Tuğluk’tan çifte tehdit

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) olağanüstü toplantısında Aysel Tuğluk’tan çifte tehdit geldi.
Kastamonu’dan dönmekte olan Başbakan’ın konvoyuna yapılan, bir polisin şehit olduğu bir diğerinin yaralandığı terör saldırısından bir gün sonra konuşan Tuğluk, hem şiddetin artabileceği hem de kendi demokrasi ve sistemlerini kuracakları yönünde tehdit yüklü bir konuşma yaptı.

“Kötü şeyler olacak”
Tuğluk, terörün tırmanacağı tehdidinde bulunurken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açılım politikası öncesinde “iyi şeyler olacak” sözüne atıf yapmayı unutmadı. Buna karşılık, “Cumhurbaşkanı Gül güzel şeyler olacak, demişti. Bunca zaman geçti, olmadı. Şimdi yine keskin bir dönemeçteyiz. Dilim varmıyor demeye ancak, ‘kötü şeyler olacak’ ifadesini bir his olarak dillendirmek durumundayım” dedi.
Aysel Tuğluk’un sözleri bir histen öteye anlam taşıyor olmalı. “Kötü şeyler olacak” hissi, seçim öncesinde terörün tırmanacağı yönünde bir işaret olarak algılanabilir.
Bu sözler, DTK ve katılımcısı BDP’nin “demokratik mücadele” söylemini tekzip eden sözlerdir.
Bu zihniyet terörü kınamak, lanetlemek, reddetmek bir yana terör tehdidiyle siyaset yapmayı sürdürüyor. Bu nedenledir ki, barış ve demokrasi söylemi inandırıcı olmuyor.

İsyan ve siyasal tehdit
Kastamonu’da Başbakan’ın konvoyuna yapılan saldırının dumanları tüterken ve şehit edilen polis henüz toprağa verilmişken, bizim dediklerimiz olmazsa, “kötü şeyler olur” tehdidini savurabilen Tuğluk, siyasi alanda da, “kendi demokrasimizi ve yönetimimizi kurarız” diyerek, siyasi tehdidi de gündeme sürdü.
Tuğluk’un ayrılık rüzgârı estiren sözleri şöyle:
“Devletle olmuyorsa, halkımız kendi demokrasisini kuracak ve kurduğu sistem içinde yaşamasını bilecek kadar örgütlüdür. Bu statüsüzlük durumu daha fazla devam edemez. Mısır gibi olur, Suriye gibi mi bilinmez. Ancak bir statü kazanılacak ve ne pahasına olursa olsun savunulacaktır.”
Devlet, Öcalan ve PKK’nın taleplerini kabul etmezse izlenecek yol haritası Diyarbakır’da zaten fiilen kurulmuş olan alternatif parlamentonun ve yönetimin ilan edilmesi olarak görülüyor. PKK ve DTK bunu şimdilik “özerklik” olarak ifade etmekle yetiniyorlar. Eğer İmralı görüşmelerinden ve yeni anayasadan bu sonuç çıkmazsa, “fiili özerklik” ilanıyla işe başlanacak.
Siyasi tehdidin ulaşacağı nokta da böyle tarif ediliyor. Anlaşılan yöntem ise, “Mısır ve/veya Suriye”deki halk ayaklanmaları olarak benimsenmiş. Tuğluk, buna “isyan” diyor. “İnkâr, isyanı büyütür” sözleri de bunun işareti.
Bu söylemin Güneydoğu’da etkili olacağı açık. Silahlı tehdit altında sandık güvenliği ne kadar sağlanabilecek; seçmen tercihini ne kadar özgür iradesiyle yapabilecek, bu da tartışmalı olacaktır.
Tuğluk’un dili, barış ve demokrasi dili değildir.

Halit Çelenk’in vedası
Türk hukuk dünyası sembol isimlerinden birini daha kaybetti. Ünlü hukukçu Halit Çelenk, dün yaşama veda etti. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın avukatı olarak idamları durdurmak için gösterdiği büyük çabayla anılan Halit Çelenk’in meslek yaşamı, darbelere karşı hukuk mücadelesiyle geçti. Yaşamı boyunca idamları durduramamanın ve infaza tanıklık etmenin hüznü yüzünden hiç eksik olmadı.
İlerleyen yaşına rağmen mücadeleden ve üretimden hiç vazgeçmedi. Sadece bir avukat, yetkin bir hukukçu değil aynı zamanda önemli bir fikir adamıydı. İnandığı yolda çizgisini ve duruşunu hiç bozmadı.
Yaşamın cilvesine bakın ki, dün yaşamını yitiren Halit Çelenk, bugün; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edildiği 6 Mayıs günü, Ankara’da Karşıyaka mezarlığına defnedilecek. Yakınları Halit Çelenk’in Gezmiş, İnan ve Aslan’ın mezarlarına yakın defnedilmeyi vasiyet ettiğini de belirttiler.
Halit Çelenk’e Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.