Türk Yargıç Ali Güzel

Fikret Bila

ANAMUHALEFET lideri Mesut Yılmaz'ın, "devlet içinde çeteler var" sözüne iktidar liderleri o kadar içerlemişler ki, yatıp - kalkıp aksini kanıtlamaya çalışıyorlar.
Halkımızın "resmi yazı"ya saygısını bildiklerinden "yazılı" olarak sormuşlar:
- Sayın MİT sizde çete var mı?
- Yoktur.
- Sayın Jandarma sizde?
- Yoktur.
- Sayın Emniyet?
- Bizde de yok.
Yazılı yanıtlar "yoktur şeklinde olunca da, çete işi "devlet işi" olmaktan çıkıp, sanki özel sektöre devredildi...
Oysa Ceza Yasamızın 313. maddesi, çeteyi, "her ne suretle olursa olsun cürüm işlemek için teşekkül meydana getirenler..." biçiminde tanımlarken, "özel sektör", "kamu sektörü" ayırımı yapmamış...
Devletin, "kuruluş ve görev yasası"na dayanarak Devlet Planlama Teşkilatı kurar gibi, hukuka uygun "çete" kurması elbette mümkün değil. Ama, cebinde "devlet memuru veya görevlisi" kimliği taşıyan kişilerin "çete" oluşturmaları mümkün...
"Devlet çeteleri" kavramını kullanmanın, resmi kimlik taşıyanların kurduğu çeteleri, "özel sektör" çetelerinden ayırmak dışında bir amaç ve işlevi yok...
Bunun böyle olduğunu anlamak için Çetin Altan'ın bir daha yargılanması gerekti. Susurluk cephesinde beklenti oydu ki, "Ben istiyorum ki devlet çete olmaktan çıkıp hukuka otursun" diyen Çetin Altan, devlete çete demekten mahkum olacak ve böylece devlette çeteler olmadığı mahkeme kararıyla da kanıtlanacak. Haliyle de Susurluk davalarında "çete" ve "çete başı" iddiaları ortadan kalkacak...
Ama, evdeki beklenti, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne uymadı...
Mahkeme Başkanı Yargıç Ali Güzel şöyle karar verdi:
"Düşünce açıklama özgürlüğünün varlığı; çoğunluğun inandığı ve iktidarı kullananların dile getirdiği görüşlerin söylenebilmesiyle değil, bunlardan farklı belki de bunlara zıt görüş ve düşüncelerin de ifade edilebilmesiyle anlaşılır... Hukuk devletinin hakim olduğu demokratik bir toplum hayatının asıl teminatı; toplumun duyarlılığında ve yurttaşların bilinç ve iradesindedir. Bu ilkeler açısından bakıldığında davada sözü edilen söyleşide konuşan Çetin Altan topluma ve devlete dair iyileştirme dilekleriyle birlikte düşünce ve eleştirilerini belirtmekte, doğru bulmadığı tavır, görüş ve uygulamalara karşı tepkisini dile getirmektedir... Dava konusu söyleşinin bütünü nazara alındığında söyleşi yapılan kişinin düşüncelerini açıklaması ve doğru bulmadığı görüş ve uygulamalara karşı eleştiri ve tepkisini dile getirmesi niteliğinde olduğu kabul edilmiş ve iddia edilen suç kastı ile hareket edildiği sabit görülmemiştir. Bu nedenlerle sanıkların beraatine."
Yargıç Güzel, siyasal iktidarı değil, "toplumun duyarlılığı ve yurttaşların bilinç ve iradesi"ni teminat olarak gördü.
Ve Türkiye'nin İtalya'dan savcı ve yargıç ithal etmesine ihtiyacı olmadığını kanıtladı...