Yıldırım: Köprünün ismi değişmeyecek

Milano’da 3. köprünün testlerine katılan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, “Rüzgâr testlerini geçen köprü depreme dayanıklı olacak” diye konuştu. Köprünün isminin değişmeyeceğini söyleyen Yıldırım, “Yavuz Sultan Selim isminde geri dönüş olmayacak. Bu konuda reaksiyon almadım” dedi.

Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi nedeniyle Alevi derneklerinin tepkisini çeken ve tartışmalara neden olan 3. boğaz köprüsü, Milano Teknik Üniversitesi’ndeki rüzgâr testinden başarıyla geçti.
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Karayolları Genel Müdürü Cahit Turhan, yüklenici firma İçtaş Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Çeçen ve İtalyan Astaldi firmasının yöneticilerinin katıldığı testte, 3. köprü saatte 300 kilometre hızla esen rüzgârdan etkilenmedi. Köprü ayrıca en yüksek şiddete sahip depreme karşı da dayanıklı inşa edilecek.

“Geri dönüş yok”
3. köprünün testlerden başarıyla geçmesinden mennun kalan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’la Como Gölü’nü tepeden gören bir mevkide sohbet ettik.
Yıldırım, köprüye Yavuz Sultan Selim adı verilmesine ilişkin itirazların sorulması üzerine, şu değerlendirmeyi yaptı:
“İsim konusunda bir geri dönüş olmaz. Ben gemiciyim. Gemici diliyle söylersem geri manevra olmaz. Gemicilikte bu manevra her zaman risk taşır. Ayrıca Yavuz Sultan Selim ismi çok yaygındır. İstanbul’da da Anadolu’da da birçok mahallenin adı, okulun adı, caminin adı Yavuz Sultan Selim’dir. O nedenle ben bu konuda doğrudan bir reaksiyon almadım. Ayrıca bazı tarihçiler de örneğin Prof. Dr. Feridun Emecen’in arşiv belgeleri de bu iddiaların doğru olmadığını ortaya koyuyor. Hatta oradaki olay, tarihçilerden aldığım bilgi, iki Türk sultanının birbirine horozlanmasının sonucunda olan bir olaydır. Sen mi güçlüsün ben mi güçlüyüm meselesinden farklı değil. İşi Alevi-Sünni katliamına dönüştürmek abartılı bir şey. Gerçekcilikle alakası yok.“
Bakan Yıldırım, Alevi vatandaşların tepkisiyle ilgili olarak şöyle devam etti: “Biz iç içe büyüdük. Benim adım Binali. Erzincan’da hiçbir sorun yaşamadık. Ben böyle bir bölgeden geliyorum. Bence tartışma abartılıyor.”

Gezi Parkı olayı
Bakan Yıldırım, Gezi Parkı olaylarını değerlendirirken de şöyle konuştu:
“Takip ettiğim kadarıyla iki olayı birbirinden ayırmak lazım. Birincisinde çevre duyarlılığıyla hareket eden bir topluluk var. İkincisinde ise bu olayı istismar eden maksatlı hareket edenler var. Halisane duyguyla hareket edenleri bazı yasadışı örgütler istismar ettiler. Oraya yığma yaptılar. Ana muhalefet milletvekilleri de katkı verdiler. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, her ne kadar ben bireysel olarak buradayım demiş olsa da bunu kimse yutmaz. Bir kaos çıkması için uğraşanlar var.

“Halisane bir girişim”
Ben yaptığımız her projenin her detayını herkesle konuşmaya hazırım. Gezi Parkı’ndaki gençlerle temasım olmadı ama arkadaşlardan aldığım bilgiye göre herhangi bir yasadışı örgütle irtibatı olmayan halisane bir girişim. Böyle olduğunu baştan bilmiyordum. Sonra bu inisiyatifi başka bir mecraya yayarak, bunu yurt çapında direnişe döndürme gayreti. Gönderilen mesajların yüzde 35’i İngilizce, diren falan, yazık memlekete. Cihan harbi mi yapıyoruz, neye direniyoruz?”

“Eksiklikler olabilir”
Yıldırım, “İletişim sorunu olduğunu düşünüyor musunuz” sorusunu yanıtlarken de şöyle dedi:
“Eksiklikler olabilir. Bence de bunun yanı sıra bu meselenin peşinde olanların enine boyuna araştırıp sorumluluk duygusu içinde yaklaşmaları lazım. Özeleştiri yapmak erdemliliktir ama yapılacak işleri de engellemeyelim. İletişim kanallarını daha iyi tutmak lazım. Belki proaktif hareket etmek lazım. Genellikle işe yoğunlaşıp olayların arkasından yetişmeye çalışıyoruz. Olacakları öngörerek hareket etsek daha faydalı olur. Onu da başaramıyoruz, onu da kabul ediyoruz. Çevrecilik hassasiyetinin başladığı olay değil. O olay ona vesile olmuştur. Bunların bağlantıları mutlaka belirlenecek. Fotoğrafın bütünü görülecek. Onun için şu aşamada söylenecekler biraz tezvirat olur ama Türkiye’nin son 10 yılda kazandığı istikrar ve güvenden, faizlerin inmesi, enflasyonun düşmesi, yatırımların hızlanması birilerini rahatsız etmiş olabilir. Bu parayı ülkenin refahı için harcayacağız, bu da birilerinin kafasına takılmış olabilir. Benim vatandaşım bana her şeyi söyler, sert de söyler, yumuşak da söyler ama başka bir ülkenin benim projelerime karşı çıkması had bilmemezliktir. Kişisel fikrini kişisel sohbetlerde söylersin ama devlet sesiyle söyledin mi münasebetsizlik olur.”

“Biz mutlu değiliz”
Yıldırım, kriz yönetiminde bir zaaf olup olmadığı yolundaki bir soruyu yanıtlarken de şöyle dedi:
“Yaşananların hiçbirimizi mutlu etmediğini hepimiz biliyoruz. ülkeyi yönetenler içinde dışında olanlar mutlu değil. Mutlu olanlar var; illegal örgütler mutlu. Çünkü amaçlarına ulaşmak için ciddi hamle yaptılar. Kriz yönetiminin genel prensibi bellidir. En önce siz bileceksiniz, siz duyacaksınız ve her zaman doğruyu söyleyeceksiniz. İletişim o kadar gelişti ki devletin hızı iletişimin hızının gerisinde kaldı. Olay bu. İşin bence zaaf noktası da burası.”

“Polis emir kulu”
Bakan Yıldırım, polisin aşırı güç kullanması konusunda ise şu değerlendirmeyi yaptı:
“Polis, emir kuludur. Ne talimat verilirse onu yapar. Polis, özellikle de Çevik Kuvvet 30 yaşın altındaki gençlerden oluşuyor. Polisler, şiddet kullanmama ve sabırlı olma konusunda iyi bir eğitimden geçiyorlar. Profesyonel aktivistler de bunu bildikleri için gidip bu genç polislerin kulağına galiz küfürler ediyorlar. Ondan sonra adamın şalteri atıyor. Anasına, babasına küfrediyorlar ve polisi çileden çıkarıyorlar.”

“Yargı kararı doğru değil”
Bakan Yıldırım, İstanbul 6. İdare Mahkemesi’nin verdiği yürütmeyi durdurma kararını içine sindiremediğini de belirterek, şu yorumu yaptı:
“Yargı, yürütme durdurma kararı verdi. Elbette hukuk devletiyiz. Ama bu kararı içime sindiremedim. Çünkü mahkeme, kararı, duyuma göre vermiş. Duyuma göre yürütmeyi durdurma kararı verilir mi? Ortada başlayan bir iş yok. Yürüyen bir iş yok. Duyuma göre yürütmeyi durduruyorsunuz. Bu bakımdan doğru bulmuyorum.”

Yıldırım: Köprünün ismi değişmeyecek
SINAVI GEÇTİ
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, Milano’daki Politeknik Üniversitesi’nde İstanbul Boğazı’na yapılacak 3. köprünün rüzgâr testine katıldı. Köprü 300 km hızdaki rüzgârdan bile etkilenmeyerek sınavı başarıyla geçti.

‘Başbakan’a haksızlık’
Yıldırım, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın çevreye duyarsızlık, yeşile karşı olmakla suçlanmasını “haksızlık” olarak niteledi ve şöyle konuştu:
“İstanbul’un eski hallerine bakın. İstanbul, Başbakan Erdoğan’ın belediye başkanlığı zamanında ağaçlandırılmıştır. Ağaç Aşığı diye belediyenin kurduğu şirket, İstanbul’da milyonlarca ağaç dikmiştir. Buna rağmen Erdoğan’ın suçlanmasını kaldıramıyorum, ağırıma gidiyor. Örneğin, Süzer’in binası dikildiği zaman Erdoğan karşı çıkmıştı. Dozerin üstüne bile çıkmıştı ama dönemin başbakanı müdahale etti, orayı başka bir belediyeye bir gecede bağlayıp inşaat yaptırdı. Süzer’in binası dikilirken, ben ortada çevreci görmedim. Hiçbir çevreci gelip oraya çadır kurmadı. Keza, Koç Üniversitesi yapılırken de biz karşı çıktık. Ama yine dönemin başbakanı oraya yaptırdı, ağaçları kestirtti. O zaman da Koç Üniversitesi’ne karşı çevreciler ortada yoktu, kimseyi görmedik. Bu çifte standarttır.”
Yıldırım, Taksim Dayanışması’nın Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılmayacak, referanduma da gidilmeyecek, şeklindeki tepkisini de şöyle değerlendirdi:
“Dayatma var”
“Bu arkadaşlar kimi temsil ediyor bilmiyorum. O gençleri temsil ediyorlar mı? Zannetmiyorum. Ama bir dayatma yapıyorlar. Referanduma gidilmemeli diyorlar. Kışla yapılmaz diyorlar. Eğer bizim tutumumuz dayatmaysa bu arkadaşların tutumu da dayatmadır. Şimdi düşünce şu, bunu aslında uygun olarak inşa edelim. Anıtlar Kurulu, idare mahkemesi filan süreç başka bir boyut kazandı. Onların sonucuna göre karar verilecek. Yargı kararına tamam diyecek halimiz mi var? Oranın AVM olacağına dair Başbakan’ın bir sözü de yok. Bu yayalaştırma projesi nedir. Orayı egzoz dumanlarından kurtarmak istiyoruz. Topçu Kışlası da konuşulmadan karşı çıkılıyor. Fikirleri söylemek camı, çerçeveyi indirerek olmaz.”
“20 IP adresi tespit edildi”
Yıldırım, sosyal medya çerçevesinde provokasyon yapan adreslerin tespit edilip edilmediği yolundaki soru üzerine de şunları söyledi:
“Sosyal medyanın gücü tartışılmaz. Ülkemizde gelişmiş ülkelerden daha etkin kullanılıyor. 35 milyon kullanıcı var. Buradan halihazırda çok büyük mağduriyetler de olur, takip edemiyoruz. Ocakları, yuvaları dağılanlar var. İnsanları galeyana getirdiler. Bunu yapanlar 20 tane IP adresiyle ilgili, hepsi tespit edildi. O adresler üzerinden sosyal medyayı yönetiyorlar. 20 IP’den yeni açılmış hesaplarla yapılmış. O gün bütün kurumlara hacker saldırısı oldu. Bizim TİB sabaha kadar çalıştı. Bu işi yasal düzenlemelerle tamamen çözmek mümkün değil.”