Yolsuzlukla mücadele

Yolsuzlukla mücadele


     Türkiye'de yolsuzlukların ekonomik krizi tetikleyecek kadar büyük boyutlarda olduğu biliniyor.
     Bunu gelmiş geçmiş hükümetler de biliyordu. Bugünkü hükümet de biliyor.
     Gelmiş geçmiş Meclisler de biliyordu, bugünkü Meclis de biliyor.
     Her iktidar değişikliğinde Türk halkı umutlandı.
     Yolsuzlukla mücadele edileceğini, hırsızların, yolsuzlukların kim olursa olsunlar yargı önüne çıkarılacağına inandı.
     O kadar inandı ki, İtalya'ya özendi. "Temiz toplum", "temiz eller" kampanyalarına çok büyük destek verdi.
     Meclis'te kurulan araştırma, soruşturma komisyonlarına bel bağladı. Bu komisyonlarda yapılan çalışmaları takdir etti.
     Ama sonuçta baktı ki, bir şey değişmiyor.
     Meclis araştırsa da, soruştursa da, Genel Kurul'da her şey ve herkes "aklanıyor", dosyalar kapatılıyor. Siyasi pazarlıkla ortada ne yolsuzluk kalıyor ne usulsüzlük.
     Yolsuzlukla mücadele eden bakanlar hükümetten, memurlar devletten uzaklaştırıyor, soruşturulanlar da sütten çıkmış ak kaşık gibi toplum içinde ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.
     Şimdi Meclis'te yine yolsuzlukları araştırma komisyonu çalışıyor.
     Birçok kişiden bilgi ve belge alıyor. İşadamlarını, eski bakanları, bürokratları çağırıyor, sorular soruyor, yanıtlar alıyor.
     Bugüne kadar komisyona verilen bilgiler, Türkiye'de yolsuzluğun boyutunu değil ne kadar üst düzey ilişkilere dayandığını ortaya koydu.
     Bu ilişki yumağı ortaya çıkarılmadıkça ve cesaretle üzerine gidilmedikçe, değişen bir şey olmaz.
     Ticaret - siyaset, mafya ve medya ilişkileri en ince ayrıntılarına kadar ortaya çıkarılmalıdır.
     Bu ilişki yumağı içinde kim siyasi, kim ticari, kim silahlı, kim medya gücünü kim veya kimler için ve nasıl kullandı, açıklığa kavuşmalıdır.
     Tuzun da kokmaya başladığı ülkemizde, yolsuzlukla ciddi biçimde mücadele etmek ve bu süreci sonuçlandırmak çok önemlidir.
     Bu mesleğimiz için ayrıca önem taşımaktadır.
     İşlevi gereği "tuz" olması ve kokmaması gereken gazeteciliğin kimlerin elinde ne hale getirildiği de böylece aydınlığa çıkmalıdır.
     Yıllarca milyonlarca dolar zarar etmeyi göze alarak elinde medya organı bulunduranların amacı nedir, bugüne kadar yaptıkları nelerdir?
     Bir gün lazım olur düşüncesiyle silah taşır gibi gazete - televizyon edinenler kimlerdir? Bugüne kadar ellerindeki basın - yayın organlarını nasıl kullanmışlardır? Siyaset ve ticaretle ilişkileri nasıl olmuştur?
     Bütün bu soruların yanıtı ortaya konulmalıdır.
     Araştırma komisyonlarında görev yapanların aramaları gerekenler bunlardır.
     Yoksa, "dostlar ve seçmenler yolsuzlukla mücadelede görsünler" türünden bir çalışma yapılacak ve sonuçta parmak hesabıyla kapatılacaksa, kamuoyunu boşuna işgal etmesinler...