Yolsuzluk ve yoksulluk

Yolsuzluk ve yoksulluk


Toplumun yeni hükümetten beklentisinin, "yolsuzluk ve yoksullukla mücadele" olduğu saptaması doğrudur.
3 Kasım seçim sonuçlarında bu beklentinin büyük payı olduğu da gerçektir.
Türkiye’nin yaşadığı iki büyük ekonomik krizin nedenleri arasında "yolsuzluk ekonomisi"nin bulunduğu da biliniyor.
Bir önceki hükümet döneminde başlatılan yolsuzlukla mücadele konusunda önemli mesafe alındığı, ancak, belirli aşamalarda bu mücadelenin durdurulduğu, dondurulduğu, etkisizleştirildiği de doğrudur. Bu durum, yolsuzluk mücadelesinin siyasi ve ticari güç odaklarına çarptığı noktalarda ortaya çıkmıştır. Çarpılan noktalar o kadar güçlü çıkmıştır ki, yolsuzlukla mücadelede mesafe alan bakanlar ve yöneticiler bu görevlerinde kalamamışlardır.
Şimdi yeni hükümetin, bu noktalara çarpsa da yolsuzlukla mücadeleyi etkin şekilde başlatması ve sonuna kadar sürdürmesi gerekiyor. AKP hükümetinin sandalye sayısı bunun için yeterli olduğu gibi tek parti hükümeti olmanın kolaylığı bu mücadelede yardımcı olacaktır.
Siyaset - ticaret ilişkisinin oluşturduğu güç odaklarıyla mücadele etmek için dokunulmazlık zırhının siyasetten de, bürokrasiden de, mafyadan da çıkarılması gerekmektedir. Ancak, hükümetin ilk önce el atacağı düşünülen dokunulmazlık konusunda isteksiz davranması ve ayak sürümesi bu konuda toplumdaki umut ve beklentiyi hayal kırıklığına uğratmaktadır.
Erdoğan ve Gül, bazı AKP’li milletvekilleri ve bakanları da etkiler düşüncesiyle bu adımı atmaktan kaçınmamalıdırlar. Eğer kaçınırlarsa, bu kez, AKP’li bakanlar ve milletvekilleri hakkında kuşku yaratacaklar ve toplumun 3 Kasım’da gösterdiği güveni sarsacaklardır.
Yeni hükümetin süratle el atması gereken bir diğer konu da yoksullukla mücadeledir. İki büyük ekonomik krizin faturası büyük ölçüde dar ve sabit gelirli çalışanlara çıkmıştır. Reel olarak gelirleri eriyenlerin yanı sıra, işinden olan çalışan sayısı da milyonu bulmuştur.
İşçi, memur, emekli maaşları satın alma gücü itibariyle anlamsız düzeylere gerilemiş, işinden olan insanlar, açlık sınırına sürüklenmişlerdir.
AKP’ye dönük başta gelen beklentilerden biri de bu kesimlere güvenli, sürekli ve insanca yaşamaya yetecek gelir aktarılmasıdır.
Bu aktarım, sadece sosyal yardımlaşma duygusuyla yapılacak birkaç poşetlik yiyecek, giyecek ve yakacak yardımıyla sınırlı olmamalıdır. Televizyonlara yansıtılan ve onur kırıcı olan bu tür yardımlar, sorunu kökünden çözmeyecektir.
Yeni hükümet bir yandan iş olanakları yaratarak, yatırımları özendirerek, bu kesimleri yeniden gelire kavuşturmalı, diğer yandan da kapsamlı bir kamu personeli reformuyla maaşları insan onuruna yakışacak bir düzeye çekilmesini sağlamalıdır.
Yeni hükümetin unutmaması gereken, iki krizin faturasının da bu kesimdeki insanlar tarafından ödenmiş olmasıdır.
"Nereden buldun"u kaldırıp iş ve finans dünyasının beklentisini ilk gün karşılayan hükümetin, çalışan ve işsiz kesimin beklentisine de aynı özen ve hızla yaklaşması gerekir...