. Eski komünistler, nasıl olsa bir yolunu bulur, bir başka kılığa girerler.
       Acı olan, bu pisliğe "insan hakları" gibi yüce bir ilkenin alet edilmesi. Acı olan, bu oyunun İtalya gibi, uygarlığın beşiği bir ülkede sahnelenmesi. Türkiye'de demokrasinin yetersiz olduğu malumdur, insan hakları ihlallerinin hala önlenemediği de biliniyor. Bunları bahane ederek, 30 bin kişinin ölümünden sorumlu bir terör örgütüne ve onun liderine sahip çıkmak, biraz, açıklanması zor bir "insan hakkı" olmaz mı?
       Diyelim ki, PKK'yı siyasallaştırdınız. Ya sonra? O siyasal yapı gelip nerede oturacak? 14 yıldır PKK'ya maddi - manevi her türlü desteği verdiğiniz halde silah zoruyla alamadığınız Güneydoğu'da mı? Yoksa, yeniden ve çok daha büyük ölçüde silaha mı başvuracaksınız? Yoksa, Türkiye'ye Saddam'ın Irak'ı muamelesi mi yapacaksınız?
       Sevgili Avrupalılar... Şöyle çevrenize bir bakın. 21'inci yüzyıla girerken Amerika atı almış Üsküdar'ı geçiyor. Siz hala 19'uncu yüzyıl tezgahlarıyla sömürgecilik oynuyorsunuz. Ve bayraktarlığını yaptığınız kutsal değerlerin ırzına geçiyorsunuz.
       Evet, D'Alema ve Apo birbirlerine yakıştılar.
       Ama D'Alemalık İtalya'ya, Avrupa'ya yakışmıyor.


Yazara E-Posta: h.bila@milliyet.com.tr